Boşverin İran’ı, Irak’ı ABD’yi, onların yapacakları bizim için sıkıntılı olabilir ama o işi yatıştırmak, engellemek bizim elimizde değil ama bizim için asıl tehlike kapımızın önünde ve onunla ilgili bir şeyler yapmak mümkün.
Okumuşsunuzdur dün.
17 yaşında bir delikanlı.
Evde abisi ile kavga ediyor.
Tartışma sırasında düşüp burnunu kırıyor.
Ailesi de delikanlıyı ambulansa koyup apar topar hastaneye getiriyor.
Hastanede ambulansın kapısı açılıp, çocuk dışarı çıkarıldığı anda bir “it” elinde bıçakla çocuğa saldırıyor ve 6 yerinden bıçaklayıp öldürüyor.
Çünkü ambulanstan çıkarılan çocuğu başkası zannetmiş.
Kardeş kavgası, hastane önünde bir serserinin bıçak darbeleri ile ölümle sonuçlanıyor.
Buraya kadarı zaten bir facia.
Ama sonrası da var.
Ölen delikanlının annesi hastanenin acil girişinde görevli olan polisleri suçluyor.
Diyor ki, “Müdahale etmediler. Olay yerinden kaçtılar”.
Acılı anne elbette biraz abartılı suçlamalarda bulunabilir ama bana sorarsanız büyük oranda da haklıdır.
Haklıdır, çünkü burada daha önce de yazdım, polisimiz ne yazık ki, bu gibi durumlarda nasıl müdahale edeceğini bilmiyor.
Silahını çekip adamı vursa yasa karşısında suçlu mu olacak, suçsuz mu olacak bilmiyor, yasaya güvenmiyor.
Silahsız müdahale etse eli bıçaklı adama nasıl müdahale edeceği konusunda doğru düzgün bir eğitimi yok, muhtemelen kendisi bıçaklanacak.
Bilmiyor ne yapacağını.
Çünkü öğretilmemiş.
Ne silahlı adama karşı ne bıçaklı adama karşı ne de elinde hiçbir şey olmayan ite kopuğa karşı ne yapacağı konusunda bir fikri yok.
Tecrübeli bir polisse eğer sokaktan öğrendiği ile bir müdahale edebiliyor belki ama genelde onlar bile bu konularda yetersiz.
Polisin o anki düşüncesi şu: “Vursam başım belaya girer, silahsız müdahale etsem ben kurban gidebilirim. Hiçbir şey yapmazsam en fazla bir soruşturma geçirir, mesleğe devam ederim.”
Yalvarıyorum, ne olur şu polislerimizi düzgün bir eğitimden geçirin.
Nasıl müdahale edilir öğretin.
Yakın dövüş tekniklerini öğretin.
Düzenli olarak spor yapmalarını mecburi hale getirin, sağlam olsunlar, taş gibi olsunlar.
Bu haliyle onlara da yazık, onlara güvenen vatandaşa da.


