Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Mercedesperver Bürokratlar Cemiyeti Başkanlığına aday göstermeyi düşündüğüm DİB Ali Erbaş Beyefendi, dünkü yazım üzerine bir yalanlama yaptı.

Ben yazımda medyada yer alan “Yabancı para yabancı dinler gibidir uzak durun” sözlerinden yola çıkarak Ali Erbaş Beyefendiye “Yabancı otomobillerden de uzak durmak gerekmez mi?” diye sormuştum.

Öyle ya yabancı otomobili satın almak için hele hele Mercedes gibi lüks bir markanın en üst modeli ise bayağı bayağı bir yabancı para ödemek gerekiyordu.

Bu para da Almanlara gidiyordu haliyle.

Beyefendi zırhlı Mercedes’ten aşağısına binmeyi “caiz” bulmadığı için olsa gerek alınmış ve dün akşam saatlerinde bana yönelik bir “yalanlama” yaptırdı.

Özetle diyor ki, “Fatih Altaylı, doğru olmayan bir sosyal medya hesabına inanarak böyle bir yazı yazmış. Benim böyle bir cümlem yok. Dava açacağım.”

Eğlenceli bir durum.

Doğru ben yazıma kaynak olarak önceki gün çok okunan internet sitelerinde yer alan bu haberi kullandım.

Diyanet İşler Başkanı Ali Erbaş bu haberi gün boyu yalanlamadı. Daha sonra da yalanlamadı.

Ne zaman ki, ben bu haberden yola çıkarak bir yazı yazdım.

Erbaş beni yalanladı ve “Ben böyle bir şey demedim” demeye getirdi.

Bakınız Sayın Erbaş, benim alıntı yaptığım haber doğru olmasa bile siz böyle bir şey dediniz.

Bunu Hürriyet gazetesi yazdı.

Hac organizasyonu için bulunduğunuz Mekke’den “Milli parayı kullanın” çağrısı yaptığınız haberi Hürriyet gazetesinde yer aldı.

Yani böyle bir çağrınız var.

“Ben onu daha önce yapmıştım” dersiniz, ben de size “Peki şimdi yabancı para kullanabilir miyiz?” diye sorarım.

Ne de olsa sıklıkla fikir değiştirdiğiniz efkar-ı umumiye’nin malumu.

Geçmişte “dinlerarası diyalogcu” idiniz.

Muhtemelen şimdi ondan vazgeçmişsinizdir.

Muhtemeldir ki, yerli paradan da vazgeçmiş olabilirsiniz!

Corona vakaları kontrolden çıkıp, Bakanlık ipin ucunu kaçırınca yeni önlemler devreye alındı.

Tüm bu önlemler için söyleyebileceğim şudur: “Yetmez ama evet.”

Toplumsal şuur eksik olunca, devletin zorlayıcı şuuru gerekiyor anlaşılan.

Şunu da söylemem lazım.

Bu durum ne biz Türklere özel ne de belirli sosyoekonomik veya kültürel gruplara.

Fransa’da da, İtalya’da da, İngiltere’de de, İspanya’da da durum farklı değil.

Al birini vur öbürüne.

Mesela birkaç gündür AK Parti Kocaeli Milletvekilinin valili, belediye başkanlı 1500 kişilik yemekli düğününü konuşuyoruz.

Peki Açıkhava tiyatrosunda lebaleb Mabel Matiz konseri çok mu masum bir eylem.

Biri ne kadar rezaletse, diğeri de o kadar rezalet.

Açıkhava’daki konseri yapanlar bir de sözde üçte bir oranında bilet sattıklarını iddia ediyorlar.

Taşlıtarla’daki kahvede burun buruna prafa oynayan amcalar ile Bebek’teki Cafe’de kıç kıça cortado yudumlayan ablalar arasında zerre fark yok.

O yüzden kimse kimseye kızıp, suçlamasın.

Hepsi aynı soydan geliyor.

Neyin soyu olduğunu da bana sormayın.

Corona’nın ilk patlama dönemiydi.

Televizyonda şunu sordum:

“Ey aşı karşıtlığından prim yapmaya çalışanlar. Corona aşısı bulunursa yaptırmayacak mısınız?”

Elbette ki, ilkelerine sıkı sıkıya bağlı olup yaptırmayacak olan bir kesim vardır elbette ama Ceyda Erenoğlu’nun dünkü haberi bunun genel bir tavır olmayacağını gösteriyor.

Habere göre Türkiye’de çocuklarına aşı yaptırmayı reddeden 40 bin aile kendileri için zatürre aşısını olmak için sıraya girmiş.

Bunların COVİD-19 aşısı için birbirlerine gireceğini tahmin etmek zor olmasa gerek.

Bu arada zatürre aşısı gerçek bir sorun olma yolunda.

Düne kadar kimsenin yaptırmadığı bu aşı, şimdi herkesin peşinde koştuğu bir aşı haline geldi.

Özellikle 65 yaş üstündekilerin ve kronik hastalıkları olanların mutlaka yaptırması gereken bu aşıya bir hücum var.

Ve risk gruplarına ücretsiz olması gereken bu aşı ortalıkta yok.

Pek yakında karaborsaya düşer ve dozu birkaç bin liraya satılır hale gelirse kimse şaşırmasın.

COVİD 19 aşısı ile ilgili geliştirme çalışmaları hızla sürer ve sağdan soldan aşının bulunduğuna dair haberler gelirken bir yandan da pek çok ülkenin farklı üreticilere şimdiden milyonlarca doz aşı siparişi verdiğini biliyoruz.

Türkiye’nin böyle bir girişimi olup olmadığını önceki gün Sağlık Bakanlığı’na sordum.

Aldığım yanıt şöyle:

“Yurt dışında aşı çalışması yapan tüm firmalarla, klinik çalışmaların neticesini değerlendirerek öncelikli tedarik için görüşmelerimiz veya mutabakatlarımız mevcut.

İngiltere, Almanya, Çin ve Rusya’da geliştirilmekte olan aşılarla ilgili satın almada mutabık kalınması halinde öncelikli tedarik için ön anlaşmalarımız yapıldı.”

Yanıtı çok iyi anlamadım ama galiba “Bulurlarsa alacak durumdayız” demek gibi bir sonuç çıkardım.

Şunu da söyleyeyim.

Aşı bulunmasından sonra ertesi gün herkes aşıya ulaşacak diye bir şey yok.

Milyarlarca doz aşıyı üretmek biraz zaman alacak.

Dünyanın durumunu nerde çokluk diye başlayan cümle ile özetleyebileceğimizi anladığımız zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • nihonjin 19 gün önce Sayın Fatih Altaylı beyfendi muhteşem yazı için teşekkürler. Korona demişken Biz eğitimde savaşı dağa taşa Türk lirası ile camii yapıp onlara giden köprü ve yolları Amerikan doları ile yaparken kaybetmedik mi ? Hala yeterli derslik ve okul olmadığını tartışıyorsak Üniversitelerimizin ilk 500 e girmemesine şaşırmamalı.
    CEVAPLA
0:00 / 0:00