Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Perşembe gecesi yapılan alçakça saldırının ardından, henüz sıradan vatandaşlar olan bitene muttali olmamışken, Ankara’da bir güvenlik toplantısı başladı.
Biz gazetecilere gelen bilgiler pek hoş değildi ama doğrulatılamadığı için Ankara’dan gelecek açıklamaları bekliyordu herkes.
Sosyal medya ile olanca gücü ama gücüne paralel sorumsuzluğu ile her türlü iddiayı dile getirmekten çekinmiyordu.
Ve ilk resmi açıklama Hatay Valisi’nden geldikten sonra resmi olmayan kaynaklardan bir karar alındığı dedikodusu ortaya atıldı.
“Türkiye, ülkesinde barındırdığı, misafir ettiği sığınmacılara Avrupa kapısını açacaktı.”
Bu resmi olmayan bilgi duyulunca içimden geçen şu oldu:
“Herhalde kısa süre içinde resmi bir açıklama ile bu yalanlanır ve Türkiye’nin böyle bir kararı olmadığı açıklanır.”
Niye böyle düşündüğümü de söyleyeyim.
Suriye ile olan yaklaşık 9 yıllık süreçte Türkiye’nin dünyanın tüm ikiyüzlülüğüne, tüm alçaklığına rağmen elinde tuttuğu çok önemli bir “ahlaki üstünlük” vardı.
Savaşın kurbanlarına kucak açan ülke olmak!
Yıllar boyunca bu mültecileri ülkesine kabul etmiş, kendi vatandaşlarını işsiz bırakmak pahasına bunlara iş ve aş vermiş, kendi vatandaşlarını ezmek pahasına da olsa bu insanlara sağlık, eğitim hizmeti vermiş, kendi insanlarını açıkta bırakmak pahasına bu insanlara barınma sağlamış...
Tüm bunlar için ekonomisinin en zor zamanlarında bile en az 50 milyar dolar harcamıştı.
Bu babayiğitliği yapacak dünyada başka ülke muhtemelen yoktu ve bu Türkiye’ye büyük bir ahlaki kazanç, en aşağılık ülkenin gözünde bile büyük bir saygınlık sağlıyordu.
Üstelik de Türk hükümeti bu kişilere yönelik muhalif çıkışlara her zaman tepki gösteriyor, hükümet yanlısı kalemler, aydınlar(!) Suriyelilere fazla yüz verildiğini söyleyen herkesi faşistlikle suçluyorlardı.
Türkiye gerçekten de gücünden büyük bir iş yapıyordu.
Zaman zaman bu sığınmacıları tehdit unsuru gibi kullanıyor olsak da insanlık dışı bir yola asla tevessül etmemiş, bu 4 milyon insanı bir “silahsız kuvvet” gibi asla kullanmamıştık.
Oysa geri kabul anlaşmasının şartlarına Avrupa uymadığı zaman sınırları açabilirdik...
Türk vatandaşlarına söz verilen vizesiz seyahat hakkı tanınmadığı zaman mülteci kartını çok rahat ve haklı biçimde oynayabilirdik.
Tüm bunlara rağmen bunu yapmadık.
Tüm dünyaya karşı bu “ahlaki üstünlüğümüzü” koruduk.
Kan içip kızılcık şurubu içtik deme pahasına.
Ve dün bu ahlaki üstünlüğe en çok ihtiyaç duyduğumuz anda çok yanlış bir adım attık.
Büyük bedel ödeyerek elde ettiğimiz 10 yıllık üstünlüğümüzü, 1 gecede yitirdik.
“Esad katilinden koruduğumuzu iddia ettiğimiz” kişiler şimdi kışın ortasında derme çatma botlarla, soğuk denizlerdeler.
Bir yandan Suriyeli sığınmacılara tepki göstermeyin sakın çağrıları yapıp, bir yandan bunu yapmaya ben bir isim veremiyorum...
Bu fikir kimden çıktı bilmiyorum.
Ama bu kararı alanlara söylettirdiği şudur: “Bugüne kadar sığınmacılarla ilgili söylediğimiz hiçbir şeyde samimi değildik.”


*

Hay sizin ağzınızdan çıkana

Perşembe gecesinden beri durup durup ağlıyorum.
Zaten sulugözlü bir adam sayılırım ama bu sefer işi abarttım galiba.
Ya da abartan ben değilim fakat duruma uyum sağlamaya çalışıyorum.
Ancak ağlamamak elde değil.
Şehit verdiğimiz evlatlarımızın kimlikleri açıklandıkça, aile fotoğrafları ya da arkalarında bıraktıkları sosyal medya paylaşımları ortaya çıktıkça bazen katılacak gibi oluyorum.
Türkiye’nin her yerinden, her ilden, her bölgeden gencecik Mehmetler.
Öyle bazı sözde dinli özde imansızların ekrana çıkıp söylediği gibi değil bu işler.
“Kayıp falan yok, yer değiştirdiler, nasıl olsa bir gün hepimiz yer değiştireceğiz” diyenler.
Madem öyle siz gidin oralara, kendi evlatlarınızı yollayın.
O aslan gibi çocukları artık anaları, babaları, eşleri evlatları, göremeyecek.
Keşke onlar değil de, siz yer değiştirseniz.
Keşke biz de siz ekran kahramanlarını göremesek.

Bir şehidimizin bu paylaşımını görmenizi istedim.
Bir şehidimizin bu paylaşımını görmenizi istedim.


*

Themis

Adalet saraylarında adaletin adının geçtiği her yerde gördüğünüz bir elinde kılıç, bir elinde terazi olan, gözleri bağlı hanımefendinin kim olduğunu hiç merak ettiniz mi?
Mutlaka edenleriniz ve bilenleriniz vardır.
Etmeyenler ve bilmeyenler için söyleyeyim, o bir eli kılıçlı, bir eli terazili kadın Tanrıça Themis’tir.
Uranüs ve Gaia’nın kızı, Zeus’un (Deyyuz’un değil) eşlerindendir.
Adaleti ve düzeni temsil eder.
Elindeki terazi adaleti, kılıç yasaların caydırıcılığını… Gözleri ise bağlıdır.
Hep söylendiği gibi gözlerinin bağlı olmasının nedeni, yolsuzlukları, hırsızlıkları, haksızlıkları görmesin diye değil, adil olsun diyedir.


*

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Hiç değilse devlet televizyonunda şehitlere hakaret edilmediği zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!