Yine bir kadın öldürüldü.

Bu kez isim Emine Bulut.

Yine gündemde.

Öldürüldüğü için değil.

Öldürülüş biçiminden ötürü.

Kayıt altında kadın cinayeti.

Kayıt altında insanlığın ölümü.

“Ölmek istemiyorum” diyor kadıncağız.

Kızının evladının gözünün önünde.

Kızı bağırıyor, “Anne ölme”...

Ölüm kızı dinlemiyor tabii.

Ölüyor Emine Bulut.

Öldüren canavar ise halinden memnun.

Olay yerinden uzaklaşmak için bindiği taksinin şoförü kanları sorunca “Hayvan öldürdüm” diyor.

İnsanlığı öldürdüğünün farkında olmayacak kadar canavar.

Ve yine toplumda infial.

Anında yüksek sesler, “Asalım, keselim, cezaları ağırlaştıralım”.

İktidar kanadı “En ağır ceza verilecek” diyor.

Yargı kanadı bildiğiniz gibi, toplumsal baskı iddianamesi anında hazırlanmış zaten.

Hepsi hikaye aslında...

Bakın sevgili okurlar ben bu kadına şiddet meselesine fena takığımdır.

Hatırlarsanız belki, bu gazete yani Habertürk ilk çıktığı dönemde günlerce Münevver Karabulut cinayetinin “Kaçak” faili Cem Garipoğlu’nu izledik, unutturmadık.

Herkes unuttu, biz unutmadık.

Yakalattık sonunda.

Sonra diğer kadın cinayetlerini de.

Simgesel fotoğraflar bastık.

Hatta belki bu şiddetin ne olduğunu anlatırız birilerine diye sırtına saplanmış bıçakla bir kadın kurbanın fotoğrafını bastım 1. sayfaya.

Yemin ederim kadın cinayetlerine gık çıkarmayanlar bana saldırdılar.

Basılır mı o fotoğraf diye.

Basılır tabii.

Vurdumduymazların gözüne sokmak için bu şiddeti, anlatmak için kadınların neler yaşadığını, basılır.

Bastım.

Eleştirenler!

Doğru bildiğim yolda hiç ama hiç takmam, bilirsiniz.

Yıllarca uğraştım kadın cinayetlerini bir nebze engellemek, en azından azaltmak için.

Bir farkındalık yaratmaya çalıştık.

Cezalar artsın demedik asla.

Biliyorduk çünkü ceza arttırmanın çözüm olmadığını.

Kadına şiddetin yanlışlığını kafalara sokmaktı asıl gereken.

Kendisi de eşini dövdüğü için, şikayete gelen kadına “Bacım evine dön” diyen emniyet mensubunu da, kadına şiddete evinden alıştığı için bunu çok da önemli bir suç gibi görmeyen yargı mensubunu da, babası da anasını dövdüğü için bununla ilgili yasal düzenleme yapma ihtiyacı hissetmeyen parlamento mensubunu da eğitmek, kafa değiştirmek.

İlk mektepten itibaren kadını saygıyı öğretmek.

Gereken bu idi.

Hâlâ da gereken bu.

Haa, etrafta feveran edenlere de bakmayın, aldanmayın.

Sahtekardır geneli.

Tüm kadınlarını vurduran adamın verebildiği zaman konserleri full, yapabildiği zaman albümleri milyon satan ülkede, kadına şiddete tepki mi!

Güldürmeyin beni.

Ever, tepki gösteren bir çoğunluk.

Bunda samimi olan bir azınlık var.

Bu mahallede salyangoz satan bir azınlık.

 

 

***

 

Motooooor

 

Türkiye’nin teknolojide, bilimde müthiş bir noktaya geldiğini söylüyorlardı da, inanmıyorduk.

Niye, çünkü kötüyüz.

Kötü kalpliyiz.

İnsansızız.

İnsanımıza, ülkemizin kabiliyetine inanmıyoruz.

En azından ben öyleydim.

Dünü kadar.

Dün ülkemizin kaydettiği büyük aşamaya, teknolojimizin geldiği muazzam noktaya tanık oldum.

Gururluyum, onurluyum.

Başım dik.

Diyeceksiniz ki, delirdin mi?

Hayır.

Dün Türkiye’de yaratılan mucizeyi görmediniz mi?

Tayyarenin mucidi Wright kardeşlerden bu yana havacılık alanında kaydedilen en önemli gelişmeyi Türkiye başardı.

Dün Türkiye’de motorsuz bir uçak, dışardan hiçbir destek almadan, başka bir uçak ya da başka bir taşıt tarafından çekilmeden, tamamen kendi imkanlarıyla havalandı.

