Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

“Bağımsız” Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın Başkanı Murat Uysal görevden alındı.

Yerine eski maliye bakanlarından, eski AK Parti milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı Naci Ağbal getirildi.

Merkez Bankası Başkanı olarak bu kadar kısa süre görev yapan Uysal dışında başka isimler de var.

Bunlardan ilki Sadi Berker. 1949’da koltuğa oturmuş. 1950’de iktidar değişip Demokrat Parti hükümeti başa geçince görevden alınmış.

Yerine gelen Osman Nuri Göver de 2 yıl dayanabilmiş yeni iktidara.

Memduh Aytür, 1960’ta Başkan olmuş, aynı yıl darbe sonrası görevden ayrılmış.

Sonrasında genelde 2 yıllık başkanlar var.

Türkiye’nin ekonomik veya siyasi çalkantı dönemleri Merkez Bankası başkanlarına yaramamış hiç.

1970’lerde siyasi istikrarsızlık, 1990’larda ise ekonomik istikrarsızlık nedeniyle Merkez Bankası başkanları neredeyse her 2 yılda bir değişmiş.

Arada Rüştü Saraçoğlu gibi 5 yıl görev yapan bir başkan dışında hep böyle olmuş.

Ekonomide hedefler tutmamışsa, enflasyon ve kur kontrol altına alınamamışsa fatura hep Merkez Bankası başkanlarına çıkarılmış.

Tek istisna Gazi Erçel olmuş.

Erçel 5 yıl görev yapmış.

Sonrasında Türkiye 2001 krizine girmiş. Merkez Bankası Başkanlığı’na Süreyya Serdengeçti geçmiş ve Merkez Bankası, Bakan Derviş’in getirdiği özerk kurumlar dönemiyle birlikte bağımsızlığını kazanmış.

Sonrası hep uzun başkanlıklar dönemi.

Serdengeçti 5 yıl, Durmuş Yılmaz 5 yıl, Erdem Başçı 5 yıl görev yapmış.

Sonrasında gelen Murat Çetinkaya 3 yıl, Murat Uysal 2 yıl.

Çetinkaya “Laf dinlemediği” için görevden alınmıştı.

Murat Uysal’ın izlediği politikalara bakarsak onun sorunu da “Fazla laf dinlemesiydi” muhtemelen.

Şimdi tecrübeli bir isim koltuğa geçti.

Allah yardımcısı olsun diyelim.

Çünkü Merkez Bankası başkanlarının görev süresi aslında ekonominin barometresi gibi.

Başkanlar da günah keçileri.

Bazen karakter gösterdikleri için, bazen karakter gösteremedikleri için.

YÖK Başkanı Yekta Saraç ile uzun uzun konuştuk dün.

Yurt dışındaki üniversitelerden, Türkiye’ye yatay geçişlerdeki usulsüzlük ve yolsuzluklarla ilgili yazım üzerine.

“Yazdıklarınız bire bir doğru ve biz de bunu yazmanızdan memnunuz” diye girdi söze.

“Zaten sizin açıklamanızdan yararlandım yazarken” dedim.

İlginç bir laf etti.

“YÖK’te artık halıların altı temiz” dedi.

“Hiçbir şeyi halı altına süpürüp gözden uzaklaştırmıyoruz. Bana bir şey sorulduğu zaman mutlaka doğru yanıt veririm. Eğer üniversitelerimizde kalite istiyorsak en gerekli şey şeffaflık. 1. Madde kaliteyi tetiklemek için gereken şey şeffaflık dedik. Bu yoksa yerine bir şey koyamazsınız. Bu yüzden tüm verileri ve bilgileri paylaşıyoruz. Eleştiriliyoruz ama kendi verdiğimiz bilgiler, veriler üzerinden eleştiriliyoruz. Eleştiriler bizim paylaştığımız verilerden çıkıyor. Şikayetimiz de yok bu eleştirilerden” dedi.

Vakıf Üniversitelerinin yavaş yavaş da olsa düzelme yoluna girdiğini, bunlara sıkı bir denetim uyguladıklarını söyledi Saraç.

“ARGE için ayırdığı bütçe 3 bin TL, şaka değil 3 bin TL olan vakıf üniversitesi var. Buna karşılık reklam bütçesi için milyonlar ayırmış. Bunu kabul edemeyiz ve açıklarız” dedi.

Sonra yazı konumuza geldi.

“Corona salgını başlayınca yurt dışında okuyan çocuklarımızın aileleri haklı olarak tedirgin oldular. Bu çocukların hepsini Türkiye’ye getirelim dendi. Getirelim de nasıl ve nereye. Hadi bazı branşlar tamam, açık öğretim dahil alıp eritelim de Tıp, Eczacılık, Diş Hekimliği hatta mühendislikler var. Bunu nasıl alacağız, nereye alacağız. Bir kriter lazım. Dedik ki Times Higher Education listesinde ilk 1000’de olan üniversitelerden gelenleri, diğer yatay geçiş kriterlerini de uygulayarak alalım. Açık söyleyeyim, düzgün, namuslu, dürüst insanları düşünerek bu kriteri koyduk. Yasalar, düzenlemeler onlar için yapılır.

Tabii anında kötü niyetli uyanıklar devreye girdi.

