Akın: Fenerbahçe'de model değişmeli
GEÇTİĞİMİZ hafta içinde Fenerbahçe'nin eski yöneticisi ve iş adamı Hamdi Akın ile uzunca bir sohbet yaptık.
Fenerbahçe'de başkanlık için adı geçen Akın'ın öncelikle böyle bir niyetinin olmadığını öğrendim. Yaptığımız sohbette bana çok ilginç açıklamalar yaptı.
Fenerbahçe'de, yönetim başkanlık için neler düşünüyor? İşte Hamdi Akın'ın bana yaptığı açıklamaların geniş bir özeti:
"Fenerbahçe'de önce model değişmeli. Tek adam devri kapanmalı. Bu Sayın Aziz Yıldırım'la ilgili bir düşüncem değildir. Fenerbahçe çok büyüdü. Büyük bir güç oldu. Bunun için gerekli olan güçlü bir yönetimdir. Fenerbahçe'nin güçlü bir başkana değil, güçlü bir yönetime ihtiyacı var.
Kader Birliği etmiş 10 Fenerbahçeli bir araya gelsin, bakın neler olur. Başkanlık önemli değil. Mesela size bir yönetim yapayım;
Ferit Şahenk, Mustafa Koç, Hamdi Akın, Ali Koç, Murat Ülker, Sadettin Saran, Nihat Özdemir gibi isimlerin bir araya geldiğini düşünün. Yönetime giren her yönetici de 5'şer milyon dolar para verse, Fenerbahçe değil Türkiye'nin, Avrupa'nın en büyük kulübü olur.
Bu yönetim sembolik bir başkan seçer. Ersin Özince, Cem Kozlu gibi.
Fenerbahçe'nin vizyonunu ve misyonunu ise yönetim belirler. Başkanlık önemli değil. Yönetim güçlü olduğu sürece Fenerbahçe'nin önünde hiçbir engel kalmaz. Benim adım başkanlık için geçiyor. İnanılır gibi değil. Bir iş adamı işini gücünü bırakıp 10-12 saatini nasıl kulüpte harcar? Bunu kimse düşünmüyor. Onun için ben başkan değil, yönetimin güçlü oluşmasından yanayım.
Benim ortaya attığım bu modele Fenerbahçe Genel Kurulu da sıcak bakar. Bu sistemde kulüp daha da büyür ve kısa zamanda Avrupa'da da söz sahibi olur.
Bu model Kasımpaşa'da uygulanıyor.
Tekrar edeyim, Fenerbahçe Başkanlığı hiçbir zaman düşünmedim. Güçlü bir yönetim oluşturulursa, ben de elimi taşın altına sokarım. Fenerbahçe'nin şu anda güçlü bir yönetime ihtiyacı var. Model değişirse, Fenerbahçe uçar, gider."
Hamdi Akın böyle düşünüyor. Onun bu düşüncelerine itiraz eden Fenerbahçeli çıkar mı?
Ne dersiniz.
Türkiye Kupası'nı kim istiyor?
Orduspor, Kayserispor, İstanbul BŞB, Akhisar Belediye ve Sanica Boru Elazığspor dışındaki 1 3 Süper Lig takımı Ziraat Türkiye Kupası 5. turunda mücadele ediyor. Bu saydığım 5 takım öncelikle ligde kalmayı hedeflediğinden kupaya pek sıcak bakmadılar.
Kupanın statüsü yine değişti. Bu statü Süper Lig takımlarına büyük avantaj sağlıyor. PTT 1. Lig ve diğer liglerdeki takımların bu statüye göre kupaya uzanmaları imkansız gibi görünüyor. Onlarda işin ucunu çok çabuk bırakıyorlar. Ben derim ki, en azından seri başı olmayan ve deplasmanda oynayan takımlar, rakiplerine göre 3 misli para kazanmalılar. Yani bu takımlar turu geçerse bire üç almalı. Belki o zaman bu işe daha çok konsantre olur, turu daha fazla düşünürler. Aksi takdirde kupanın finalinde yine hep alıştığımız isimler olacak. Çünkü kupayı sadece büyükler istiyor.
ANILAR
Ben nereye konuştum?
Yıl 1998... Beşiktaş o zamanki adıyla UEFA Kupa Galipleri Kupası'nda ülkemizi temsil ediyor. İlk turdaki rakibi de Slovak Spartak Trnava.
İlk maçı Siyah-Beyazlılar 3-0 kazanıyor. Rövanş maçını o zaman müdürlüğünü yaptığım ATV yayınlayacak. Geniş bir ekiple maçı yayın ve takibe gidiyoruz. Rövanş maçını Beşiktaş 2-1 kaybetmesine rağmen turu geçiyor.
Maçtan sonra yorumlar yapılıyor. Karşılaşma sonrasında muhabir Selçuk Manav'ın sorularını rahmetli Vedat ağabey (Okyar) yanıtlayacak. Yayının başlamasına az bir zaman kala yanıma o zaman grubun gazetelerinde yazı yazan Hayri Ülgen arkadaşımız geliyor ve bana, "Eğer uygun görürsen ben de yayına katılabilir miyim?" diyor. Ben de programda olmamasına rağmen ona "peki" diyorum.
Yayın başlıyor. Vedat ağabeyin konuşması uzuyor ve bu sırada "süre doldu" diye yayını bizden alıyorlar.
Selçuk Manav beni uyarıyor ama ben Hayri'ye ayıp olmasın diye "devam" diyorum.
Yayın bitiyor. Hayri doğal olarak Türkiye'deki yakınlarını arayıp, bu defa onların yorumlarını almak istiyor. Yayın olmadığı için yakınları Hayri'ye ne zaman, nereye konuştuğunu soruyorlar.
Sevgili Hayri, şaşkın bir vaziyette bizim ekibin yanına geliyor. Ben işi farkına varıyorum ama, yapacak bir şey yok.
Hayri bana dönüp "Ya sevgili müdürüm ben gerçekten nereye konuştum" deyince, bu defa ekip gülmekten komaya giriyor.