Havalanmakla kalmadı.

Depolarına su doldurdu.

Bu suyu, bir yangın alanına boşaltabileceğini gösteren bir de tanıtım yaptı.

Evet, şaka değil.

Motorsuz bir uçak bunu başardı.

 

Koskoca Bakan, Bekir Pakdemirli “O uçakların motoru yok” dediğine göre,  Sayın Bakan çok da bilgili, deneyimli bir havacı olduğuna, babası rahmetli Ekrem Bey de lisansı olmadığı halde bir THY uçağını  tarifeli  bir uçuşta yolcu doluyken  kullandığına ve Sayın Bakan da o gelenekten geldiğine göre bu işi biliyordur.

O uçakların motoru yoktur.

Ve motorsuz uçmuştur.

Ya da motor diye başka bir şey kullanmıştır.

Bir şeyi motor etmiştir kendine.

 

 

***

 

Hukuk ve ilahiyat

 

Türkiye en çok hukuku, hukukun üstünlüğünü, Anayasayı, Anayasal düzeni falan konuşur.

Ama içi boştur.

Palavradır.

Hukuk kimsenin umurunda değildir Türkiye’de.

Yasalar da...

Anayasalar da...

Farklı vesilelerle bunu çok iyi anlatan bir hukuk adamı var Türkiye’de.

Hele şu cümlesine bayıldım.

“Türkçede, içinde hukuk kelimesinin geçtiği tek bir atasözü yoktur”

Bu hoş tespitin sahibini tanır mısınız bilmem.

Ben kendisini hiç tanımam.

Şahsen karşı karşıya gelmişliğim yoktur.

Ama yazdıklarını söylediklerini hep izlerim.

Bu adamın adı Kemal Gözler.

Tam adıyla  Profesör Dr. Kemal Gözler.

Kemal Gözler Hoca, geçenlerde çok ilginç ve önemli bir soru sordu , yürüttüğü  bir tartışma sırasında:

“Hukuk fakültelerinde toplam 441 profesör var iken İlahiyat Fakültelerinde toplam 613 profesör, hukuk fakültelerinde toplam 229 doçent var iken. İlahiyat fakültelerinde toplam 357 doçent, hukuk fakültelerinde toplam 813 adet doktor öğretim üyesi var iken. İlahiyat fakültelerinde toplam 1331 adet doktor öğretim üyesi olması sizce normal midir”

Kemal Hocamız meseleyi Anayasa Hukuku alanına getirdiğinde durum iyice garip bir hal alıyor.

Gözler’in verilerine göre Türkiye’de Anayasa hukuku alanında 20 profesör, 14 doçent ve 45 doktor öğretim üyesi yani toplam 79 öğretim üyesi var iken, İslam Hukuku ana bilim dallarında 50 profesör, 39 doçent, 150 doktor öğretim üyesi olmak üzere 239 adet öğretim üyesi var.

Diyeceksiniz ki, “Fatih ne demek istiyorsun”

Boşverin benim ne demek istediğimi.

Siz Kemal Gözler’in yazdıklarını okuyun.

Biliniz ki, boş konuşmuyor.

 

AÇIKLAMA

 

Sevgili okurlar,

1- Yazıların geç giriyor diyorsunuz. Doğru bazen geç giriyor. Bunun nedeni benim geç yazmamdan çok, zaman zaman teknik, zaman zaman başka türlü sıkıntılar oluyor. Hukuk bölümümüzle bazen bir kelime üzerine uzun tartışmalarımız olabiliyor.  Ama bazen de ben geç yolluyorum yazılarımı.

2- Yazıların başlıkları da görünse de biz de aynı başlık duruyorsa boşuna sayfaya girmesek diyorsunuz. Haklısınız. Bence de öyle olmalı.

3- Otomobil yazılarını niye bıraktın diyorsunuz. Bırakmadım. Ancak çok yeni araçları deniyorum. Piyasanın durumu ortada, çok fazla yeni model gelmiyor. Gelen her modelin test aracı da olmayabiliyor. Bazı markalar işini ciddiye alıyor ve her modelin test aracını sağlıyorlar. Ancak bu kez de o marka çok öne çıkıyor. Bunu da yayıncılık olarak sıkıntılı buluyorum açıkçası. Ama otomobil test yazılarına bu hafta yeniden başlayacağız söz. Hatta şahane bir araçla başlayacağız. Dünyanın tartışmasız en iyi aracı ve iş aracı ile. Merak mı ettiniz? Pazarı bekleyin

 

 

***

 

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

 

Görmek için bakmak gerektiğini anladığımız zaman

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!