Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Fenerbahçe'nin kendi evinde Antalyaspor'a 3-1 yenilmesinden sonra takımın emektarlarından Semih Şentürk'ün eşi Pınar Hanım şöyle bir tweet attı:

        "3 ayda 17 resmi maçta toplam 77 dakika oynamış olmak insanı çok üzüyor."

        Eşinin bir türlü forma şansı bulamayışına bir tepkiydi aslında bu tweet. Haksız mıydı Pınar Hanım?

        Çok haklıydı ama, Fenerbahçe'de artık dobra konuşmak yasaktı. Bunu bilmiyordu Pınar Hanım. Sevgili Aykut Kocaman'ın eşi de belki Pınar Hanım gibi isyan edenlerdendi. Kocasının ağır şekilde eleştirilmesine belki o da tepki koyuyordu, yakınlarına arkadaşlarına. Ama Bayan Kocaman tweet atmıyordu, bu onun şansıydı. Belki o da tweet atsa ona da bir fatura çıkardı.

        Gelelim tekrar Semih Şenturk'e. Kimdi bu çocuk? 1999/2000 sezonunda Fenerbahçe alt yapısına gelmiş, oradan da A takımına yükselmişti. Tam 12 yıldır kulübünün çatısı altında top koşturuyor. Semih Şentürk unutulmaz dakikalarda attığı unutulmaz gollerle birçok maçı geri getirmiştir.

        2007/2008 sezonunda Süper Ligin de gol kralıdır. Fenerbahçe'de olduğu gibi milli forma altında da çok önemli gollere imzasını atmış bir oyuncudur. Sarı-lacivertli taraftarların göz bebeği olmuş Semih Şentürk'e şu günlerde bırakın futbol sahası yedek kulübesi bile çok görülmektedir.

        Fenerbahçe böyle bir emektarını bir tweet uğruna harcayacaksa fazla söze gerek yok.

        Semih Şentürk, Krasic'ten, Stoch'tan daha mı az Fenerbahçelidir? Elbette değildir ama anlayan kim? Fenerbahçe Emre Belezoğlu, Alex De Souza'dan sonra bir diğer emektarını da göndermek hazırlığı içindedir. Benden söylemesi.

        Güle güle Semih, yolun da dönüş biletin de açık olur inşallah.

        Baba Polat diyor ki...

        Kurban Bayramı'nda Galatasaray eski başkanı Adnan Polat'ın babası İbrahim Polat ile bir davette karşılaştım. Bayramlaşmadan sonra baba Polat ile ayaküstü bir sohbet yaptık. Konuştuklarımızın çoğu oğlu ve Galatasaray ile ilgili idi.

        Baba Polat'ın anlattıkları çok ilgimi çekti. Gelin onun anlattıklarından size bir özet yapayım. Bakın baba Polat neler dedi:

        "Oğullarıma bir baba olarak zaman zaman nasihat ederim. Adnan'la da çok kez dertleşir, fikir alışverişlerinde bulunuruz. Geçmiş dönemde ona iki şeyden uzak durmasını söyledim. Bunlardan biri siyaset, diğeri de kulüp yöneticiliğiydi. Adnan beni dinlemedi, hep hayal kırıklıkları yaşadı.

        Galatarasay'da son dönemlerde ona yapılanlar bir baba olarak beni çok üzdü. Adnan, kulübü için çok fedakarlıklar yaptı. Son olarak yine beni dinlemedi. Ona çoğu kez Galatasaray Başkanlığını bırakmasını söyledim. Geçmişte yapılan Galatasaray mali kongrelerine bir bakın en fazla 300-500 kişi gelirdi. Son kongreye 2000'in üzerinde üye geldi. Hedef Adnan Polat'ı devirmekti. Uzun yıllarını bu kulüpte geçirmiş ve de taraftarın çok sevdiği bir insana yapılanlar çok büyük ayıp idi. Ama tek hatalı vardı, o da benim oğlum. Beni dinleyip, çoktan bu işi bırakacaktı."

        Samandıra'ya neşe lazım

        Alex'in gitmesinden sonra gergin günler yaşayan Fenerbahçe'de kim ne derse desin yüzler bir türlü gülmüyor. Sarı-Lacivertliler, Avrupa platformunda hedefinde ilerleyip Süper Lig'de de iddiasını sürdürmesine rağmen sıkıntılı günler yaşıyor. Takım ve tribünler patlamaya hazır bomba gibi. Yönetimin akıbeti tartışılıyor. Camiada herkes başkan Aziz Yıldırım'ın ağzının içene bakıyor. İşte tüm bu olaylar futbol takımını olumsuz yönde etkiliyor. Fenerbahçe'nin maçlarına, idmanlarına bakın. Eski neşeden eser yok.

        Samandıra'ya neşe uğramaz olmuş. Futbolcuların yüzü gülmüyor. Sarı-Lacivertli takımın eski idmanlarını hatırlayın. Yumurta savaşları, oyunlar her idmanı farklı bir havaya sokardı. Şimdi futbolcular maç bitsin, idman bitsin de bir an önce gidelim havasında.

        Fenerbahçe Yönetimi bu işe bir çözüm bulmalı. Samandıra'ya yeniden neşe gelmeli. Bu işi yapacak kişi de acilen bulunmalı. Bu bir ağabey mi olur, bir mentör mü olur, orasını bilemem ama Samandıra'ya önce neşe gelmeli. Gelmeli ki ardından da başarılar ve kupalar gelsin.

        ANILAR

        Nerden çıktı bu çoçuk?

        2000 yılı... Hollanda ve Belçika'da yapılan Avrupa Futbol Şampiyonası finallerindeyiz. Belçika'yı yendiğimiz maçtan sonra o zaman görev yaptığım Atv için canlı yayındayım. Maçı yorumlamak için de yanıma Sabah Gazetesi yazarı Gökmen Özdenak'ı alıyorum.

        Yayın başladı, bir teknik arıza için ara verip sol tarafıma dönüyorum. Tekrar yayın başladığında gözlerim fal taşı gibi açılıyor. Çünkü Gökmen ağabeyin kucağında 3 yaşlarında bir çocuk var. Gökmen ağabey şaşkın, ben şaşkın. Hemen arkamızda ise çocuğunu Gökmen ağabeyin kucağına veren gurbetçi bir vatandaşımızı görüyoruz. Gurbetçi arkadaşımız bir yandan da cep telefonundan Türkiye'deki annesini arıyor ve bağırıyor: "Anne torunun ekranda Atv'yi aç"

        Çocuk ağlıyor, Gökmen ağabey şaşkın. Çocuğu vermek istiyor, adam almıyor. Bu arada yayını kesmek mümkün olmuyor.

        Bizde mecbur kalıyoruz yayını üç kişi bitirmeye. Ben, Gökmen Özdenak ve gurbetçi vatandaşın çocuğu...

        Diğer Yazılar