Dışarıdan birisi, Saadet Partisi’nin son dönemde çizdiği “farklı parti” imajına darbe vurmak istese ancak bu kadarını yapabilirdi. 
AK Parti’den dışlandıktan sonra kapı kapı dolaşıp, yamanacak parti arayan, İdris Naim Şahin’i aday göstermişler.
Temel Karamollaoğlu böyle bir hataya nasıl düştü anlamak mümkün değil.
Kim bilir belki de başka bir hesap vardır işin içinde.
Ama hesap ne olursa olsun, Saadet’e bir leke düşürdü böyle bir tercih.
Gerçi diyeceksiniz ki, “Siyasetin neresi doğru”
Onda da siz haklısınız.
Siyaset iyiden iyiye yamulmaya başladı.
CHP listelerinde faşistler, bir yandan FETÖ avı sürdüren iktidar listelerinde FETÖ’ye hiç de uzak olmayan isimler oluyor.
Milas Belediye Başkan adayı gibiler ise başka bir alem.
En güldüklerimden birisi ise ismi lazım değil, İYİ Parti’ye “büyük umutlarla” alınan bir vatandaş.
“Google’de üst düzey yönetici” diye büyük bir tanıtımla İYİ Parti’ye alınmış, rozeti takılmıştı.
“Bakan olacak adam. Çok değerli” diyerek.
Sonra Google’da pek de öyle üst düzey olmadığı anlaşılmıştı.
Pazarlama bölümünde çalışıyordu firmanın.
Ankara’ya yerleşti.
Bakan olacaktı ya, Ankara’da olması lazımdı.
Şimdi duydum ki, İstanbul Sarıyer’den “Belediye Meclisi” üyeliğine aday olmuş.
Güldüm.
Güldüm ama siyasette böylesine kalite düşüşlerinin olduğu dönemler memleket açısından hiç de hayırlı olmaz.
“Ne var canım” demeyin.
Böyle dönemlerde bile siyaset kalitesini koruyamayan ülkeler, asla iyiye gitmez.


***

Parti mi?

Çok basit bir soru sormak istiyorum.
Büyük umutlarla kurulan, ittifak pazarlıklarında gücünün ötesinde taleplerde bulunan bir parti, kazanması en muhtemelen adayının adını Yüksek Seçim Kurulu’na bildirmeyi unutursa o partiye parti denilir mi, denilebilir mi?
İyi Parti yönetimi kendini “Biz yapmadık il örgütünün hatası” falan demesin.
Güvenilir bir örgütlenme yapamayan, kendini kazıklayan bir partiye parti denebilir mi?
Dünyanın en şanslı partisi AK Parti olabilir.
Böyle bir muhalefeti isteseler kuramazlar, arasalar bulamazlar.


***

Küçük olsun benim olsun

Konuyu bilen okurlar “Fatih Bey Türkiye’de traktör sayısı çok fazla çünkü ekim alanları çok bölünmüş durumda” diye uyaran mesajlar attılar.
Bilmez miyim?
Bunun ilgili geçmiş yıllarda tonla yazım var, bunu engellemeye yönelik yasa tasarısında az emeğim yok.
Zaten vurgulamaya çalıştığım da bu.
Yasa daha fazla bölünmeyi engelliyor olabilir ama geçmişin izleri hâlâ duruyor.
Bölünmüş ekim alanları hem masrafı arttırıyor hem verimliliği düşürüyor.
Tarım destekleri verilirken, bu alanların ortak birer işletme haline getirilmesi uygulanan bir şart haline gelse, tarımsal üretimin bu haliyle bir artacağı açık.


