Stancu'dan Drogba'ya
Göreve geldikten sonra Galatasaray Başkanı Ünal Aysal'ı eleştirenlerin sayısı bir hayli fazlaydı. Başkanın zaman zaman yaptığı gaflar medyaya soluk aldıracak malzeme yarattı. Fatih Terim için son yaptığı "eleman "açıklaması da bunlardan biriydi. Ancak unutmamak gerekir ki Galatasaray Başkanı takımın başarısı için hiçbir fedakarlıktan kaçınmıyordu.
Bundan önceki Adnan Polat dönemini bir hatırlayalım.
Galatasaray'ın aldığı futbolcular şimdi nerede? Galatasaray Ünal Aysal ile kısa zamanda çok mesafe almıştır, bunu kimse inkar etmesin.
Bugün dünya yıldızları bir bir Galatasaray'a geliyor. Culio, Stancu'lardan iş, Sneijder ve Drogba'lara gelmiştir.
Bu başkan Ünal Aysal'ın ya da bir başka deyişle paranın gücüdür.
Kim demiş "Parayla saadet olmaz" diye.
İşte para, işte saadet...
Karanlık mı? Aydınlık mı?
İki hafta önce bu sütunlarda “Doktor gitti. Musa Sow çoştu” diye bir yazı yazmıştım. Yazı çıktıktan bir iki gün sonra Fenerbahçe’nin eski doktoru Ertuğrul Karanlık aradı. Belli ki yazdıklarım hoşuna gitmemişti.
“Bana yine haksızlık yapılıyor, birileri benimle oynuyor” diyerek söze girdi.
Gerçekten de bu işin aslı neydi? Ben de merak etmiyor değildim. Ben sordum, o cevapladı. İşte bana
anlattıklarının kısaca özeti:
“Sow ayağım ağrıyor diye idmanlara çıkmıyordu. Bunu ben söylemiyordum. Bu konuda hata yapsam beni bitirirlerdi. Benim tedavilerimle oynadı. Sow’un tedavisi için tatillerde bile yanına gidiyordum. 3 defa Paris’e bir defa da Dubai’ye gittim. İğneleri sadece Almanya’da bulunuyordu. İğneleri getirtiyor, tedavisini yapıyordum.
Bir gün kulüpte toplantı yaptık. Sow’un ağabeyi de geldi. Toplantı sonunda ameliyat olmasına karar verildi. Kendisi de ameliyata razı oldu. Ancak Aykut Kocaman ameliyata karşı çıktı. Sow’dan faydalanmak zorunda olduğunu, ayağı patlayana kadar oynatacağını söyledi.
Sow’da kıkırdak sorunu var. Bu sorunla top oynayabilir. Ben her zaman doğru bildiklerimi söyledim ve kimseyi kandırmadım. Sow benim tedavilerimden hep fayda gördü. Ancak zaman neyi gösterir bilemem.
Şu anda İsviçre ‘de Basel Spor Merkezi Hastanesi’nde başhekim olarak görev yapıyorum. Bu işlerden anlamasam, beni bu göreve getirmezler.”
Doktor Ertuğrul Karanlık’ın bana anlattıkları bunlar. Yine de ben tatmin olmadım. Bana kalırsa bu konuda Aykut Kocaman da konuşmalı. Konuşmalı ki, o zaman bu iş Karanlık mı? Aydınlık mı? Anlayalım.
McGregor ve Escude
Beşiktaş Yönetimi bu sezon yola "Feda" diyerek çıktı.
Maddi sıkıntı ve borçlar yüzünden de Beşiktaş'ın transferde eli kolu bağlı kaldı. Bütün bunlara rağmen iki oyuncu var ki ben hala neden alındıklarını anlamış değilim; kaleci McGregor ve Escude.
Geçtiğimiz Pazar günü televizyonda canlı yayın konuklarımdan biri de Beşiktaş'ın eski kalecisi Rüştü Reçber idi.
Milli kaleci yeni transfer edilen McGregor için bakın neler söyledi:
"Ben bir kalecinin iyi olup olmadığına takımına kazandırdığı puanlara bakarak karar veririm. Bir kaleci sezon içinde takımına 7-8 puan kazandırmışsa o çok iyi bir kalecidir.
Ben McGregor'un bugüne kadar Beşiktaş'a puan kazandırdığı bir maçı hatırlamıyorum."
Rüştü'nün ne demek istediğini anlamamak mümkün değil.
Son Galatasaray maçında defansta ihtiyaç olduğu halde Escude'nin de yedek kulübesinde olduğunu görünce insan ister istemez soruyor.
Arkadaş, bu nasıl bir FEDA...
Belhanda yeter mi?
Ara transferde süre azalmasına rağmen Fenerbahçe'den henüz takımın eksikliklerini giderecek ciddi bir adım atılmadı. Görünen o ki, defansın ne göbeğine ne de soluna oyuncu alınmayacak. Gündemde sadece Faslı Younes Belhanda var. 22 yaşındaki bu futbolcunun maliyeti de neresinden bakarsanız bakın 15 milyon Euro'yu bulur. Böyle bir para böyle bir oyuncuya verilir mi, tartışılır. Kaldı ki bu oyuncu ne tribünleri doldurur ne de Fenerbahçe'yi tek başına uçurur.
Belhanda transferi, sırf Galatasaray'dan geride kalmama adına yapılacaksa onu bilemem.
Ne dersiniz Belhanda, Fenerbahçe'ye yeter mi?
Ne yaptın Ferdi Ağabey
Onunla her yaz Torba’da (Bodrum) buluşur, hasret giderir, dertleşirdik. Bizim Ahmet Sezerel’in işlettiği Torba Sanat Evi’nin müdavimiydi. Her gün saat 11.00 civarlarında gelir, dostlarıyla sohbet eder, sonra biraz yüzer ve saat 14.00 civarında da ”Güzellik uykusuna” deyip eve dönerdi.
Son olarak Ferdi Ağabeyle (Özbeğen) Temmuz 2012’de yine Torba’da buluştuk. Yorgun ve bitkindi. Hastalığını anlatıyor ama, hiçbir zaman umutsuz konuşmuyordu.
3 gün kaldığım Torba’da her gün bir araya geldik. Ayrılırken bana “arayı uzatma” demişti. İşler, güçler sonrasında bir daha Torba’ya gidemedim. Arada sırada telefonlaşıyorduk. Önceki gün acı haberi aldım. Beklememe rağmen “Ne yaptın Ferdi Ağabey” demekten kendimi alamadım.
Ferdi Özbeğen yine “Güzellik uykusuna” gitti.
Nurlar içinde yatsın, uyusun…