Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Yine dolar konuştuğumuz günlere döndük.

        “1 dolar 1 lira. Güçlü TL güçlü Türkiye” söyleminden “Dolar artışı seni niye ilgilendirsin, maaşını dolarla mı alıyorsun ki!” günlerine.

        Ekonomiden anlamayan gazetecinin anlamadığı ve söylemediği şu: “Maaşımı dolarla alsam dolar artışı beni niye ilgilendirsin. Tam aksine hoşuma gider.”

        Sorun gelirin dolar olmasında değil zaten.

        Sorun giderin dolar olmasında.

        Mesela...

        Osmangazi Köprüsü’nden garanti geçiş günde 40 bin. Geçse de geçmese de parası ödeniyor. Çoğunu devlet ödüyor. Her bir araç için belirlenen fiyat TL değil dolar. 35 dolar. Yani günde 1 milyon 400 bin dolar garanti ödemen var.

        Dolar 4 TL olsa günde 5 milyon 600 bin TL ödeyeceksin. Dolar 7,3 TL olunca 10 milyon 220 bin TL.

        Düşünün ki, böyle onlarca proje var.

        Hadi daha geniş bakalım.

        Türkiye’de özel sektörün 253,5 milyar dolar dış borcu var, döviz cinsinden.

        Dolar 4 lira olsa bu borç 1 trilyon TL ederdi.

        Dolar 7,3 olunca 1,8 trilyon ediyor.

        Gelirinin önemli bir bölümü TL olan özel sektör için bu iyi mi kötü mü?

        Buna kamunun 169,2, TCMB’nin 8,4 milyar dolar seviyesinde borçlarını da 7,3 ile çarparak ekleyin.

        Daha da beteri, Türkiye’nin değeri düşüyor.

        Borsa endeksin dolar karşısında eriyor.

        Bu şu demek elin yabancısı gelip senin şirketlerini leblebi çekirdek parasına satın almaya başlarsa şaşırma.

        Yerli ve milli derken bir bakarsın ki, yerli ve milli diye bir şey kalmamış ortalıkta.

        Gayrı safi milli hasılan hesaplanırken de 7,3’e bölünüp dolar karşılığı bulunacak.

        Milli gelirin de azalacak.

        Geçen sene 9 bin dolar seviyesinde olan kişi başı gelir, kur farkından bir anda 7 bine inecek.

        Yani mesele Ahmet’in Mehmet’in dolarla, avroyla maaş alması değil.

        Hatta tam aksi.

        İnce işler, aptal dostlar

        İnce işler, aptal dostlar
        0:00 / 0:00

        Aynen bana söylediğini yaptı Muharrem İnce.

        En azından şimdilik yeni parti yok, en azından şimdilik bölmek yok, en azından şimdilik sadece hareket var.

        Hareket Sivas’tan başlıyor.

        Samsun’dan da başlayabilirdi ama Sivas’ı tercih etmiş.

        Öyle bomba laflar falan da etmedi İnce.

        İnce her ne kadar “Benden asıl iktidar partisi korkmalı” diyorsa da dünkü durum pek de öyle değildi.

        Tam aksine iktidar kanadından epey bir saygı gördü.

        CHP’li birisi Mars’a iniş yapsa haber yapmayacak olan iktidar yanlısı haber kanalları İnce’nin “Harekete” geçişini canlı yayınladılar baştan sona.

        Emin olun, Sivas’ta ve hareket nereye hareket ederse orada da olacaklardır.

        Şimdi diyecekler ki, “Ama haber bu.”

        Doğru, haklılar, haber bu.

        Ama mesela eski bir Başbakan’ın parti kurması haber değildir.

        Ya da eski bir Ekonomi ve Dışişleri Bakanı’nın benzer bir işe soyunması da haber değildir.

        Haber dediğin İnce’nin harekete geçmesidir.

        Tabii bu durum iktidara destek veren medyanın niye yıllardır bir işe yaramadığının da göstergesidir.

        Attıkları taşın, hangi kurbağayı ürküteceğini bilmeyecek kadar kötü bir destek verirler iktidara.

        Onlar böyle yaptıkça, yarın öbür gün parti kurması halinde muhalefetten hiç kimse gidip İnce’ye oy vermez.

        Ama iktidara oy verenler “Bizimkiler desteklediğine göre, biz de İnce’ye oy verebiliriz” diye gidip verirler.

        Zaten boşuna dememişler “Aptal dostun olacağına akıllı düşmanın olsun” diye.

        Haklıyız ama dostlarımız olmalı

        Türkiye Doğu Akdeniz’de ve Ege’de çıkarlarını korumaktadır.

        Bu topraklarda hiç kimse buna itiraz edemez.

        Etmemelidir.

        Hukuki yanlışlar var ise bunlarla ilgili uyarıları elbette herkes yapacaktır.

        Ama Türkiye haklıdır.

        Bilmem kaç bin kilometre öteden Macron Efendi Doğu Akdeniz’de söz sahibi olacaktır.

        Türkiye olmayacaktır.

        Rum lobilerinden, Suudilerden, İsrail’den avantayı indiragandi yapmış birkaç ABD’li senatörün kendi hükümetine “Türkiye’yi engelleyin” çağrısı yapması hiçbir anlam da değer de ifade etmez.

        İç politika sorunlarını aşmak 21. yüzyıl Napolyonluğuna soyunmuş Macron’un Akdeniz’i aşıp, Irak’a kadar söz sahibi olmaya çalışması da bizi hiç ama hiç ilgilendirmez.

        Yapılan doğrudur.

        Yanlış ise “değerli” yalnızlık denilen saçmalıktır.

        Bir an önce bölgedeki ülkelerle ilişkilerimizi mümkün olduğunca onarmak, İsrail ile başlayıp Mısır ile sürdürmek ve Ortadoğu’da hasım yaratmaktan kaçınmak gereklidir.

        Yoksa istediğiniz kadar haklı olun anlatamazsınız.

        Daha doğrusu anlatırsınız da bir işe yaramaz.

        Tarihi yanıt

        Ağzına sağlık Ali Koç.

        “Ben kendi şirketimde böyle bir yeniden yapılanma anlaşmasını imzalardım” diyen TFF Başkanı Nihat Özdemir’e “Fenerbahçe’nin tüm borçları senin şirketlerinde olduğu gibi Hazine garantili olsaydı ben de imzalardım” diye yanıt verdi.

        Bu yanıt sadece Fenerbahçe’nin değil, Türkiye’nin yanıtıdır aslında.

        Ali Koç tarafından kulübüyle ilgili olarak söylenmiştir ama tarihi bir cümledir.

        NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

        Sadece seçmenlere değil seçmenlerin torunlarına hesap verebilen politikacıya devlet adamı deneceğini anladığımız zaman.

        Diğer Yazılar