Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Arda Turan’ın etrafında bir kara bulut dolaşıyor galiba.

        Muhallebi yerken dişini kırar derler ya öyle bir hali var.

        Bu kez de yaptırmakta olduğu otel için kazılan temele, yandaki bir bina kaydı.

        Çok şükür can kaybı yok.

        Olaydan sonra Arda açıklama yapmış, belediye de.

        “Otel inşaatı izinli ve ruhsatlı”.

        İyi de izinli ve ruhsatlı olması, “Hatasız” olduğu anlamına gelmez her zaman.

        Temeli doğru kazmadıysan, yandaki binaların kaymasını engelleyecek mühendislik önlemlerini almadıysan, temelin etrafına toprağı tutacak kazıklar çakmadıysan hem “ruhsatlı”, hem “izinli” hem de “hatalı” olabilirsin.

        Bir benzetme yaparsak; ehliyetin var, otomobilin ruhsatı tam ve muayenesi yaplmış diye kaza yapınca “kusursuz” olmuyorsun.

        * * *

        Belki de Arda’ya dua edeceksiniz

        Sütlüce’deki binanın yıkılışını, belgesellerdeki bina yıkımları gibi canlı canlı izledik.

        Bu yıkımda Arda’nın otelinin hatası var mı yok mu bilemem ama varsa bile o binada oturanlar Arda’ya kızıp küfredeceklerine, Arda’ya dua etsinler.

        Niye mi?

        Çok basit.

        Arda sayesinde belki de kendilerinin, sevdiklerinin, çoluk çocuklarının ve hatta torunlarının hayatları kurtulmuş olabilir.

        1999’dan beri ne diyoruz sürekli, “İstanbul deprem riski altında. Büyük bir İstanbul depremi eninde sonunda olacak”.

        Bu yüzden de 1999 depreminden bu yana İstanbul’da sürekli bina denetimleri yapılıyor. Binalar testten geçiriliyor, binalar için depreme dayanıklılık raporları hazırlanıyor.

        Kusura bakmayın ama böyle bir şeyin olmadığını, bize anlatılanların koca bir palavradan ibaret olduğunu dün Sütlüce’de gördük.

        Temel çukuruna doğru kayan binanın görüntülerini izlediniz mi?

        İzlemediyseniz mutlaka izleyin.

        Koskoca 5 katlı binanın en küçük bir temeli yok.

        Yumuşak toprak üzerine oturtulmuş bir beton kutu.

        Üstelik beton olduğu da tartışmalı.

        Çünkü kayan bina bir anda unufak oluyor.

        Normalde düzgün yapılmış, doğru beton kullanılmış bir bina kaysa bile en azından sütunları durur, bina bütünlüğünü bir ölçüde korur.

        Ama burada öyle olmuyor.

        Bina tam anlamıyla “Unufak oluyor”.

        Bir sütun, bir beton blok falan yok ortalıkta.

        Koca bina kuma dönüşüyor.

        İşte bu yüzden Arda’ya dua etsinler diyorum.

        Bina göz göre yıkıldığı için önlem alınmış, içi boşaltılmıştı.

        Eğer bu bina bir depremde yıkılsaydı içinden canlı fare bile çıkamazdı.

        * * *

        Hani denetim vardı

        Sütlüce’de unufak olan “kaçak” ve “temelsiz” binanın arkasında can kaybı yok ama ciddi bir güven kaybı bıraktı.

        “Hani İstanbul’da bina denetimleri yapılıyordu”

        Belli ki, hiç bir şey yapılmıyormuş.

        Temeli olmayan, betonu beton olmayan, koca bir bina İstanbul’un göbeğinde öylece duruyormuş ve içinde insanlar yaşıyormuş.

        Ve kimbilir İstanbul’da daha kaç böyle bina var.

        * * *

        Komşu komşunun külüne muhtaç

        Sevgili komşumuz Yunanistan yanıyor.

        Aynı anda 47 ayrı bölgede yangın çıkmış.

        En büyüğü ise Atina çevresindeki yangın.

        Sert rüzgarlar nedeniyle yangından kaçamayan pek çok Yunanlı hayatını kaybetmiş.

        Ben bu yazıyı yazarken sayı 70 civarıydı. Belediye Başkanı “100’ü aşabilir” diyordu.

        Benim anlamadığmı ise şu.