***

Yalancı modacı

Yaşayan son büyük modacı da öldü.
“Tu kaka” ilan edilen ve zorlukla iş bulan Galliano’yu saymazsak ortada büyük modacı kalmadı.
Belki yarı emekli Gaultier dışında.
Bugün muhtemelen pek çok kişi Lagerfeld ile ilgili bir şeyler yazacaktır.
Ben size Alman modacının pek de bilinmeyen bir yönünü anlatayım bari.
Toprağı bol olsun, Karl Lagerfeld müthiş bir “yalancı” idi.
Bilir misiniz, doğum tarihini asla söylemedi.
Bazen 35 doğumluyum derdi, bazen 38. Bazen de arasında bir yerde.
Asla gerçek yaşını söylemezdi.
Bu kadarla kalsa yine iyi.
Babasının İsveçli bir soylu, annesinin ise Alman olduğunu iddia ederdi.
Oysa babası da, annesi de Hamburglu Almanlardı.
Ama bunu asla itiraf etmezdi.
Babası Hamburglu bir işadamıydı ama Lagerfeld bunu da saklardı.
Yaşam öyküsü ise örnek olacak niteliktedir.
Balmian’de çırak olarak başladığı meslek hayatında bir zamanların haut couture devi Jean Patou’da devam etmişti.
İlk koleksiyonu alay konusu olmuş, ama o pes etmeden yoluna devam etmişti.
1960’ların sonunda Fendi ile çalışmaya başlamış, 1980’lerin ilk yarısında ise Chanel’e geçmişti.
Ancak Chanel’de çalışırken de bir yandan Fendi’ye çalışmaya devam etmişti.
Diesel’le blucin tasarlardı.
Biblo, cam eşya, mobilya, ev, otel.
Tasarlanabilecek ne var ise hepsine teşebbüs etmişti.
Bitmeyen bir merakı vardı.
Genç kalma ve genç gibi davranma delisi olduğu söylenirdi.
70 yaşındayken birden bire deli gibi rejim yaparak 30 kiloya yakın vermiş, bunu da “Beğendiği bir modacının kıyafetlerini giyebilmek için zayıfladım” diye açıklamıştı.
82 yaşındayken kendi adını taşıyan bir modaevi açması da kendini genç görme takıntısındandı belki de.
Yaşını ne kadar saklarsa saklasın, ne kadar genç olmaya çalışırsa çalışsın, herkesi doğum tarihi ile kandırırsa kandırsın fark etmedi.
Sonunda gitti.
Yeni neslin lüks ve modaya karşı olan tavrı, lüks moda evlerinin tahtını sallarken “acı sonu” görmeden gitmesi belki de onun için en iyisiydi.


***

Kitap

Şeyma Subaşı geniş entelektüel birikimini ve 27 yıllık engin hayat tecrübesini bir kitaba aktaracakmış.
Kalıcı bir eser bırakmak iyi bir şeydir.
Kitabı da merak etmiyor değilim.
Çok satacağından da kuşkum yok.
Çünkü bir nevi “kişisel gelişim” kitabı olacaktır. Ama yine de alıp okumayı düşünmüyorum.
İçindeki başlıklar muhtemelen
1. Kim milyoner olmak ister yarışmasına katılıp zor soruları bilmeye gerek kalmadan bir yarışma ile nasıl milyoner olunur
2. Tatlı hayatın kolay finansmanı
3. Stüdyodan Tulum’a kestirme yol

Gibi şeyler olacaktır.
Tabii ben asıl bu kitabın devam fasiküllerini merak ediyorum.
Bir gün onları da yazar inşallah.
Dalga falan da geçtiğimi düşünmeyin.
Herhalde kuantum fiziği üzerine bir şey yazacak değil.
Herkes bildiğini yazar.


***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Bana sormadığınız zaman.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • afatsumkilec 4 ay önce Dünyanın en şanslı partisi AK Parti olabilir. Böyle bir muhalefeti isteseler kuramazlar, arasalar bulamazlar. Bunlar zamkla biraraya getirilen topluluklarda kaçınılmaz olaylardır. Şanşla ilgisi yok...
    CEVAPLA
  • ugur.gallen@gmail.com 4 ay önce fatih bey belki de mevcut bütün muhalif siyasi parti ve liderlerin amacı akp hükümetini iktidardan indirmek değildir. Sadece muhalifmiş gibi görünüp mevcut sistemin devam etmesini sağlamak ve dönüşüme katkıda bulunuyor olmak olabilir mi? :)
    CEVAPLA
  • zadeozde 4 ay önce Habertürkte de kalite senin kalemin
    CEVAPLA