Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete
Yazının başlığı, rahmetli Cem Karaca'nın bir şarkısı. Karaca geçmiş dönemlerde bu şarkıyı siyasilere ve o günün şartlarına uyarlamış. Aradan yıllar geçmiş, şarkıyı dinledim, baktım ki olaylar bana hiç yabancı değil. Şarkı sanki Türk futbolunun son durumunu anlatıyor.
Öyle değil mi?
Şu son olaylara bir göz atın. Yatıp kalkıp, Beşiktaş ile Trabzonspor'un çok fazla iddialı durumda olmadığına şükredelim. Neresinden tutarsanız elinde kalıyor. Kavganın aslında bir tek sebebi var. Fenerbahçe ve Galatasaray birbirlerinin şampiyon olmasını istemiyorlar. Bunun için de yöneticisi de, futbolcusu da, taraftarı da elinden geleni (!) ardına koymuyor.
Kimse masal anlatmasın. İki kulübün de birbirinden farkı yok. Fenerbahçe-Galatasaray maçından sonra bir genç hayatını kaybetmemiş olsaydı, bu timsah gözyaşlarını bile göremezdiniz.
Başkanlar çıkıyor ortalığı geriyor, futbolcusu çıkıyor, sırf kendi geleceğini kurtarmak adına şov yapıp, başkalarının geleceğine karanlıklara itiyor. Fanatik taraftarlar ise bir başka alem. Hayatlarında sadece iki renk görüyorlar. Hayatın diğer renkleri onlar için önemli değil.
Onlara göre "Önce Canan, sonra Can"
Halbuki bir 'Çan'dan daha önemli ne olabilir ki?
Bugünlerde yapılan tedavi vari demeçlere de inancım kalmadı. Zaman çabuk geçer. 18 Ağustos'ta Süper Lig başlıyor. Size en çok 4-5 hafta zaman vereyim. İddia ediyorum ki, bu kavgalar aynen devam eder.
Galatasaray-Trabzonspor maçında Türk Telekom Arena'da açılan pankart ve maç sonrası açıklamalar bile önümüzdeki sezonun nasıl geçeceğini sanki şimdiden müjdeler(!) gibi.
Özetle, büyükler birbirlerinin şampiyon olmasına istemezler. Para için, iktidar için, gövde gösterisi için istemezler. Hepsi yalan bu son yazdıklarım gerçektir. Yazımı Cem Karaca'nın söylediği şarkının bir bölüm sözlerini sizlere aktararak noktalayayım:
Yol dediğin yol gibi
Uzlaşmalı bir yere
Dön baba dönelim
Geliyoruz aynı yere
Bu döngü kısır döngü
Başı varda sonu yok
Dönüyom, dönemiyom
Sonunda bir çıkış yok
Cafer getir peçete...
F.Bahçe kimleri sevindirdi?
Ziraat Türkiye Kupası'nda final Fenerbahçe-Trabzonspor arasında oynanacak. İki takım iki sezon önce de finalde karşılaşmış ve kupayı Trabzonspor kazanmıştı. 3Temmuz sürecinden bu yana iki kulübün araları pek iyi değil. Sürekli olarak birbirlerini suçlayıcı tutum içindeler. Final öncesinde de bu tutumlarını sürdüreceklerini tahmin ediyorum. Aslında Fenerbahçe'nin finale çıkmasını en çok Trabzonspor istemiş olmalı. Sebebi de gayet basit. Fenerbahçe'nin finale çıkmasından dolayı, Karadeniz ekibi, yense de yenilse de, UEFA Avrupa Ligi'ne gidecek.
Fenerbahçe finale çıkarak, şüphesiz en çok, sürekli atıştığı rakibini sevindirdi.
Trabzonspor kadar bu işe sevinen bir diğer kurum ise yayıncı kuruluş. Türkiye Kupası maçlarının yayın hakkı için yüklü bir parayı kasasından çıkartan ATV, bu finale tahmin ediyorum ki, şükrediyordur.
Fernandes
Adamın futbolculuğuna sözümüz olamaz. Ama gel gör ki, Portekizli adeta canlı el bombası. Ne zaman nerede, ne yapacağı belli değil. Takım onsuz olmuyor. Oynamadığı maçlarda Beşiktaş'ın çok zorlandığını hemen görürsünüz. Bir teknik adam için zor bir oyuncu. Siz mi onu, o mu sizi yönetecek belli değil. Beşiktaş Teknik Direktörü Samet Aybaba şüphesiz bu konuda bu sezon çok sıkıntılar yaşadı. Son olayda da futbolcusunu korur şeklinde yaptığı açıklamalar, sırf Beşiktaş'ı ve takımını düşündüğü içindir. Bundan adım gibi eminim. Sezon sonunda, Portekizli için ne karar verilir bilemem.
Benim bildiğim böyle oyuncularla çalışmanın çok ama çok zor olduğudur. Beşiktaşlılar bu konuda ne düşünüyor merak etmiyor değilim. Fernandes, kalmalı mı, gitmeli mi? İşte bütün mesele bu.
4 milyon Euro'ya küme düşülür
Testi kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur derler. Ben testi kırılmadan aylar önce İstanbul BŞB'yi uyarmıştım ve demiştim ki: "Gökhan Süzen ve Webo'yu veriyorsunuz. Şu andaki durumunuz sizi yanıltmasın. Futbol şakaya gelmez. Benzeri durumu iki sezon önce Antalyaspor yaşamıştı. Necati'yi G.Saray'a veren Akdeniz ekibi, Süper Lig'de tesadüfen kalmıştı." Bunları bu sütunlarda yazmama rağmen, İstanbul BŞB teknik heyeti ve yönetimi takımlarının o günkü durumuna güvenip yeterli takviyeyi yapmadılar. İstanbul BŞB'nin, Webo'yu F.Bahçe'ye verdiği gün 25 puanı vardı. Düştüğü puan ise 36... Kısacası 4 milyon Euro'yu kasasına indirenler, takımlarının küme düşmesine yol açtılar. Paralar geldi, takım gitti... Oldu mu ya?