Doğruysa da yandık, yalansa da yandık
İddianamelerin içeriğini tartışacak durumda değilim.
Bildiğim bir şey varsa, bu iddianamenin doğru olması da, yalan yanlış olması da benim açımdan bu ülke hakkında çok olumsuz şeyler düşünmeme neden olacak.
Diyelim ki, iddianamede iddia edilenler doğru.
O zaman ortaya şöyle bir tablo çıkıyor:
" Bu ülkede 27 yıldır terörle mücadele eden Türk Ordusunun içinde PKK gibi, DHKPC gibi, Hizbullah gibi terör örgütlerini yönetenler var. Bunlar değerli Türk vatandaşlarını öldürmekten veya öldürtmekten kaçınmamışlar. Onbinlerce Türk vatandaşının ölümüne neden olmuşlar, bu ülkenin inanılmaz bir para, zaman ve güç kaybetmesine yol açmışlar"
Siz bu ülkede kendinizi güven içinde mutlu ve huzurlu hissedebilir misiniz?
Diyelim ki, iddianamede iddia edilenler yalan yanlış.
O zaman ortaya çıkan tablo da vahamet açısından çok da geri kalmıyor:
"Bu ülkede bir kaç savcı, bir kaç hakim ve onlara destek veren bir grup siyasetçi kendi emelleri için her şeyi yapabiliyorlar. Türkiye'nin terörle mücadele etmiş komutanlarına terörist diyebiliyorlar, olmayan delilleri yaratarak gazetecileri, sivil toplum liderlerini hapse tıkabiliyorlar, Türkiye'nin son çeyrek yüzyılında yürüttüğü terörle mücadeleyi karalayabiliyor, Türkiye'yi bütün Dünya gözünde küçük düşürmekten çekinmiyorlar"
Ya bu durumda kendinizi bu ülkede güvende, huzurlu ve mutlu hissedebilir misiniz?
Ben yine de birinci veya ikinci olasılık, hangisi olursa olsun gerçeğin ortaya çıkmasından yanayım.
En azından bizden sonraki nesiller belki bizim hissedemediğimiz güven, huzur ve mutluluğu bulabilsinler diye.
Bakan bile karamsar
Önceki akşam Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Yıldırım ziyaretime geldi.
Hayırlı olsun demeye.
O geldiği sırada benim elimde de sanayi üretiminin Ocak ayında yüzde 21,3 düştüğünü gösteren rapor vardı.
"Biliyorum" dedi.
"Ne yapacaksınız" diye sordum.
"Dünya batıyor, işimiz çok zor ama bazı önlemler alacağız. Bunun için İstanbul'a geldim, yarın görüşmlerimiz var" dedi.
Bakan Yıldırım, hiç umulmadık büyük firmaların bile bu süreçte batabileceğini öngörüyor.
Ekonominin çok çok iyi gittiği dönemde yapılmış yatırımların bugün firmaları çok ciddi risk altında bıraktığı ve bunun sonunda dönüp bankacılık sektörünü de vurma endişesi içinde.
Bankaların batık veya takipteki kredilerindeki artış oranları Bakan Çağlayan'ın endişesinde haklı olduğunu gösteriyor.
"Bırakın üretimi sürdürmeyi, iyi günlerde edilen karların bu yıl ödenecek vergisini veremeyecek durumda olanlar var" diyorum.
"Bunun için bir önlem düşündüklerini" söylüyor.
"Vergi, muhtasar ve SGK pirimlerinde bir uzatma veya bir taksitlendirme, bir öteleme üzerinde çalışıyoruz. Bunu öneri olarak getireceğiz" diyor.
"Bütçe bozulmaz mı?" diye soruyorum.
"İşsizlik fonunda birikmiş ciddi paralar var. Bunu geçici olarak bu işte kullanıp, sonra yerine koymak şeklinde olabilir" diyor.
"Kriz ne kadar sürecek. Bir öngürü var mı?" diye soruyorum.
"2009 bütün Dünya için kayıp yıl olarak görünüyor. Dünya 2009 sonuna kadar toparlanabilirse, biz de 2009'u en az hasarla atlatırsak 2010'da işler düzelmeye başlar." diye bir öngörüde bulunuyor. Bakan Çağlayan'ın söylediklerinden değilim ama halinden pek de umutlu olmadığını görüyorum.
Zor günler başlıyor demek pek doğru değil, zor yıllar geri dönüyor.
Daha zor olarak.
Nasıl harcandığını bilmediğimiz kredilere kefil olmadığımız zaman
fatihaltayli@haberturk.com