Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        KONU dönüp dolaşıp Sinan Akçıl ve Ebru Şallı aşkına geliyor. Ne yapalım kimsenin sevmediği, birbirine yakıştıramadığı, inanamadığı bir aşk var ortada. Oysa ikili “Yaşıyoruz, mutluyuz” diyor biz hâlâ “Yok siz birlikte değilsiniz” diyoruz. Tuhaf bir durum değil mi? İşte bu tuhaf durumda da aşk şarkıları çıkıyor. Mesela Funda Arar’ın ‘Hafıza’sı, Ziynet Sali’nin ‘Gelemiyorum Yanına’ Sinan Akçıl’dan Ebru Şallı için yazılan aşk nağmeleri. Ve tabii şarkılar liste başı. Herkesin dilinde. Bu durumda da Sinan Akçıl şarkılarına zam yapmış. Artık eski fiyatlardan eser yok.

        Mesela Sinan Akçıl, diyormuş ki, “Ebru Şallı için yazılan aşk şarkıları 30 bin dolar, normal şarkılar 20 bin dolar”. Bak sen. Şimdi kimin neye yazıldığını nereden bileceğiz? Besteci, söz yazarına ilham nerede gelir belli mi olur? Mesela olmaz ama olacağı tutar ve normal sokaktan geçen birine duyduğun o anlık duyguyu nağmelere döktüp şarkı yapabilir. Ve onu da “Ebru Şallı için yazdım” dersen, nereden bileceğiz. Yani burada da tuhaf bir durum var anlayacağınız. Ben açıkçası bu olaya takıldım. Bir de Sinan Akçıl’ın Eurovision’a gitme isteğine takıldım. Vallahi ne yalan söyleyeyim Hadise ile katıldığım Eurovision şarkı yarışması dönemi aşk, meşk, kaçamak, şarkı, beste, aranjör falan gitti de Sinan’ın tek başına Eurovision’a katılması harbiden çok tuhaf olur. O yüzden ne olur bu tuhaflık birkaç yıldır katılmadığımız şarkı yarışmasına dönüşümüzde yaşanmasın. Sinan bizim memleket sınırları içinde şarkı söylemeye devam etsin bence. Hani besteci, söz yazarı olarak tamam da şarkı söylemek yani olmaz be Sinan’cığım. Eğri oturup doğru konuşmak lazım. Ve gerçekten “Dost gerçek söyler” lafını da bence her gün görebileceğin bir yere koymalısın.

        Yaptın yine kötülük Süheyl abi

        GAZETECİLİĞE ilk başladığım yıllarda Cihangir değil Yeşilçam sokağı popülerdi. Ve ben de sürekli o sokağa gider haber bakınırdım. Sanatçılar Kahvesi’nde oturur havasını solurdum. İşte o dönemlerde çok karşılaştık rahmetli Süheyl Eğriboz ile. Ve daha birçok Türk sinemasının ustasıyla. Ne tatlı, ne vefakâr insanlardı. Süheyl Abi hep kötü rollerde çıktı karşımıza ama bu kötü adamı biz o kadar çok sevdik ki! İşte Türk sinemasının ustalarının farkı da burada. Onları çok ama çok seviyoruz. Kaybedince anlıyoruz daha çok sevdiğimizi. Her zamanki, gibi yaşarken kıymet vermiyoruz. Bu da bizim ülkemizin bence en büyük yarası. O kadar dizi var, ortalık diziden geçilmiyor ama dizilerde hiç bu oyuncuları göremiyoruz. Eşref Kolçak geçen gün çıkıp “Kimse bana rol vermiyor, ölünce mi kıymetim bilinecek” diye isyan ediyor. Haklı, çok ama çok haklı. Ama sonuçlanmıyor ki. Dünyanın birçok yerinde yaşı ilerlemiş insan kıymetlidir. Ama bizim ülkemizde yaşı ilerlemiş insan “eski”dir. Genç insanın ise yetenekli olmasına değil güzel ve yakışıklı olmasına bakılıyor. Maalesef bu her sektörde böyle. Ve bu da gerçekten ve gerçekten bir kez daha yazıyorum bu ülkenin en büyük kanayan yarasıdır. İnsana değer verilmiyor.

        Nişantaşı'nın kuzusu

        ÇARŞAMBA öğlen Nişantaşı’nda yürüyorum. Karşıma minicik kuzusu olan bir adam çıktı. Yürütüyor kuzuyu. “Nasıl ya, şaka mı!” dedim. Sonra kuzunun başına herkes toplanmaya başladı. Ben de haliyle sordum, soruşturdum. Kuzunun sahibi “Hava alsın diye çıkardım” demez mi. Meğer evinde besliyormuş sokağa da hava alsın diye çıkarmış. Hatta sahibi, “Kediköpek geziyor kuzu da gezsin ne olacak ki” dedi. Tamam çok doğru. Gezsin, dolaşsın tabii. Onun da hakkı. Bence hiç mahzuru yok. Hatta koyun, inek, keçi, tavşan, sincap, at gibi her türlü hayvan rahat rahat gezsin de onları kim koruyacak? Kedi-köpek tekmeleyen, hayvanın her türlüsüne eziyet eden asıl tehlikelerden, ben asıl onlardan korkarım.

        Keşke

        - Başarılı insanları taşlamasak.

        - Değerlerimize yaşarken kıymet versek.

        - İnsana yatırım yapsak.

        - Kaybettiğimiz değerlerimizi öldüğü gün değil her gün anabilsek.

        - Yeşilçam’ın dev ustalarını dizilerde görebilsek.

        - Yakışıklı, güzel diye değil, yetenekli olana iş imkânları yaratsak.

        - Haklının hakkını, haksızın da cezasını verebilsek.

        - Keşke yapılan güzel bir işi “Tutmadı” diye hemen harcamayıp biraz daha arkasında durabilsek

        Diğer Yazılar