Ali Babacan’ın siyasi hareketi ile ilgili olarak 15 Eylül’de ilk açıklamayı yapmayı planladığını yazdım dün.
Çok konuşuldu.
Bugün biraz daha detaya gireyim bari.
Yazacaklara malzeme olsun.
Babacan’ın sahne almasının arifesinde hareket içindeki ilk çekişme ya da kırgınlıklar baş göstermiş bile.
Babacan’ın bazı isimlerin vitrine çıkmasını istemediği, bu isimlerin de bu yüzden Babacan’a kırıldıkları ve ayrılmayı düşündükleri bilgisi ulaştı.
Bunlardan biri Hüseyin Çelik mesela.
Hüseyin Çelik’in “Bizden utanıyorlarsa, bizim burada ne işimiz var” dediği ve “Ben zaten AK Parti’den istifa etmemiştim” diye konuştuğu kulağıma geldi.
Gül’ün AK Parti kökenli bazı isimler üzerinde ısrarcı olduğu, Babacan’ın ise bu durumun aleyhlerine kullanılabileceğini söyleyerek, yepyeni bir vitrin kurmak istediği sır değil.
Gül ve Sadullah Ergin’in ise “Siyaseti bilen adamlar istenmezse geride ne kalır, hangi taban üzerine kurulacak bu iş” diye düşündüğü fısıldanıyor.
Yeni isim olarak kim var peki!
Pek çok isim var ama bir isim çok önemli.
Bu ismi bundan böyle siyasette çok duyabilirsiniz.
Babacan’ın yanında çok görebilirsiniz.

O isim Birol Aydemir.
Şu anda Babacan’ın sağ kolu gibi.
Partinin manifestosunu o yazıyor.
Parti programının omurgası da onun elinden çıkacak.
"Kim bu Birol Aydemir" diyenlere anlatayım.
Aydemir, Mülkiye’nin maliye bölümü mezunu.
1989 yılında planlama uzmanı olarak girdiği Devlet Planlama Teşkilatı’ndan 2006 yılında Müsteşar Yardımcı iken ayrıldı.
2006 ile 2008 yılları arasında Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı, 2008-2009 yıllarında Washington Büyükelçiliği’nde uzmanlık yaptı.
2009-2011 yılları arasında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşarlığı yapan Aydemir, 2011 yılında TÜİK Başkanlığına getirildi ve 5 yıl bu görevi sürdürdü.
Şimdi de Babacan’ın sağ yanında.
Dediğim gibi, bundan sonra adını çok duyabiliriz.


***

Bu araçlar yafta ister

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu seçim öncesi söylediği “israfı” belgelemek için binlerce aracı Yenikapı miting alanına dizdi.
AK Parti taraftarları beğenmediler.
“Bu muydu lüks araç dediğin. Bunlar basit araçlar. Zaten bazıları hafif ticari araç” diye tepki gösterdiler.
İktidar, bazılarının “makam aracı” algısını yukarı çekmiş.
Mercedes, Audi ya da Passat değilse otomobili otomobilden saymıyorlar belli ki!
“Bu araçlar buraya çekilince hizmetler aksadı. Bunlar belediyenin işlerini görüyordu” dediler.
İmamoğlu ise “İşler yine görülüyor. Bunlar ihtiyaç fazlası olanlar” dedi.
Ancak İmamoğlu’nun yaptığında bir eksik vardı.
Keşke o otomobillere birer de “yafta” koysaydı.
Yani üzerlerine hangi amaçla kullanıldığını, kime veya hangi örgüte veya hangi vakıfa hizmet ettiğini ya da kimin tarafından kullanıldığını da yazdırsaydı.
Hatta bir de bu araçların yüz kilometrede kaç litre benzin yaktığını da!
Çünkü iddia o ki, 100 km’de 60 litre yakan Clio’lar varmış.
“Bunlar lüks değil ki” diyenleri tatmin edecek kadar lüks araçlar da daha geç saatlerde Yenikapı’ya çekilmiş.
Ama haftalar önce söylediğimi bir kez daha tekrar edeyim.
İmamoğlu’nun pek çok aracı bulması mümkün değil.
Bunlar resmi olarak kiralananlar, parası belediyeden “açıkça” çıkanlar.
Bunlar kadar ve hatta bunlardan fazla bir de “şirketlerden” gelen araçlar var.
Bunu daha önce de yazdım.
Belediyeye iş yapan şirketlerden, büyük firmalardan, inşaat firmalarından “açıktan” istenen binlerce araç var.
Kimi lüks, kimi orta halli araçlar.
Onlar çoktaaaan saklandı.
Kimse bulamaz.
“Madem ihtiyaç fazlası bunları geri verin” diyor bazıları.
Doğru ama kolay değil!
Sözleşme var. Belirli bir süre için alınmış.
Geri versen bile parasını çatır çatır ödeyecek belediye.
Sözleşme sonuna kadar.


