Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        DÜN gündemde iki konu vardı.

        1. Din adamlarının buluşması.

        2. Sıla’nın göğüsleri Bu yazı ilk konuyla ilgili.

        Cübbeli Ahmet Hoca olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü, Sosyal Doku Vakfı Başkanı, asansör ve yorgan fetvalarıyla meşhur Nurettin Yıldız, Siyer Vakfı kurucusu, yazar Muhammed Emin Yıldırım, İFAM Kurucu Başkanı İhsan Şenocak, gazeteci Nevzat Çiçek, İHH Başkanı Bülent Yıldırım bir toplantı yaptılar.

        Herkes bu toplantının Nevzat Çiçek’in tweet’iyle ortaya çıktığını söylüyor ama toplantıyı ortaya çıkaran Cübbeli Ahmet’in tweet’i. Nevzat sonra duyurdu.

        Peki bir bölümü birbiriyle kanlı bıçaklı olan bu grup nasıl ve niye bir araya geldi?

        Öyle ya, Cübbeli, yakın zamana kadar Nurettin Yıldız ile kanlı bıçaklıydı, tüm programlarında aleyhine konuşuyordu ve hakkında reddiye bile yazmıştı.

        Hele hele Nurettin Yıldız’ın “Allah göktedir” demesine illet oluyor, Yıldız’ı “Selefilik”le suçluyordu.

        Merakımdan Nevzat Çiçek’i aradım. Anlattı.

        Bu toplantı kararı alındıktan sonra Nevzat Çiçek’i arayıp “Bu toplantıya sen de katıl, moderatörlüğü sen yap” demişler.

        Toplantıda önce usul tartışması yaşanmış. Burada mutabakat sağlandıktan sonra itikadi tartışmalara geçilmiş.

        Cübbeli Ahmet, Nurettin Yıldız’ın “Allah yerde midir, gökte midir?” sözünü eleştirmiş.

        Yıldız da “Bu benim fikrim değil. Ben bu konudaki farklı söylemleri aktardım” demiş.

        Cübbeli, “O zaman karşı çıkıp kendi fikrini söyleseydin” diye kızgınlığını belirtmiş.

        Sonrasında birkaç yıllık bu videoların niye şimdi gündeme getirildiğini konuşmuşlar.

        Sonunda fatura Türkiye’yi karıştırmak isteyen “dış mihraklara” kesilmiş. Bunun bir İran ve Vehhabi oyunu olduğu kanaatine varılmış.

        Nevzat’a, “Bu iki karşıtlık nasıl bir araya geldi?” diye sordum.

        “Her iki tarafın, yani Vehhabi Suudların ve İran’ın Türkiye’de kendine alan açmak istediklerini düşünüyorlar” dedi.

        Bir diğer kanaat ise 15 Temmuz’un bedelinin kendilerine ödetilmek istendiği yolunda olmuş, ama ben bunu anlayamadım.

        Devletin kendilerine yönelik çıkışlarını da anlayamamışlar.

        Erdoğan’ın “İslam’ın güncellenmesi” çıkışı da eleştirilecekmiş ama Cumhurbaşkanı’nın sözlerini bir gün sonra düzeltmiş olmasını yeterli görmüşler.

        Cumhurbaşkanı’ndan randevu istenmesine karar vermişler.

        Bir istişare kurulu oluşturmaya ve ayda bir kez düzenli olarak toplanmaya karar verip dağılmışlar.

        Barış göstergesi olarak da Cübeli Ahmet, Nurettin Yıldız hakkındaki konuşmalarını internetten kaldırma sözü vermiş.

        ***********

        ARAŞTIRMA

        GELELİM dünün en önemli ikinci mevzuuna.

        Sıla Gençoğlu Hanımefendi’nin göğüsleri silikonlu mu değil mi?

        Konu beni çok da fazla ilgilendirmemekle beraber, tartışma UBER-sarı taksi tartışması boyutuna gelince, araştırmacı gazetecilik yapmak gerektiğini düşündüm.

        Araştırmamın sonucunda vardığım nokta şu:

        Ben meğerse Sıla’nın şarkılarını hiç dinlememişim.

        Bayağı güzel şarkıları var.

        Kimi klipleri 50-60 milyon kez izlenmiş.

