Lüküs hayat
'Lüküs Hayat' 1933 yılında Cemal Reşit Rey tarafından bestelenmiş ve 25 yıldır sahnelenen bir operettir.
Şehir Tiyatroları'nda yüzlerce tiyatro sanatçısı tarafından sahnelenen ve de sahnelenmeye devam eden bu opereti, bugün farklı bir alana çekmek istedim. Bizim konumuz da paraları alıp yan gelip yatanlarla, paraları saçanlarla ilgili.
Trabzonspor kısa zamanda 32 yabancı futbolcu transfer etmiş ve bunlara 40 milyon Euro para ödemiş. Halbuki Selçuk, Umut, Egemen ve Engin'i kadroda tutsa ödeyeceği rakam 10 milyon Euro'yu geçmeyecek.
Beşiktaş'ın durumu ortada. Hesap kitap olmayınca, takım bir yıl Avrupa Kupaları'na katılamadı.
Her giden yabancı teknik adam ve futbolcuya da paralar saçtı. Saçmaya da devam edecek gibi.
Fenerbahçe'de de durum farklı değil. Dünya yıldızlarını getirdiler (Ortega, Anelka, Roberto Carlos, Kezman, Guiza) ama onlardan hem yeterince faydalanamadılar, hem de maddi olarak zarar ettiler.
Gelelim Galatasaray'a. sene transfere büyük paralar harcayan Sarı-Kırmızılılar elindeki bazı yabancılardan ise faydalanamıyor.
Milan Baros ve Albert Riera gibi.
Fenerbahçe'de Henri Bienvenu, Trabzonspor'da Cech ve Colman, Beşiktaş'ta da Ricardo Quaresma da takımlarına faydalı olamayacak isimlerin başında geliyor. Faydalı olmalarını bir kenara bırakın, bu oyuncular mukaveleleri gereği oynamasalar da paralarını alacaklar. Hem de ne paralar.
Yeni sezonu yedek kulübesinde ya da tribünde takip edeceklerin alacakları garanti paralar da şöyle:
Quaresma (3.6 milyon Euro), Riera (2.7 milyon Euro), Baros (2.2 milyon Euro), Bienvenu (1.1 milyon Euro), Cech (800 bin Euro).
Gördünüz değil mi? Ne güzel, al paraları yan gel yat.
Nur içinde yatsın. Cemal Reşit Rey ne güzel beste yapmış.
Lüküs hayat, lüküs hayat, bak keyfine yan gel de yat.
Ne ömür şey, oh ne rahat, yoktur eşin lüküs hayat...
Engin ve Batuhan
Bugün hangi futbolsevere sorsanız (fanatikler hariç) Engin Baytar ve Batuhan Karadeniz ile ilgili olumlu görüş bildirmezler. Futbolculuklarına laf söylemek çok zor. Ama inanın ki vukuatları sebebiyle kredileri tükenmiş durumda. Engin her oynadığı takımda problem yarattı. FIFA kokartlı hakemimiz Cüneyt Çakır’a saha içinde yaptığı son taciz ise bardağı taşırdı. Batuhan gibi bunları oynatsanız bir dert, oynatmasanız dert. Engin Baytar, Şenol Güneş gibi futboldan gelen, futbolcunun dilinden anlayan bir hoca ile bile anlaşamadı.
Fatih Terim’in ona sahip çıkması ve Galatasaray’da forma şansı bulması bir nimetti. Ancak görüldüğü gibi Sarı-Kırmızılı formanın da kıymetini bilmiyor.
Batuhan Karadeniz’in ise ilk büyük ayıbı, Mustafa hoca (Denizli) hakkında yaptığı hoş olmayan açıklamalar idi. Beşiktaş’tan gönderildikten sonra Eskişehirspor’da önce Rıza Çalımbay’a ardından da Ersun Yanal’a büyük yanlışlar yaptı. Hatta takımının hayati bir maçından bir gün önce kamptan kaçıp, gece alemine dalış yaptı.
Galatasaray’ın Engin Baytar’a açtığı kucağı şimdi Beşiktaş, Batuhan Karadeniz’e açıyor. Ona bu defa sahip çıkan da Samet Aybaba.
Bakalım, Batuhan bu son şansını nasıl kullanacak?
Bankalarda kavga var
Zaman zaman bu köşede spor dışı yazılar yazmaya çalışacağım. İşte ilki bugün. Yazacağım konu tahmin ediyorum ki, çoğunuzu ilgilendiriyor. Son günlerde hangi banka şubesine gitsem, bir kavgaya şahit oluyorum. Efendim, konunun özeti şu: Banka şubelerinde nedendir bilinmez son günlerde personel sıkıntısı var. İçeri giriyorsunuz, herkes bir masanın başında harıl harıl çalışıyor.
Müşteriye bakacak personel sayısı ise bir kişiyi geçmiyor.
İşlemler uzadıkça, kuyruklarda uzuyor. Sonra önce homurdanmalar, ardından da müşteri ile banka personeli arasında kavga başlıyor. Bankaların yöneticileri, şubelerine çaktırmadan bir göz atsalar olayı görecekler. Bugün çok reklam veren bankalar değil, müşterisine daha çabuk hizmet verenler revaçta.
Banka personeli ise tamamen masum. Benden hatırlatması.
Banka sahiplerine ve üst düzey yöneticilerine duyurulur..
ANILAR
Haberler nasıl okunacak
Yıl 1994. Kanal 6'da Spor Müdürüyüm. Kanal o günlerde mali sıkıntı yaşıyor, ödemeler aksıyor.
Patronumuz Ahmet Özal çok iyi niyetli ve büyük çoğunluğumuz ona inanıyor. Ancak ödemeler gecikince çalışanlar büyük bir toplantı düzenliyor. Herkes fikrini söylüyor. Toplantı sonunda da işi yavaşlatma kararı alınıyor.
Toplantıyı düzenleyenler, karar sonrasında katılan personele "Sorusu olan var mı?"diyorlar.
O gün spor haberlerini okuyacak kişi Murat Özarı. Parmak kaldırıyor, sorusunu soruyor.
"Arkadaşlar, ben spikerim. İşi nasıl yavaşlatacağım? Haberleri ağır ağır mı okuyacağım? Yani İ-yiiii-akkk-şammm-larrr gibi mi?" deyince, moralsiz başlayan toplantı kahkahalarla noktalanıyor.