Sayıca çok değiller ama bir kişi bile olsa, bir kişinin bile hakkı yense önemlidir bizim için.

Siz zaten yazınızda Kim bilir kimlerin yakınlarıdır’ demişsiniz.

Biz kim bunlar biliyoruz.

Bunlar gidip Orta Asya’da, Balkanlar’da Rusya’da birtakım üniversitelere kayıt yaptırmışlar. Tıp gibi branşlara ve hemen nakil yapmışlar.

Binlerce değil ama olmuş bunlar.

Şimdi hepsi için gerekeni yapacağız. İlk 1000 kriterini aşağı çekemeyiz. Sizin bu konuyu gündeme getirmeniz de bizim elimizi rahatlattı. Gerekeni yapacağız” dedi.

“Yargıdan müktesep hak diye dönüyor demişsiniz” dedim.

“Geçmişte bazı vakalar olmuş böyle. Ama bu kez olmayacak diye umuyoruz” diye yanıtladı.

Başka şeyler de konuştuk ama onları da başka zaman yazayım.

Başka gençlerin hakkını yiyerek iyi üniversitelerin, yüksek puan isteyen bölümlerine sahtekarlıkla geçiş yapanların bu sahtekarlıklarının bedellerini ödeyeceğine ilişkin, bir hakimden gelen maili paylaşmak istedim:

“Fatih Bey Merhaba,

Ben idari yargı hakimiyim. 06.11.2020 tarihli yazınızı okudum.

Uzmanlık alanım da üniversite ve eğitim işleri. Müktesep hak meselesi idari yargıda tartışmalı bir konudur. Ancak sahtecilik olaylarında müktesep hak olmaz. Danıştay'ın onlarca kararı var. Kişinin hilesi, yalan beyanı, sahtecilik veya idarenin açık hatası varsa idare her zaman hatalı işlemini geri alabilir. Bu açık ve nettir.

YÖK ‘ün bahsettiği kararlar maalesef var, biliyorum. O tür kararları biz istinaf incelemesinde bozuyoruz. Sahteciliğin kazanılmış hakkı olmaz. Bilgilendirmek istedim. Ayrıca bu sahtecilikle ilgili çok davalar geliyor. Bulgaristan ve Makedonya’dan sahte belgelerle yurtdışından yatay geçişle ülkemizdeki üniversitelere geçiş yapanlar var. Olmayan hukuk fakültesinden öğrenci belgesi alanlar mı ararsınız, sahte SAT belgesiyle kayıt yaptıranlar mı. Bazıları tespit ediliyor ve ilişiği kesiliyor. Ama emin olun, bırakın bir sıralamaya girmeyi, Türkiye’de sınavı hiç kazanamayanlar sahte SAT belgesi ile Bulgaristan veya Makedonya’da bir üniversiteye kayıt yaptırıyor.

Oradaki sistem bizdeki gibi değil. Çok laçka ve her şey dönüyor. Bu işle ilgilenen bir çete var. Hatta adli yargıda da bunların ceza soruşturmaları devam ediyor.

Çocukları bir yıl orada okumuş gibi gösteriyorlar, üniversite içindeki adamları sayesinde öğrenci belgesi alıyorlar, sonra da o belgeyle Türkiye’de bir üniversiteye yatay geçiş yapıyorlar. Bizim çocuklar Hukuk Fakültesi kazanmak için tırmalarken bunlar bedavadan zahmetsizce Türkiye ‘de hukuk fakültesi mezunu oluyor.

İdari yargıda bu olaylarla ilgili çok dava var. Araştırıyoruz sahte çıkıyor. Soruyoruz yurtdışındaki üniversiteye, bizde hukuk fakültesi yok ki diye cevap veriyorlar. Sahteciliği sabit olanların hepsi açtığı davayı kaybetti. Kazanılmış hak diyen bir kaç mahkeme kararını da biz bozduk. Son sözü Danıştay söyleyecek.Eminim bizim kararları onayacaktır .”

Değerli okurlar,

Lütfen çok ama çok dikkatli olun.

Zorunlu olmadıkça sokağa çıkmayın.

Çıktığınızda mutlaka maske takın, mesafeye ve hijyene ne olur çok dikkat edin.

Corona vakalarında patlama var ama öyle böyle değil.

Günlük hasta sayısını bilemem, belki Bakan Koca’nın açıkladığı sayı doğrudur.

Ancak çok güvenilir kaynaklardan aldığım bilgiye göre vaka sayısı açıklanan hasta sayısının çok üzerinde.

Günlük 40 bini bulan vaka sayılarından söz ediliyor.

Doğru, bu hastalık herkesi öldürmüyor ama kimi öldüreceğini de bilim bile bilmiyor henüz.

14 yaşındaki çocuğu bile aramızdan alabiliyor.

Üstelik de hastalananların büyük bölümü, kurtulsalar bile uzun ve zorlu bir hastalık süreci yaşıyorlar.

Öyle, “oldum geçti”  değil.

Çok acılı, çok ıstıraplı bir süreç.

Ve daha beteri hastalık vücutta hasar bırakıyor, ileriye dönük ne olacağını henüz bilmediğimiz sorunlar bırakabilir.

Lütfen çok dikkat.

Lütfen.

Bazıları karakterlerini ayaklar altına almanın bile yeterli olmadığını anladığı zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00