Çok değer verdiğim bir dostum var.

Siyasetçi değil.

En azından şimdilik.

Ama nesillerdir merkez sağ siyasetin göbeğinde bir aileden.

Kendisi de aile geleneğine uygun bir biçimde, siyaseti yakından izliyor.

Özellikle de muhafazakar siyaseti.

Dün bizim gazetenin oralara yolu düşmüş.

Aradı, “Abi yerindeysen, işin yoksa uğrayayım” dedi.

Benim gibi aylak adamın ne işi olacak. “Uğra tabii” dedim.

En taze bilgilerle geldi.

Önce biraz önümüzdeki seçimlerden söz ettik.

“Abi Ankara’da Mansur Yavaş önde. Bu yüzden AK Parti Süleyman Soylu’yu cepheye sürdü. Ama onun da çok yararı olmuyor. Ankara için iktidarda büyük sıkıntı var” dedi.

Son anketlere dayanarak sordum, “İstanbul’da CHP önde diye bir anket yayınlandı” diye sordum.

“Binali Bey bayağı önde ama AK Parti’de genel bir sıkıntı var. Farklı farklı nedenlerle kızanlar var. Manavlar kızıyor, bakkallar kızıyor. Süper marketleri suçluyor AK Parti ama en büyük süper market zincirleri onların yakınlarına ait. Onlar kızıyor, orada çalışanlar kızıyor. Kampanyada hatalar var, söylemlerde hatalar var. Tayyip Bey boşuna günde 3 konuşma yapmıyor. Yine de İstanbul’da Binali Bey önde ama seçime de siyaset için uzun sayılabilecek bir süre var. Bu fark açılabilir de, kapanabilir de” dedi.

Sonra asıl bombayı patlattı:

“Abi yeni parti geliyor”

Merakla sordum, “Abdullah Gül’ün partisi mi?”

“Yok Abi, Ahmet Davutoğlu’nun partisi. 40 küsur ilde örgütlenmeyi tamamlama aşamasına geldiler. Davutoğlu’nun eski İstanbul İl Başkanı örgütlenme üzerinde çalışıyor. Eli kulağında. Her an partiyi kurma dilekçesini verebilirler” dedi.

“Herkes Abdullah Gül ve Ali Babacan’ın partisi gelecek diyordu, ne oldu?” dedim.

“Onlar da bir hazırlık içinde. Zaten Ahmet Davutoğlu’nun acelesi de bu yüzden. Önce çıkmak istiyor. Babacan’ın önünü kesip, benim partiye katılın deme niyetinde. Güç birliği yapmak istiyor”

“Öyle mi gelişir sence?”

“Zannetmiyorum. Babacan ve arkadaşları oraya gitmez. Onlar AK Parti’nin kuruluş felsefesine yakın bir parti kurmak istiyorlar.”

“Peki onlar ne bekliyor?”

“Seçimi bekliyorlar. AK Parti’nin oylarına bakacaklar. Oransal değil ama sayısal olarak bakacaklar. Eğer AK Parti’nin oyu 35’lerin altına düşerse partiyi kuracaklar.”

“Düşmezse?”

“Düşmezse beklerler biraz daha.”

***

Hesap lütfen

TFF’nin yeni bir bombası patladı.

Şike skandalı sonrasında yayıncı kuruluşun “Zarara uğradım” diyerek “Sözleşmeyi uzatma” talebi Federasyon tarafından makul bulunmuş ve naklen yayın sözleşmesi ihalesiz uzatılmıştı.

Konu yargıya taşınmış ve yargı da anlaşmanın hukuka uygun olduğuna karar vermişti.

Keza Rekabet Kurulu da.

Ancak o dönemki yargı kararlarında sürekli olarak “A Paketi”nden söz edilmişti.

İşin içindeki rezalet yeni ortaya çıktı.

Federasyon, yayıncı Digitürk ile sözleşmeyi uzatırken büyük bir sözleşme rezaletine imza atmış.

A paketini uzatmış ancak B ve C paketlerinin mali koşullarını sözleşmeye eklemeyi unutmuş.

B paketi Süper Lig’in geniş ve kısa özetlerinin yayın hakları ile TFF 1. Lig'in naklen yayın ve isim haklarını içerirken, C Grubu da tüm bunların mobil uygulamalardan yayınlarını içeriyor.

Federasyon’un unuttuğu işte bu ikisinin ayrı ayrı mali yükümlülüklerinin sözleşmeye bağlanması.

Digitürk sözleşmede bununla ilgili bir mali koşul olmadığı için parayı ödemeye yanaşmamış, ki haklı.

TFF de Tahkim’e gitmiş.

Tahkim’de de TFF’nin belirlediği hakem bile “TFF haksız” demiş.

Giden para ne kadar?

430 milyon TL. Çünkü bu paketlerin değeri bu.

Yani Federasyon yönetimi  devletin milletin 430 milyon TL’sini yayıncı kuruluşa bırakmış oldu.

Şimdi de “Hukukçuların hatası” diyorlar.

Yok öyle şey arkadaş.

Bu yönetimin hatasıdır.

Çok açık biçimde yönetim hatasıdır.

Top hukukçulara atılıp işin içinden kimse sıyrılamaz.

Bu hatanın bedeli istifadır.

Onlar istifa etmezse, kulüpler Federasyon'a dava açmalı ve acil bir genel kurul talep etmelidir.

430 milyonu yok edip, hesabı ödemeden masada oturmak olmaz.

***

Boyu değil işlevi

Dün bir yazar, bir araştırmaya dayanarak söylemiş. Onun yalancısıyım.

“Tayyip Erdoğan uzun boylu olduğu için seçim kazanıyormuş.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın boyu 1.86.

Seçimleri o yüzden mi kazanıyor bilmiyorum.

Ancak bildiğim şeyler var.

- Rahmetli Süleyman Demirel’in boyu 1.70’ti.

- Rahmetli Ecevit’in boyu da hemen hemen aynıydı.

- Nur içinde yatsın Turgut Özal’ın boyu 1.61’di.

Bunların hepsi partilerini 1. parti yapmayı başardılar.

Bunlara göre hayli uzun boylu olan Deniz Baykal ise bunu hiç başaramadı mesela.

Uzun boy ile iktidar arasındaki ilişki doğru ise ben de acilen siyasete gireceğim.

1.90’a yaklaşan boyumla ilk seçimde iktidar olurum.

Tabii karşıma Hidayet Türkoğlu ya da bir benzeri çıkmaz ise.

Bu haberi gören tüm siyasetçilere tavsiyem, mezurayı bırakmaları.

Çünkü herkes bilir ki, önemli olan boyu değil işlevi.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Yenilen pehlivan güreşe doyduğu zaman. 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • fatihkurt76 8 ay önce Parti kur oy verelim :)
    CEVAPLA
  • boyalikus 8 ay önce Yenile yenile yenmesini öğrenirim, derler bizim orada....
    CEVAPLA
  • ucilingir 8 ay önce Merhaba Fatih Bey, B ve C paketleri için alınmayan 430 milyon TL'nin bilerek ve özellikle alınmamış olması mümkün değil midir? Fedarasyondaki ilgili yetkililer hatta federasyon başkanı bile bu işin içinde olup 430 milyondan paylarını almış olamazlar mı? Bunca yıldır yapılan ihalelerde görülmeyen böyle devasa bir hatanın şehven yapılması mümkün değildir diye düşünüyorum. Ünver Çilingir
    CEVAPLA
ÖNCEKİ YORUMLARI GÖSTER (4)