        Bu kadar büyük bir yangınla mücadele eden Yunanistan, neden Türkiye’den yardım talep etmez, Türkiye’nin yardım teklifine hemen “Hadi gelin” yanıtını vermez.

        Karşılıklı deprem felaketlerimizde birbirimizin yardımına koşmadık mı?

        Bu kez neyi bekliyorsunuz!

        Aynen Yunanistan gibi her yaz yangın felaketleriyle boğuşan Ege kıyılarımızda pek çok yangın söndürme uçağı ve helikopterimiz var.

        Bunların bizim sahillerden kalkıp Atina’ya varmaları bir saat bile sürmez.

        En hızlı, en acil yardımı yollayabilecek durumda olan Türkiye’ye bir çağrıda bulunmak, Türkiye’nin çağrısına “Hemen gelin” yanıtını vermek çok mu zor!

        İspanya’dan yardım istemiş Yunanistan.

        Dakikaların bile önemli olduğu böyle bir yangında İspanya’dan bir yangın uçağının oraya gelmesi 5-6 saatlik bir iş.

        Niye ilk önce komşudan istenmiyor!

        Yazık değil mi vatandaşlarınıza.

        * * *

        Talim deyip güldürmeyin

        Bedelli de olsa gidilecekmiş.

        21 gün eğitim şartmış.

        Milli Savunma böyle buyurdu.

        Allah aşkına, bedelli askerlik yapanlara komutanları bile “Önce kadınları çağırırız ihtiyaç halinde, sonra sizi” diyorlar, ne eğitimi.

        Bedelli askerlik yapanlar hangi eğitimden geçiyor, güldürmeyin beni.

        Sormak isterim bedelli yapanların kaçı tüfek talimi yaptı, kaçı top talimi yaptı?

        Bırakın talimi, kaçı tüfek gördü acaba?

        Üstelik de bir önceki bedellide hiç askere gidilmediğini hepimiz hatırlıyoruz.

        Onların başı kel miydi yoksa!

        * * *

        Dakika bir sarı kart

        Taze milletvekili Alpay Özalan, geçen hafta Sabah Gazetesi'nde Sonat Bahar’a verdiği röportajda, “Meclis’e kavga etmeye değil hizmet etmeye gidiyoum” demişti.

        Bismillah kavgayla başladı.

        Dünkü ergen oturumun, en gergin vekiliydi muhtemelen.

        Kürsüye yürüdü, parmak salladı, bağırdı, çağırdı.

        Dünya Kupası’nda rakibine faul yapmayıp, gol yememize neden olduğu için Fair Play ödülü almıştı.

        TBMM’de ise dakka bir sarı kart bir oldu Alpay’a.

        Kimbilir belki de siyasetin basamakları tırmanılarak değil de, tepeden inme gelinince oraya, biraz fazla aktif görünmek gerekiyor.

        Tepeden indirenleri mahcup etmemek için.

        * * *

        Ayıp değil, günah değil, biz de salak değiliz

        Anladığım kadarıyla Türkiye’deki tüm estetik cerrahlar işsiz güçsüz oturuyorlar.

        Ve muhtemelen pek yakında hepsi fakirlik aylığı almak için devlete başvuracaklar.

        Çünkü Türkiye’de hiç kimse estetik ameliyat yaptırmıyor.

        İlk estetik ameliyatını 17 yaşında olmuş kız, estetikten göbek deliği gamzesi haline gelmiş kadın, burnu yerden kaf dağına yükselmiş şarkıcı, operasyon geçirmemiş sadece ayak küçük parmağı kalmış olan sosyetik hanımefendi röportaj yaptığı zaman ağız birliği etmişçesine şöyle diyor:

        “Asla estetik yaptırmadım. Doğallığı seviyorum. Ufak tefek dokunuşlar belki ama ameliyat asla. “

        Niye herkesi salak yerine koyuyorsunuz anlamıyorum.

        Yaptırdıysanız yaptırdınız.

        Kime ne, bize ne!

        Ayıp değil, günah değil.

        Utanılacak bir şey değil.

        Ama utanıyorsanız niye yaptırıyorsunuz.

        Niye bizi salak yerine koyuyorsunuz!

        * * *

        NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

        En ağır hakaretin zekamızla alay etmek olduğunu anladıkları zaman.

        Diğer Yazılar