Dün öğlen saatlerinde yeni Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca aradı cep telefonumdan.

“Fatih Bey, sağlık çalışanlarının ve meslektaşımız doktorların sorunları ile ilgili yazılarınıza teşekkür etmekle başlayayım. Son iki gündür çok doğru şeyler yazdınız, hepsini okudum” dedi ve yapmayı planladıklarını anlattı:

“Sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti önlemekle ilgili kararlılığımız var, bu kabul edilebilir durum değil” diyen Bakan “Bu durumun zaten Ceza Kanunu'nda bir karşılığı var. 1 ila 3 yıl arasında hapis öngörüyor. Eğer bu saldırı kamu görevi nedeniyle yapılmışsa yüzde 50 oranında da artış  yapılıyor, ancak bu durum yeterince önleyici değil” diyerek ilk etapta aldıkları önlemlerin neler olacağını aktardı:

“Şu anda hastanelerimizde özel güvenlik personeli görev yapıyor. Aciller dahil. Ancak özel güvenlik personelinin ne yazık ki, bir caydırıcılığı olmadığını gördük. Bu yüzden de bundan böyle acil servislerde birer polis noktası oluşturulacak. Bunu konuyu İçişleri Bakanımız ile ele aldık ve hemen bir genelge yayınladılar. Öncelikle diğerlerine oranla daha yoğun ve bu olayların daha çok karşılaşıldığı 201 hastanemizin acil servislerinde polis görev yapacak.

Adalet Bakanımızla yaptığımız bir görüşme ile de saldırıya uğrayan hekimlerimizin ifadelerini hastanelerdeki polis noktalarında alacağız. Çünkü mevcut durumda saldırganla birlikte hekimlerimiz de karakola giderek ifade vermek zorunda kalıyordu. Bu da hem hekimin psikolojsiini bozuyor, sanki suçlu imiş gibi karakola gitmesine neden oluyor, hem de hastanede düzeni aksatıyordu. Artık hekimlerimizin şikayetleri ve ifadeleri de hastanelerde alınacak. Cezaların arttırılması gibi bazı başka tedbirler de gündeme gelecektir ama öncelikli olarak bunları yaptık. Bununla ilgili genelgeleri de dün (önceki gün) yayınladı ilgili bakanlarımız.

Bunların yanı sıra hekimlerimizin özlük hakları, emeklilikleri, ücretler, genel olarak koşulları ile ilgili daha iyi ve hekimlerimizin sorunlarını giderici önlemleri de alıyoruz. Çok hızlı düzenlemeler yapacağız. Hem hasta hem hekimler açısından hakkaniyetli bir sağlık hizmeti sistemi kuracağız."

Bakan Koca, başta yeni kurulan şehir hastaneleri olmak üzere hem kamu hem de özel hastanelerin yurt dışına açılabilmesi ve uluslararası sağlık hizmeti verilmesi için hepsinin yurt dışı bağlantılarını kuracak bir anonim şirket yapılanması için de yasal düzenlemenin yapıldığını aktardı.

Kanser tedavilerinde fark alınmaması ile ilgili yeni düzenlemenin ise üniversite hastanelerinde sorun yarattığını, üniversite hastanelerinin fark almaya devam ettiğini ama yeni düzenleme ile bu fikrin alınmayacağını, ancak ünivesite hastanelerinin döner sermaye gelirlerinin ortadan kaybolmaması için 5 kata kadar farkın devlet tarafından ödeneceğini de belirtti. 

* * * * * 

Ceceli’ye bakış siyasi mi?

Ceceli vakasında herkesin aynı fikirde olmadığını hatırlattım dün Ertuğrul Özkök abimize.

Bakın bir okur ne demiş mesela:

“Sayın Fatih Bey,

Yazılarınızı ilgi ile takip eden bir okurunuzum. Bugünkü yazınızda Ceceli olayına değinmişsiniz. Ben olaya farklı bir açıdan bakılması taraftarıyım. Mustafa Ceceli, kendince muhafazakar bir tavır takınan ve hükümete yakınlığı ile bilinen bir şarkıcı. Bu olay patladığında neredeyse tüm muhalifler Ceceli'yi yerden yere vururken, hükümete yakın isimler nedense bir savunma telaşesine düştü. Şimdi bir düşünce deneyi yapalım ve olayın tam tersi olduğunu düşünelim. Çocuğun velayeti Ceceli’de olsa ve bir şekilde Ceceli’nin gay ilişkisi görüntüleriyle ortaya çıksa, şu anda 'Yetişkin insanların eşcinsel ilişkisi onları ilgilendirir, bize laf düşmez' diyen kesimin tepkisi nasıl olurdu? Tahmin edeceğiniz üzere Ceceli'yi yerin dibine sokarlar, 'Vay efendim bir evde iki eşcinsel adamla çocuk nasıl büyütülür' derler ve sosyal medyada da bu olay üzerinden tarizlere başlarlardı. Yani demem o ki, bu olayda gösterilen tepkilerin biraz siyasi olduğunu düşünüyorum. Tabii ki bu benim öznel görüşüm.

Saygılarımla…”

Artık her meseleye ne yazık ki böyle bakılıyor.

Kabahatler de, ayıplar da “Mahalle’ye” göre değişiyor.

