Kocaman yanlışlar
AYKUT Kocaman'ı çok eskilerden tanırım. Fenerbahçe muhabirliği yaptığım için yıllarımız birlikte geçti diyebilirim. Oğuz Çetin'le F.Bahçe'ye gelmeden öncede onlarla Sakarya'da ilk röportajı da ben yapmıştım. "Fenerbahçe'de tarihe geçmek istiyoruz" demişlerdi o yıllarda. Geldiler, ikisi de Fenerbahçe tarihinde önemli bir yer ettiler. Futbolu bıraktıktan sonra teknik adamlığa soyundular. Fenerbahçe teknik direktörlüğüne önce Oğuz Çetin geldi. İçinde bulunduğu şartlar çok zordu. Takımın bugünkü kalitesi yoktu. Kısa zamanda da görevi bırakmak zorunda kaldı.
Daum'dan sonra Fenerbahçe'de Aykut Kocaman dönemi başladı. Önceleri işler çok iyi gitti. Sonra malumunuz "şike muhabbeti dönemi" başladı. Fenerbahçe'nin şampiyonluğu tartışıldı. Bu süreç şüphesiz Aykut Kocaman'ı çok yıprattı. Şampiyonluk dışında pek mutlu olmayan Sarı-Lacivertli taraftarlar, geçen yılki lig ikinciliğini de çok dert etmediler.
2012-13 sezonuna camia çok umutlu girdi. Başkan Aziz Yıldırım ve arkadaşlarının tutukluluk süreleri sona ermişti. Fenerbahçe taraftarı yeni sezondan haklı olarak çok ümitli idi. Hem içeride hem de Avrupa'da başarı bekliyorlardı. Ancak işler tahmin edildiği gibi gitmemeye başladı. Takım önce Spartak Moskova'ya elenip, Şampiyonlar Ligi'nden koptu. Ligde de saha içi performansı Sarı-Lacivertli camiayı umutlandırmıyordu. Erzurum'da 10 kişilik Galatasaray'a kaybedilen kupa maçı sonrası, eleştiri okları Aykut Kocaman'a dönmeye başladı. Aykut Kocaman gözle görülür yanlışlarını (daha önce de vardı ama gündeme gelmiyordu) bu maçtan sonra yapmaya başladı. "Bu kupa çok önemli değil, bizim işimiz ligde" derken aldığı tepkinin farkına varmadı. Çünkü bir Fenerbahçeli için nesine oynanırsa oynansın en önemli maç ezeli rakip Galatasaray ile yapılanı idi. Fenerbahçe o gün kupayı alsa, belki bugünkü mutsuzlukları yaşamayacaktı.
Yüzü hiç gülmedi. Onu birkaç defa uyardık, dinlemedi. "Benim yapım böyle" dedi. Hâlbuki Fatih Terim'i izleyenler aradaki farkın ne olduğun görebiliyorlardı. Futbol oyunu bir isteklendirme işiydi. Siz gülmez, espri yapmaz, coşkunuzu göstermezseniz bu elbette ki sahaya da yansıyacaktı. Aykut hoca gereksiz bir gerginliğin yaratıcısı oldu çoğu zaman.
Ardından hiç gerek yokken ortaya bir Alex olayı çıkardı. Millet başladı "oynar mı, oynamaz mı?",
sahadan çıkarken "Elini sıkar mı sıkmaz mı?", sahada ise "Bakalım Alex ne zaman oyundan çıkacak" demeye. Bunlara hiç gerek yoktu. Aykut Kocaman'ı, bu da kesmedi. Bu defa medyaya Cristian Baroni malzemesi verdi. Çıktığı yayında (Zaten başka bir yere de çıkmıyor) medyayı suçladı. "Baroni'nin kadro dışı kalışı manşet olmaz" dedi. Yine yanıldı. Alex oynamıyor, Cristian kadro dışı kalıyorsa bu bizler için önemli bir haberdi.
