Gökhan'ın sihri: Samimiyet
FARKINDA mısınız? Son günlerde herkes Athena Gökhan Özoğuz'u konuşuyor. Oysa ki, Gökhan alıştığımız gibi magazin ile iç içe değil. Popüler kültüre hizmet etmiyor. Albümleri satsın diye bazı sanatçılar gibi ne yapacağını şaşıran biri hiç değil. Kimse ile polemiğe girmiyor. Şimdi evli ama ondan önce de magazinel aşklarla gündeme hiç gelmedi. Tabii ki aşkları oldu. Ama o hiç çaba sarf etmedi, tanınmak ve albüm PR'ı yapmak için. Yani anlayacağınız gündemde kalmak için magazinsel şovmenlikler yapmadı. Ama ona rağmen herkes onu konuşuyor. Bu sene 'O Ses Türkiye'nin tek yıldızı. Yani bol bol reklamlarda boy gösteren, sokaklarda tüm bilboard'larda olan Hadise ve Murat Boz'un onun yanında rüzgârı pek esmedi. Onu da geçtim kendinden her dönem çok fazla konuşturan hatta operasyon öncesinde eşinin aldığı hediyelerle her gün gazete sayfalarında olan, bir giydiğini bir daha giymeyen, yarışma esnasında taktığı "happy" yazan kolyesiyle bile magazin manşetlerinden inmeyen Ebru Gündeş'in neredeyse rüzgârı hiç ama hiç esmedi. Operasyon sonrasında herkesin gözü kulağı onda olmasına rağmen yine Gökhan'dan ilgi eksilmedi.Şu anda üç jüri üyesi de önümüzdeki pazartesi akşamı Gökhan'ın yarışmacılarını izleyecek. Çünkü Gökhan'ın yarışmacıları kendi aralarında yarışacak. Ben çok izlemedim. Ama izleyenlere sordum, soruşturdum. Gökhan'ın diğer jüri üyelerine göre daha farklı olduğunu herkes söylüyor. Ve bu fark ne dersiniz? Kocaman, koskocaman bir 'Samimiyet'. Hep söylüyorum. Artık insanlar her şeyin çok ama çok farkında. Hiç bir şey eskisi gibi değil. 90'larda kurulan magazinsel stratejiler artık prim yapmıyor. Yeni nesil ve tabii 2010'lardan sonra her şey samimiyet üzerine kurulmaya başlandı. Yani Mayaların dediği gibi: Dünyanın sonu geldi aslında. Samimiyeti ile bir yere gelenlerin dönemi ve çağı başladı. Anlayacağınız Maya Takvimi işlemeye çoktan başladı da geçiyor bile.
Çekin elinizi çocukların üzerinden
ANNEM 13 yaşında evlenmiş. Ben sorarım o anlatır. İçim kararır, daralır işin içinden çıkamam. Kitaplara sığmayacak bir hikâyesi var. Ama annemin en büyük şansı babammış tabii. Babam kıymet vermiş, ona dikkat etmiş. Etmiş etmiş de o değil ki sorun. Ne olursa olsun zor. Bu sene 53 yıl oldu bir yastığa baş koyalı. Anneme baktığım zaman üzülüyorum. Yaşayamadıklarını düşündükçe içim parçalanıyor. Ben o yaşlarda sokakta seksek oynuyor, ip atlıyor, saklambaç oynuyordum. Okuldan gelir gelmez çantamı eve bırakıp sokaklarda kirleniyor, pisleniyor çocukluğumu yaşıyordum. Yani annemin hiç yaşayamayacağı, bilemeyeceği çocukluğumu. Siirt Pervari'deki çocuk gelin, annem gibi şanslı değil. Hayatı 14'ünde son buldu. Ama onun gibi çocuk gelin o kadar çok ki. Dün de Habertürk'te Ümran Avcı'nın "Kocam bebeğe baktı ben oynamaya gittim" yazısında takılı kaldım. Aklım o çocuklarda. Aklım 10 yaşında Gaziantep'e gelin gelen minikte. "Biz karar veremiyoruz, bizim dilimiz yok. Babamız ne derse" diyen küçükte. Evet küçük gelinlerin dramını içler acısı. Bırakın çocuklarımızı. Ellerinizi çekin üzerlerinden. Gerçekten isyan ediyorum. İçim dağlanıyor. Hiç mi insafları, korkuları yok bu insanların. Okumadıysanız internete girip arayın bulun. Okuyun. Çevrenizde böyle insanlar varsa onları durdurun. O çocukları kurtarın. Gerçekten nasıl bu konuda eğitileceğiz, nasıl bunun böyle olmaması gerektiğini insanlara öğreteceğiz bilmiyorum ama küçücük çocukların bedenlerine bu eziyet artık dursun.
Yeni nesil el ele
PAZARTESİ akşamı uzun yıllardır müzisyen kimliği ile tanıdığım İrfan Özata, Fun Organizasyondan çıkan "Hayat Okulu" albümünün tanıtımını yaptı. Jolly Joker'de sahneye çıkan İrfan'ı arkadaşları yalnız bırakmadı. İşte en büyük mutluluk bu. Çünkü önemli olan destek. Yeni nesilde de gerçekten bunu görüyorum. Başarıyı alkışlıyorlar. Malum ben öyle bir nesil gördüm ki sanat dünyasında başarıyı alkışlamayı bırakın birbirinin işini elinden almakla geçen bir yarış dönemi var. Ama bu nesilde öyle bir şey yok. İrfan sahneye çıktığı zaman da arkadaşları yalnız bırakmadı ve alkışlamaya koştu. İşte bu da yeni dünyanın yeni alışılacak olayı. Alkışlamak.
HERKES HER ŞEYİ YAPAR OLDU
BENİM 90'larda "Asla bu programa çıkmaz", "Asla bu röportajı yapmaz", "O sanatçıya onu mümkün değil yaptıramazsın", "Burnundan kıl aldırmaz" dediğim birçok sanatçı bugün öyle şeyler yapıyor ki, şaşkınlıkla izliyorum. Neden mi? Çünkü çaresizler. Çünkü eski kazandıkları paraları kazanamıyorlar. Çünkü eski popülariteleri yok. Eskiden bir değil, iki değil 20 kamera ve fotoğraf makinesiyle gezen, tüm gazetecileri peşinden koşturan bir kişi şimdi her gün göz önüne; fotoğrafını çeken, haberini yapan yok. Ki şöhret kana bir kere karıştı mı, aman aman. Allah korusun. Tehlike çanları bir çalıyor ki, sormayın. Ve sonrasında aklınıza gelebilecek her şey yapılmaya başlanıyor. Düşüncesizce.