Herkes karşı mahalleye taş atmakta ustalaşırken, kendi mahallesine karşı daha toleranslı gibi duruyor.

En azından algı böyle.

* * * * *

Mahreçsiz hırsızlık

Yılın dört dörtlük rezaleteni Habertürk ortaya çıkardı.

İster kağıda bas, isterse dijital olarak yayınla fark etmiyor.

İyi gazetecilik, iyi gazeteciliktir.

Televizyon patronu, medya sahibi Fatih Oflaz’ın kendi öz kızına tacizi rezaleti Habertürk’te yayınlandı.

Ertesi gün Hürriyet’inden, Posta’sına tüm gazeteler aldı koydu.

Bizden 24 saat sonra.

Tabii terbiyesizlik, emeğe saygısızlık etmekten de geri kalmadılar.

Çalıntı habere en ufak bir mahreç koyma gereği duymadan.

Sanki bin bir emekle kendi haberleriymiş gibi, 24 saat gecikmeyle manşetten verdiler.

Utansınlar ama üzülmesinler, Habertürk dijital yayıncılıkla bundan böyle hep önlerinde koşacak.

Onlara da alıntılamak kalacak. Tek ricamız nereden aldıklarını söylemeleri. Çünkü söylemezlerse “hırsızlık” oluyor yaptıkları.

Gelelim Fatih Oflaz rezaletine.

Oflaz, sektörden yıllardır tanıdığımız birisi.

Eşi, kızının annesi ise Boğaziçi’nden sınıf arkadaşım.

Okuduklarım ise kanımı dondurdu.

Detayları yazmaya arkadaşlarımın eli varmadı.

Tam bir felaket.

Bu rezalet kadar büyük rezalet ise tüm bunları yapan kişinin, Fatih Oflaz’ın yurt dışına kaçmış olması.

İki siyasi eleştiri yapan “Küt” içeri. Tutuklu yargılama.

Böylesi bir rezalete, bu kadar büyük bir ahlaksızlığa imza atan ise yargı süreci tamamlanıncayla kadar serbest.

Ve anında arazi.

Buna sebebiyet veren hakimin vicdanı acaba ne kadar rahat.

Tek merakım bu…

İnşallah iade kesin

Konuştuğum hukukçular, Fatih Oflaz’a verilen mahkumiyetin şu anda İstinaf Mahkemesi’nde olduğunu ardından Yargıtay’a gitme ihtimalinin de bulunduğunu ancak kararın kesinleşmesinden sonra Fatih Oflaz’ın kaçtığı İspanya’dan Türkiye’ye kesinlikle iade edileceğini söylediler.

Ortada siyasi bir suç olmadığını, konunun fikir ve düşünce özgürlüğü ile bir bağlantısının bulunmadığını, tam aksine Avrupa hukukunda da büyük bir suç teşkil eden çocuk tacizi ve ensestle ilgili olduğu için İspanya’nın iade etmemesinin mümkün olmadığını belirttiler.

* * * *  * 

Bir kaleciye bu para verilir mi?

Yılın en inanılmaz transferini Roma’dan Liverpool’a geçen kaleci Allison yaptı.

Brezilyalı genç kalecinin bonservis bedeli tam 72,5 milyon Euro ve bu bir kaleciye şimdiye kadar ödenen en büyük para oldu.

Transfer dönemi başlarken Roma  25 yaşındaki kaleci için 90 milyon Euro bonservis bedeli belirleyince herkes gülmüştü.

Çünkü Allison iki yıl önce Brezilya Ligi'nden Internacional’den Roma’ya geldiği zaman ödenen bonservis 7 milyon Euro olmuştu.

Bu denli büyük artışı kimse hayal bile etmiyordu.

Ancak transferde etkisiz olduğu için eleştirilen Jurgen Kloop genç kaleciyi ısrarla istedi ve sonunda transfer gerçekleşti.

Liverpool tarafı bu muazzam transfer için “Biz onu elleriyle yaptığı kurtarışlar için değil, ayakları için satın aldık. Çünkü aynı anda iki oyuncu almış olduk. Hem bir libero hem bir kaleci. Ondan daha iyi ayağıyla oyun kurabilen futbolcu yok” diyor.

Biz ise Türkiye’de Fenerbahçe’nin, Galatasaray’ın, Beşiktaş’ın tribün gelirlerinden söz ediyoruz.

Fenerbahçe bilet satışından 80 milyon TL gelir elde etmiş.

Yani Allison’un bonservis bedelinin beşte biri.

* * * * *

Sabiha Gökçen yeter mi Ali Abi

Sevgili Ali Şen 3. Havalimanı’nı  övmüş ve “çok iyi oldu. Fenerbahçe Avrupa Şampiyonu olarak yurda döndüğünde  karşılayacak kalabalık ancak bu havalimanına sığar” demiş.

Ali Abimiz bu cümleyi son kurduğunda Atatürk Havalimanı’na Avrupa Şampiyonu olarak inmek Galatasaray’a nasip olmuştu.

Ayrıca Ali Abimiz unatmasın ki, Fenerbahçe deplasmanlara Sabiha Gökçen’den gidiyor.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Hırsızlığımızı manşete koymadığımız zaman

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!