*

Abdullah Bey aklımızla dalga geçmeyin lütfen

Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Sedat Ergin dostumuzla konuşmuş ve 2003 yılında ABD’yi Irak’a girmeme konusunda uyardıklarını, bugün yaşananların ABD’nin o günkü hatasının sonucu olduğunu falan anlatmış.
Söylediklerinin tümünü burada aktaracak değilim.
Üstelik Abdullah Bey’in devlet tecrübesine, uluslararası meseleleri sükûnetle ele alışına çok saygı duyarım.
Ama yukarıda yazdığım cümlesi beni güldürdü.
Güldürmekle kalmadı bizimle alay ettiği hissiyatı da uyandırdı.
Aradan geçen 17 yıla ve milletimizin nisyanla malul olan hafızasına dayanarak böyle söylediğini düşündüm, nisyan ile malul olmadığım için isyan ile malul oldum.
O günlerde Sayın Gül, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı idi.
Ondan önce aynı makamda oturan Bülent Ecevit, ABD’nin Orak’a müdahalesine şiddetle karşı çıkıyor, Saddamcı bir tavır alıyordu ve bu tavır eleştiriliyordu.
Öyle ki, Ecevit’in Bahçeli’nin erken seçim hamlesi ile düşürülüp yerine AK Parti iktidarının gelmesi ile ilgili komplo teorisi oluşturanlar “Ecevit harekata izin vermediği için düşürüldü” hikayeleri uyduruyorlardı.
Doğrudur, AK Parti hükümeti savaşı engelleyebilmek için bir hamle denedi.
Dönemin Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen Bağdat’a gidip Saddam ile bir görüşme yaptı ve çözüm arayışına girdi ama sonrasında aynı AK Parti hükümeti savaşacak ABD askerlerinin Türkiye’de konuşlanmasını ve Irak’a Türkiye üzerinden girmesini onaylayan tezkereyi “Hükümet tezkeresi” olarak TBMM’ye gönderdi.
O sıralarda dönemin Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış ABD’de, “Bu izin karşılığında bize 90 milyar dolar verin” diye ABD’li meslektaşı Colin Powell’la pazarlık ediyor, ABD basını Powell’ın ağzından “Türkler bizimle at pazarlığı yapıyor” diye öfke kusuyordu.
O gün konuşulan ilkeler değil dolarlardı anlayacağınız.
O yüzden Sayın Abdullah Gül bunları söyleyince hem güldüm hem kızdım.
En iyisi dedim gençlere o günleri ben hatırlatayım.
Sedat kibar adam olduğu için bunu yapmaz.


*

Emevi Camii

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yakın dostu Cumhurbaşkanı Erdoğan’la birlikte Türk Akımı projesinin açılışını yapmak üzere dün İstanbul’da idi.
Peki bir gün önce neredeydi Putin?
Suriye’de Esad’la birlikte poz verdi.
Peki tam olarak nerede?
Bundan 8 yıl kadar önce bizim derin stratejimiz gereği “1 hafta sonra namaz kılacağımız” Emevi Camii’nde.
Acaba burada bir mesaj var mıdır!
Yoksa öyle mi denk geldi?
Ne dersiniz!
Yoksa Ahmet Davutoğlu’na mı sorayım:)


*

Yasalar nasıl ertelenir?

Değerli Konut Vergisi adı altında getirilen Varlık Vergisi meselesine biraz geç uyanan milletimiz ve matbuatımız Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın Beyefendinin “Erteleyeceğiz” açıklaması ile teskin oldu ve o gün bugündür bu konuda kimse bir şey yazıp söylemiyor.
Ben naçizane kendilerine bir hatırlatma yapmak isterim.
Öyle veya böyle, iyi kötü bir hukuk devletiyiz hâlâ.
Ya da kanun devleti.
Fark etmez.
Hukuk devletlerinde meclislerin çıkarmış cumhurbaşkanlarının da onaylamış ve yayınlatmış olduğu yasalar cumhurbaşkanlarının sözcüleri tarafından ertelenemez, askıya alınamaz.
Erteleme, değiştirme ya da askıya alma gibi işler yine meclisler tarafından yapılır.
En azından bir cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile yapılabilir.
Yeni anlayacağınız Değerli Konut Vergisi Yasası şu an yürürlüktedir, meridir.
Haberiniz olsun.
Sonra ağlamayın.

 

*

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Köpeğe hoşt demeyi köpeği muhatap almak zannetmediğimiz zaman.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • yukcell75 1 ay önce Fatih Bey: polislerimize Amerikadaki polislerin kullandığı elektrikli şok silahi ( Taser) dağıtılması sorunu bir ölçüde çözer diye düşünüyorum. Hem artık bu silahlar milli ve yerli. Saygılar
    CEVAPLA
  • bilgiislem 1 ay önce Fatih bey önemli olan yasa polisin aklında vurursam bana ne olacak diye düşünmemeli olay bu zaten
    CEVAPLA