Türkiye dün Trump ile Erdoğan arasındaki telefon konuşması sonrası, ABD Başkanı’nın Türkiye’nin Suriye’deki PKK’ya yönelik operasyonuna “yeşil ışık” yakmasının sevincini yaşarken, erken saatlerde atılan bir tweet kimsenin dikkatini çekmedi.
Tweet şöyle diyordu:
“Donald Trump Genelkurmay Başkanı değildir. Hiçbir bilgisi veya üzerine kafa yormuşluğu olmayan konularda düşüncesizce kararlar alıyor. Askerlerimizi desteksiz bırakıyor, müttefiklerimizi açığa düşürüyor”
Bizdeki sistemden ötürü içine düşülen “Başkanın sözünün üzerine söz olur mu?” yanılgısı nedeniyle önemsenmeyen bu tweet’i atan kişi Brett McGurk’tu.
İsim meseleleri dikkatli izlemeyen okur açısından bir anlam ifade etmeyebilir.
Ancak McGurk’un ABD Başkanı’nın Kuzey Suriye’deki özel temsilcisi ve PKK/YPG güçlerinin en büyük destekçisi olduğu hatırlanırsa belki biraz daha aydınlatıcı olabilir.
Ancak McGurk’u önemli kılan özelliği bu değil.
Bu beyefendi, son dönemde ABD siyasetinde ve medyasında giderek önemi artan bir yıldız.
İlginç tarafı hem liberal hem de muhafazakar medyanın aynı oranda sözünü önemsediği, televizyon programlarının aranılan, gazete muhabirlerinin ise sözüne önem verdiği bir kişilik olması.
Bugünlerde ABD’de fazlası ile önemli, gereğinden fazla saygın.
Ve çok önemli bir PKK dostu, Türkiye aleyhtarı.
Bu tweet’i gördüğüm anda, “Trump her an kıvırabilir” dedim yanımdakilere, tweet’i göstererek.
Nitekim çok geçmeden Trump’ın “Ekonominizi çökertirim, yaptım yine yaparım” tehdidi geldi.
Türkiye buna rağmen bu operasyonu yapar mı?
Dün “Allah’ın hakkı üç müdür” başlıkla yazımda iki kez Suriye’ye girecekmiş gibi yapıp vazgeçtiğimizi ancak bu kez Trump’ın tavrı değiştiği için girebileceğimizi söyledim.
Tek engel olarak da Pentagon ve AB’yi, gizli engel olarak da Rusya’yı gösterdim.
Şimdi Trump’ın desteği de ortadan kalktığına göre 1. kareye geri döndük.
Türkiye’nin Trump isimli “loose canon” yani “serseri mayın”la olan ilişkisi bana bir Rus atasözünü hatırlatıyor.
“Ayı ile dans edersen dansın ne zaman biteceğine sen değil ayı karar verir”
Bizim durum ise biraz daha vahim.
Sadece ne zaman biteceğine değil, hangi dansın yapılacağına, pistin neresinde dans edileceğine de ayı karar veriyor.
Üstelik sık sık ayağımıza da basıyor.
Ama ona bile itiraz edemiyoruz.

*

Bravo Fuat Bey

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın ağzına sağlık.
Kızılcahamam’daki AK Parti toplantısında değerlendirme yaparken “Külliye de Külliye, Külliye onu yapar bunu yapar. Oysa Külliye’nin hiç haberi yok. Herkes kendine çeki düzen versin. Artık herkesi takip edeceğiz” demiş.
O kadar damardan girmiş ki, “Helal olsun” dememek zor.
Tespit tam yerinde.
Türkiye’de epeyce bir süredir yapılan her şey “Külliye böyle istedi” diye yapılıyor.
Muhtemelen bunların çoğundan Külliye’nin yani Cumhurbaşkanlığının veya Cumhurbaşkanı’nın haberi bile yok.
Ama herkesin ağzında bir “Beyefendi” ve bir “Külliye” lafı.
Beyefendi böyle istedi, Külliye böyle dedi.
Bu söylemi kullananların güvendiği tek şey, muhataplarının Cumhurbaşkanlığına veya Külliye’ye ulaşıp “Bu gerçekten sizin talimatınız mı ya da arzunuz mu?” diye soramayacak olmaları.
O yüzden her şey Külliye.
Diyeceksiniz ki, “Yahu hukuk var ise zaten bu laflara gerek bile yok. Devletin nasıl işleyeceği bellidir”
Doğru.
Olması gereken odur da.
Ben fiili durumdan bahsediyorum.
İdeal olandan değil.
İnşallah bir gün ondan da bahsederiz.
Ben edemezsem belki torunlarım!


*

Danışmanlara çeki düzen

Cumhurbaşkanlığı’nda epey bir danışman çalışıyor bildiğimiz kadarıyla.
Çalışsınlar.
Ekmeklerinde gözümüz yok.
Ancak yaptıkları işin de ciddiyetini bilseler iyi olacak.
Cumhurbaşkanı danışmanı dediğin, adının önünde “Cumhurbaşkanı” diye bir makamın olduğunu unutuyor.
Ağızlarına geleni söylüyorlar.
Hele bir de sosyal medya hesapları var ise tutmayın danışmanları.
Orada yazdığı her şeyin, ağzından çıkan her sözün Cumhurbaşkanlığı tarafından karşılanacak bir siyasi bedeli olduğunu bilmelerine rağmen kafalarına göre yazıp çiziyorlar.
Sonra da tükürdüklerini yalıyorlar.
Hazır Külliye demişken, belki bu danışmanların açıklama yetkilerine ve sosyal medya hesaplarına da bir çeki düzen vermek gerek.
Kimi danışmanlar, unvanlarına uygun hareket ediyorlar.
Onlara diyecek laf yok.
Ama bir kısmında da boşboğazlık çok.


*

Giresun üzerine bir de bu!

Şirin Ünal’ın evinde tabanca ile vurularak ölen Nadira Kadirova’nın ölümü giderek daha karışık bir bilmeceye dönüştü.
Karnından vurulan kızın yüzünün gözünün kan içinde olduğu, vücudunda darptan kaynaklanan morluklar olduğu iddiası Türkiye’de ortaya atıldı.
Özbekistan’dan geldiği iddia edilen iddialar ise daha vahim.
Genç kızın karnında iki kurşun deliği olduğu söyleniyor.
Doğru yalan bilmiyorum.
Kimseyi suçlamak, töhmet altında bırakmak istemem.
Ama hiç değilse Şirin Ünal’ı hayat boyu töhmet altında bırakmamak için bu meselenin doğru düzgün araştırılıp incelenmesi kaçınılmaz bir gereklilik.
Giresun’da bir çocuğun ölümüyle ilgili iddialardan sonra bir de bu olay…
Vatandaşın güvenini fazlaca sarsar.


*

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Gazeteciliği beleş geziden ibaret bir iş haline getirmediğimiz zaman.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • hurkishilik 1 ay önce w güzelmiş :D
    CEVAPLA
  • serkanciftci11@gmail.com 1 ay önce Yaw vallaha ben böyle programlar ve köşe yazılarını takip etmezdim. senin sayende sevdim yaa :)
    CEVAPLA
1881 -
1938