Kurtar bizi UEFA
İki büyüğün son yıllardaki kavgalarına artık iyice alıştık. Fenerbahçe ile Galatasaray arasında bir türlü
sağlanamayan barışın elbette ki birçok sebebi var. Büyüklerimiz genelde şu yorumu yaparlar:
"Bizim zamanımız başkaydı. İki kulüp taraftarı yan yana maç seyrederdik. Önemli olan dostluktu."
Evet, büyüklerimiz haklı olmasına haklı da ama o zaman bu işlerde, bu kadar rant yoktu ki.
Fenerbahçe ve Galatasaray arasındaki kavganın tek sebebi "Şampiyonluk".
Konuyu biraz açalım. Süper Lig'de şampiyon olan takım Şampiyonlar Ligi'ne doğrudan katılıyor. İkinci olan da ön eleme oynuyor. Son yıllarda ön eleme oynayan hiçbir Türk takımı Şampiyonlar Ligi'ne gidemedi. Şampiyon olan takım işte bu yüzden iki defa köşeyi dönüyor. UEFA'dan hem kendi katılım payını alıyor hem de gidemeyen diğer takımın. Düşünün bugün Galatasaray ya da Fenerbahçe 3 yıl arka arkaya Şampiyonlar Ligi'ne gitse, kasasına fazladan 100 milyon Euro koyar. Bu gelir bırakın diğer takımları, iki büyük arasında da maddi olarak büyük bir fark yaratır. İşte kavganın asıl sebebi de bu gerçek.
Bugün UEFA, Şampiyonlar Ligi'ne Türkiye'den direkt olarak iki takım alsa, ortalık tozpembe olur. Yani Galatasaray ile Fenerbahçe arasında hiçbir sorun kalmadığı gibi, barış da kendiliğinden sağlanır.
Şu anda iki büyüğün kavgası ligi şampiyon bitirmek. Bugün Galatasaray ezeli rakibi şampiyon olmasın diye uğraş verirken, Fenerbahçe de aynı düşünceleri taşıyor. Çünkü onlar biliyorlar ki, şampiyon olan takımın kasası dolacak. Kasası dolan kadrosunu yeni yıldızlarla donatacak. Bu da ister istemez rakiplere üstünlük sağlamak demek.
Halbuki bu sezon sonunda ligi birinci, bitirenle, ikinci bitiren Şampiyonlar Ligi'ne doğrudan katılsalar, bu kavgalar hiç ama hiç yapılmazdı. Fatih Terim'in 9 maçlık cezası bile gündeme fazlaca gelmezdi. Aslında gerginliklerin, kavgaların bitmesi yazının başlığında saklı.
Yani kısaca "Kurtar bizi UEFA"
Beşiktaş dikkat
Geçmiş yıllarda Beşiktaş'ın eski yöneticisi İhsan Kalkavan bir canlı yayında bana şunları söylemişti:
"Sevgili Faik, bu gidişat bizim için iyi değil. Yani Beşiktaş için. Galatasaray ve Fenerbahçe'nin mali tabloları çok güçlü. Aradaki fark böyle giderse çok açılır, sonunda da bu lig ikisine kalır."
Kalkavan'ın bu açıklamaları o günlerde büyük tepki almıştı.
Geçtiğimiz ay içinde Sportürk programına katılan Beşiktaş'ın eski yöneticilerinden Celal Kolot da benzeri açıklamalar yaparak "Bizim lig La Liga'ya döner. Galatasaray ve Fenerbahçe kendi başlarına kalır. Yani Barcelona ve Real Madrid gibi" demişti.
Beşiktaş'ı çok iyi bilen bu iki yöneticinin söylediklerini dikkate almak lazım. Beşiktaş Yönetimi artık fakir fukara edebiyatını bırakarak, büyüklüklerini ön plana çıkartacak çalışmalara hemen başlamalılar.
Türk futbolunun en önemli markalarından biri olan Beşiktaş'ı yine eski şaşalı günlerine döndürecek icraatları bekliyoruz.
Bekliyoruz çünkü biz bu ligin La Liga'ya dönmesini hiç ama hiç istemiyoruz.
Yerli kalecilere gün doğdu
Önümüzdeki sezonlardan sonra ligde yabancı oyuncu sayısında kısıtlamaya gidilecek. İşte bu yüzden başta büyükler olmak üzere Süper Lig takımları yabancı hakkını kalecide kullanmak istemiyorlar.
Galatasaray ve Beşiktaş bu konuda girişimlere başladılar bile. Daha önce de yazdığım gibi Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim'in kalede düşündüğü ilk isim Onur Kıvrak. Trabzonspor'un bir diğer kalecisi Tolga Zengin de Beşiktaş'ın gündeminde. Beşiktaş ayrıca Sinan Bolat'la da ilgileniyor.
Galatasaray yönetimi çok başarılı bir sezon geçirmesine rağmen Muslera'yı 15-20 milyon Euro arasında İngiltere'ye satmayı planlıyor. Görüldüğü gibi artık herkes yerli kaleci istiyor. Kısacası yerli kalecilere gün doğdu. Bakalım bu gelişmeler onların performansını nasıl etkileyecek?
Anılar ve Serkan Acar
Geçtiğimiz sezonun sonu.
Kadıköy'de Fenerbahçe-Galatasaray şampiyonluk maçı var. Herkes bilet peşinde. Bizim de eş dost akraba çevremiz geniş. Telefon susmak bilmiyor. Arayanlar hatırımızı bile sormadan "Bilet" diyorlar. Gerçekten de maça bilet bulmak çok zor. Ancak hatırını kıramayacağım iki önemli dostum için bana da iki bilet lazım oluyor. Bu gibi durumlarda yönetici aramak hiç adetim değildir. Sonunda soluğu yakın dostum rahmetli Serkan Acar'ın yanında alıyorum. Uzun bir süre görüşmediğimiz için önce hasret gideriyoruz. Rahmetli cin gibi. "Kaç tane?" diyor. "İki" cevabından sonra işimi hallediyor. Serkan Acar'la sohbet ederken, odaya oğulları Erkan ve Volkan giriyor. Onlar da bilet peşinde. Babalarından bilet istiyorlar. Rahmetli oğullarına dönüp "Kulüp üyelerine bilet dağıtılacak. Belli bir kontenjan var. Yarın sabah erken kalkın. Gelin statta kuyruğa girin ve biletlerinizi alın" diyor. Ben şaşırıyorum. Neredeyse bana verdiği biletleri onlara vereceğim. Göz göze geliyoruz, Bana "Sakın ha"der gibi bakıyor.Volkan ve Erkan boyunları bükük odadan çıkıyorlar.
Rahmetliye dönüp "Kulübün Genel Müdürü iki oğluna iki bilet bulamaz mı?" diyorum.
Hiç istifini bozmadan cevap veriyor. "Fenerbahçe'de kimsenin hakkını yemedim, yemem de. Girsinler, kuyruğa alsınlar biletlerini. Yarın öbür gün iki biletin dedikodusunu çekemem" diyor. İşte onunla yaşadığım son anı bu.
Nur içinde yat Fenerbahçe'nin askeri Serkan Acar.