***

Fazla delikanlıca tavır

Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki gün çıktı ve dedi ki, “Nükleer silah çevremizde herkeste var. Biz de yaparız”.
Türkiye’nin nükleer silah arzusu genelde kahvehanelerde, dost muhabbetlerinde dile getirilirdi.
İlk kez bu denli yüksek tonda, bu denli yüksek mevkide dillendirildi.
Bu aynı zamanda bir ilk oldu muhtemelen.
Çünkü nükleer güç sahibi ülkeler, nükleer silah yaptıklarını ya da yapmakta olduklarını açıklamazlar.
Bu projeler sır olarak yürütülür, duyurulmaz, hatta duyulursa yalanlanır.
Ne zaman ki, ülke nükleer güce kavuşur. O zaman “Var bizde de” denilir.
Önden açıklamak tehlikelidir.
Ülkenin başına dert getirir.
İşte İran örneği.
Adamlar “Vallahi de nükleer silah yapmayacağız” diye yemin kasem ediyorlar ama yine de “barışçı” nükleer zenginleştirme programları sorun oluyor, ambargo yiyorlar, türlü sıkıntı çekiyorlar.
Biz ise ortada bir nükleer zenginleştirme programımız, bunu yapacak teknolojimiz olmadığı halde ve Rusya ile yapmakta olduğumuz nükleer santralin barışçıl bir nükleer girişim olduğunu başından bu yana ısrarla vurgularken, şimdi birden bire “Nükleer silah sahibi olmak istiyoruz” diyoruz.
Çok delikanlıca, fazla delikanlıca bir tavır.
Ne diyeyim!


***

Edep ya hu!

Federasyon, Fatih Terim’e 4 maç ceza vermiş.
Ceza haklıdır, haksızdır, bu konuda bir şey diyemem.
Ancak şunu diyebilirim.
“Federasyonun yaptığı terbiyesizliktir. Tarafsız bir federasyon böyle bir şey yapmaz, yapamaz”
Bu ceza kararını, saat 19.05’te açıklamak kabul edilemez.
Bu rezilliktir.
Bu çok açık biçimde Galatasaray’la alay etmek, dalga geçmektir.
Başkanının tavrı yüzünden hiçbir sempatimin kalmadığı, rezil taraftar grupları yüzünden uzak durmaya çalıştığım Galatasaray’ı savunuyor değilim.
Sadece “edepsizliğe” tepki gösteriyorum.


***

Tahkim ve Disiplin ortaklığı

Şimdi Galatasaray ve Fatih Terim bu cezaya itiraz etmek için tahkime gidecek değil mi!
Hiç boşuna uğraşmayın.
Tezgah baştan kurulmuş.
Disiplin Kurulu Başkanı ile Tahkim Kurulu Başkanı iki hukukçu.
Diyeceksiniz ki, “Ne var bunda?”
Şu var: Bu ikisi ortak.
Şaka değil.
Sanki dünyada başka hukukçu, başka avukat yokmuş gibi federasyonun iki kurulunun başına ortaklık yapmış iki avukat getiriliyor.
Ortak kitap bile yazmışlar.
O kadar fütursuzca yani.
Fatih Terim diyordu ya “Organize, profesyonel kötülük” diye.
Haksızsa haksız deyin!


***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Adalet sadece bir parti adı olmadığı zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!