        Bir ara Özgür Mumcu ile çıkmışlar.

        Bayağı da yakışıyorlarmış birbirlerine.

        Bir ödül töreninde yan yana oturmuşuz.

        Silikon meselesini ise kusura bakmayın araştırmadım.

        Kendime yakıştıramadım böyle bir araştırmayı.

        Ama fikrimi sorarsanız.

        Bence silikon.

        ***********

        UYARSAN KİM DİNLER!

        ÇİFTLİK Bank rezaletiyle ilgili okurlar medyaya kızmışlar.

        “Niye bu tehlikeyi önceden haber vermediniz? Gazetecilerin işi değil mi halkı uyarmak?” diye.

        Bakın size bir şey söyleyeyim.

        Kolay kazanç, avanta, çalışmadan zengin olma, bedavaya geçinme söz konusu olduğu zaman uyarmak hiçbir işe yaramıyor.

        Havadan bir lira, her türlü uyarının önüne geçiyor.

        Bunun milyonlarca örneğini her gün görüyoruz.

        Geçmişte Jet Fadıl isimli dolandırıcı ilk piyasaya çıktığında onlarca yazı yazdım, defalarca televizyona çıkıp anlattım, Jet Fadıl ile Reha Muhtar’ın canlı yayınına çıkıp “Sen bu dediğini yap, Taksim’de Atatürk Anıtı’nın üzerine çıkıp anırırım” diyerek sahtekârlığını yüzüne vurdum.

        Ne oldu!

        Avantadan üç lira kazanacağız diyen yüz binler parayı kaptırdılar. Fadıl Efendi hapse girdi çıktı.

        Avantacılar yine parayı verdiler, yine kaptırdılar.

        O nedenle bir yerde beleşçilik egemen olmuşsa, bir yerde havadan para kazanma, bedavadan geçinme çabası yaşam tarzı haline gelmişse uyarılar boşadır.

        Ancak her şeylerini kaybedince uyanırlar duruma.

        Ama yine de bu huylarından vazgeçmezler.

        ***********

        KAÇ TAKSİ PLAKAM VAR?

        TAKSİCİLER ile UBER arasında “doğruyu bulma” ya yönelik yazılar yazıyorum ya, bazıları hemen şöyle bir tezvirata başlamış: “Fatih Altaylı’nın taksi plakaları var, o yüzden taksicileri koruyor.”

        Öyle ki, Habertürk internet sitesindeki köşemin altında bile böyle yorumlar var.

        “Sat o plakaları, yakında para etmeyecek” diye öneri yapanlar dahi olmuş.

        Evet itiraf ediyorum.

        Taksi plakası mafyası benim.

        Elimde 3 bin adet plaka var, o yüzden bu yazıları yazıyorum. Hatta gazetedeki işim bitince taksi şoförlüğü yapıyorum.

        Ama o kadarla sınırlı değilim.

        Haksızlığa uğrayan trafik polisini koruyan yazılar da yazdım.

        Çünkü aslında o trafik polisi de benim. Boş vakitlerimde tebdil- i kıyafet trafik polisliği yapıyorum.

        Esenyurt’ta evlerini alamayan vatandaşların hakkını da arayan yazılarım oldu mesela. Çünkü Esenyurt’ta bin dairem var.

        Nurettin Yıldız’ın asansör fetvasını eleştirdim.

        Çünkü asansör imalatçısıyım. En büyük asansör firması bana ait.

        Yok bu olmadı.

        O fetvayı eleştirdim, çünkü asıl fetva makamı ben olmak istiyorum.

        Gülüyorum bunlara ama bir yandan da üzülüyorum.

        Niye üzülüyorum biliyor musunuz?

        Bunları yazanlar için.

        Bunu düşünmek ve yazmak için “Ben Fatih Altaylı olsam böyle yazardım” diyor olmak lazım.

        “Benim böyle bir köşem olsa kendi çıkarıma yazardım” diyenler bunlar.

        Aslında kendilerini ele veriyorlar.

        Ne kadar basit ve ahlaksız olduklarını gösteriyorlar.

        ***********

        NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

        Herkesi ahlaksız zannetmenin ahlaksızlara özgü bir durum olduğunu anladığımız zaman.

        Diğer Yazılar