Medya ile ilişkilerini hiç ayarlayamadı. Etrafındaki bir iki gazeteci dışında kimseyle görüşmedi. En kötüsü onların da etkisinde kaldı. Canlı yayın teklifime "Söz, Galatasaray maçından sonra sana geleceğim" dedi. Sinan Engin şahidimdir. Sonrasında defalarca aramama rağmen telefonlarıma çıkmadı.
Şimdi bazıları bu yazıyı yayına gelmediği için yazdığım sanabilirler. Beni yakından tanıyanlar buna asla inanmazlar. Kaldı ki biz böyle bir şerefsizliğin içinde hiç olmadık. Benim dostluğumu en iyi o bilir. Ayrıca ben önemli değilim. Bugün Aykut Kocaman kendisini tebrik için arayan eski başkanı Ali Şen'in de telefonu açmamış. Kader birliği ettiği Oğuz Çetin'le de fikir alışverişi yapmamaktadır. Makamlar gelip geçicidir. Biz hepimiz bir aileyiz. Biz Aykut Kocaman'ın başarılı olmasını isteriz. Aykut Kocaman şunu çok iyi bilmelidir ki, ben onun gerçek dostuyum, kabul ederse de öyle kalmaya devem edeceğim. Kocaman yanlışlarının sona ermesi dileğiyle sana başarılar diliyorum.
NOT: Bu yazıyı Fenerbahçe-Trabzonspor karşılaşmasından önce yazdım.
Kahır gişesi sanki (KGS)
Geçtiğimiz Pazar gecesi canlı yayından çıktım, eve gidiyorum. İkametgâh adresimiz Kadıköy. Saatler gece yarısını bir hayli geçmiş, 03.00’e geliyor. Boğaziçi Köprüsü’ne geldim. Bir de ne göreyim, yolun
başı sonu belli değil. Sanki akşamüstü. 45 dakika sonra gişelere ulaşabildim. Gördüğüm şu: OGS gişeleri bomboş, millet KGS’den geçmeye çalışıyor. Gişelerin önü arapsaçı. Bu yüzden OGS gişelerinin
de önü tıkandığından kimse sağlıklı geçiş yapamıyor. O saatte o insanlara yazık değil mi, yanan yakıt milli servet değil mi? Bu işi çözmek bu kadar zor mu? Kısaca KGS ama açılımı: KAHIR GİŞESİ SANKİ...
ANILAR
Top nerede
Yıllar öncesi Tercüman Gazetesi. Spor Servisi Müdürü Necmi Tanyolaç. O dönemlerde televizyondan maç yayını yok. Spor sayfaları çok önemli. Maçların ertesi günleri okuyucu, gazetesinde mutlaka eğer kazanmışsa takımının attığı gol ve gollerini görmek istiyor. Çünkü çoğu futbolsever, bunları kesip arşivliyor. Gol resmi çekmek çok önemli. Maçtan dönen foto muhabirlerine ilk olarak "gol resmi var mı?" diye sorulurdu. İşte o günlerden bir maç. Fenerbahçe deplasmanda Bursaspor'u tek golle yenmiş. Necmi ağabey maçın golünü, maça giden rahmetli Mahmut Küçük'ten istiyor. Mahmut Küçük golü çekemediği için panikte.
Devreye Eyüp ağabey (Karadayı) giriyor. Muzip bir adam olan Eyüp ağabey, Mahmut Küçük'ü "Üzülme, bir çaresine bakarız" diye karanlık odaya götürüyor. Resimler o zaman siyah-beyaz. Bir top yapıp resmin üzerine monte ediyorlar.
Mahmut Küçük büyük bir heyecanla, fotoğrafı getirip Necmi Tanyolaç'ın önüne koyuyor. Tanyolaç fotoğrafı havaya kaldırıp "Aferin Mahmut ne varsa sen de var" derken, yapıştırma top yere düşüyor. Tanyolaç öfkesinden ne yapacağını şaşırmış bir vaziyette iken, Mahmut Küçük kaçmaya başlıyor. Necmi ağabeyin o halini ve Mahmut Küçük'ün kaçışını, serviste çalışanlar yıllar geçse de unutmadı.