Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        FENERBAHÇE, Vaslui maçına çıkacak, Krasic kadroda yok. Romanya'daki rövanş maçı, ilk maçtaki 1-1'likskor yüzünden sıkıntılar içinde geçiyor. Oyun dengede giderken, rakip penaltıyı kaçırmasa, Fenerbahçe belki ön elemeyi de göremeyecek.

        Spartak Moskova maçı geliyor. Bu defa Krasic var, orta sahaya alınması düşünülen oyuncu ortada yok. Takım eleniyor, Chelsea'nin yıldızı Meireles transfer ediliyor.

        Fenerbahçe taraftarı şimdi yönetime ve teknik heyete "Bu oyuncuyu Spartak Moskova maçından önce neden almadınız?" derse, kim onlara haksızsınız diyebilir.

        Trabzonspor Başkanı Sadri Şener bir yıldır "kupa, kupa" diye ortada dolanıyor. Haklıdır, haksızdır bilemem. Benim bildiğim bir başkanın önce kendi takımını yeni sezon için takviye etmesidir. Hem de en başta Burak Yılmaz gibi bir golcünün gittiğini bilerek.

        Trabzonspor güç kaybettiği halde gerekli transferleri yapmayarak UEFA Avrupa Ligi'ne katıldı. Şanslı bir kura çekti. Favori idi. Ama gel gör ki, kadro değeri 70 milyon Euro olan Karadeniz ekibi, kadro değeri 10 milyon Euro olan Videoton'a elendi.

        Yönetim elenmeyi beklemiş (!) olacak ki, Avusturyalı Marc Janko ile Portekizli Emerson'u renklerine bağladı.

        Fıkra gibi değil mi? Takım elenmiş, başkan "Dünyanın sonu değil" diyor.

        Trabzonsporlular isyan etmesin de kim etsin peki?

        Taraftarına hayal kırıklığı yaşatan bir başka temsilcimiz de Bursaspor. İlk maçta rakibini farklı yenen Yeşil-Beyazlılar, Twente rövanşında hepimizi yanıltıp, müthiş taraftarlarını şoka soktular.

        Beşiktaş taraftarının durumu ise çok farklı.

        Anadolu kulüplerinin taraftarları da çok keyifli değiller. Ersun Yanal'ın Eskişehirspor'u, Hikmet Karaman'ın Gaziantepspor'u, Şota'nın Kayserispor'u taraftarlarını üzen takımların başında geliyor. Suçlu kim sorusuna verilecek tek cevap ise "tek suçsuz taraftarlardır" olur.

        Gerçekten de takımlarını her fırsatta destekleyen bu insanlara çok ama çok yazık oluyor.

        Değerli başkan ve yöneticilere duyurulur. Tabi ki onlar bizi duymak isterlerse.

        Beşiktaş şaşırtmaya devam edecek

        Ağustos ayının başında bu sütunlarda şunu demiştim: “Beşiktaş şaşırtacak”.

        Transferde diğer rakiplerine karşı geride kalan ve Quaresma problemi yaşayan Beşiktaş’a şans verenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azdı. Ben farklı düşünenler arasındayım.

        Bu takım bu yıl, geçen sezonlardan daha iddialı olacaktır. Neden mi böyle düşünüyorum derseniz, onu da cevaplayayım. Öncelikle Samet Aybaba’ya ardından da onur mücadelesi veren oyuncular ile kendine göstermeye çalışan yabancılarına güveniyorum.

        Milli Takım

        A Milli Takım’ın Dünya Kupası grup maçları mesaisi 7 Eylül Cuma günü başlıyor. Grupta ilk hedefimiz tabi ki liderlik. Ancak Hollanda gibi futbolda firma olmuş bir takımın rakibimiz olduğunu düşünürsek, en kötü ihtimalle ikincilik kovalayacağız.

        İşimiz kolay değil. Türkiye Süper Ligi’nde oynanan futbol ve futbolcuların form durumları ortada. Milli Takım’ın kadrosu Galatasaray ve Fenerbahçe ağırlıklı. Geri dörtlü tamamen iki takım oyuncularından kurulu. Galatasaray kolay gol yiyor, Fenerbahçeli futbolcular moralsiz. Bu olumsuzluklar temenni edelim ki Cuma gecesi sahaya yansımasın.

        Abdullah Avcı ve milli takım oyuncularına başarılar. Yolları açık, golleri bol olsun...

        ANILAR

        Bu film kaç karelik?

        Yıl 1977, muhabirlik dönemim. Türk Haberler Ajansı'nda çalışıyorum. Aston Villa, Fenerbahçe ile oynamak üzere İstanbul'a gelmiş. Nur içinde yatsın, rahmetli Fethi Uzun (Dayı) foto muhabirim.

        İngiliz ekibini karşılamak için alana gidiyoruz. O dönemlerde Yeşilköy'de bu kadar sıkı kontrol yok.

        Biz gazeteciler neredeyse perona kadar girebiliyoruz. Yine o dönemde piyasada yabancı sigara satılmıyor.

        Fethi Uzun, gelen kafileye çat pat İngilizcesi ile bir karton Marlboro aldırma telaşında. Ama derdini bir türlü anlatamıyor. Bir yandan da sürekli deklanşöre basıp görev yapmaya çalışıyor.

        O kadar çok deklanşöre basıyor ki, benim de dikkatimi çekiyor. Fethi Uzun'a dönüp "Ya dayı film bitmedi mi, kaç kare çektin?" diyorum. Bana dönüp "Benim işime karışma, senin aklın bu işlere ermez. Ben 30 yıllık foto muhabiriyim" diyor.

        Dayı deklanşöre basmaya devam ediyor. Görevimiz bitiyor, Cağaloğlu'na ajansa dönüyoruz. Karanlık oda filmi istiyor. Fakat dayı bir türlü makineden filmi çıkartamıyor. Az sonra bunun sebebi anlaşılıyor. Çünkü bizim 30 yıllık foto muhabirimiz dayı fotoğraf makinesine film koymamış.

        Diğer Yazılar