Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Oldukça gösterişli bir törenle ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın bir planetarium’a dönüştürülerek yapılan bir toplantı ile açıklanan Türkiye’nin uzay programı iki gündür Türkiye’nin gündemi ve beklenmedik anda gelen bu “Uzay yolculuğu” açıklaması herkeste belirli bir şaşkınlık yarattı.

Aslında milletimizin uzay merakı yeni bir şey değil.

Daha önce de yazdım, 1990’ların başında, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılması sonrasında, ünlü Baykonur Uzay Üssü, Kazakistan’ın elinde kalmıştı.

Turgut Özal da o sıralarda Kazakistan’a bu üssü Türkiye’ye kiralamasını teklif etmişti.

Hedef uzaydı.

Ak Parti iktidarı açısından da bu ilk “Uzay macerası” değil.

İktidar partisi epey bir zamandır gözünü uzaya dikmiş vaziyette.

İktidarın ilk yallarından beri uzay söylemi var.

AK Parti’nin ilk iktidar döneminde de bir uzay programı açıklanmıştı.

Bu programa göre;

- 2008’de Türk yüksek irtifa uçağı geliştirilmiş olacaktı.

- 2008’de Türk astronot yetiştirme programı başlayacaktı.

- 2009’da ulusal fırlatma sistemi geliştirilmiş olacak ve düşük maliyetli roketlerin geliştirilmesine başlanacaktı.

- 2013’te kuyruklu yıldız taramalarına başlanacaktı.

- 2014’te kuyruklu yıldız bulunacaktı.

- 2014’te yerli bir roketle milli araştırma uydusu Dünya’ya en yakın gezegenlerden birine, Ay veya Mars’a gönderilecekti.

- 2015’te Türk bir astronotun uzaya gönderilmesi sağlanacaktı.

- 2020’de yerli ve milli uzay gemisi tasarımı ve imalatına yönelik çalışmalara start verilecekti.

Bunların hiçbiri gerçekleşmedi bildiğiniz üzere.

Doğu Anadolu Gözlemevi projesi ise sürüyor.

Antalya’daki Ulusal Gözlemevi’nden sonra ikinci gözlemevimiz olacak ve Türkiye’nin en büyük teleskopu buraya yerleştirilecek.

Hem kızılötesi hem de 4 metrelik aynaya sahip optik bir teleskopu olacak gözlemevi 3 bin metreden daha yüksek rakımdaki yerleşkesi ile Dünya’nın en yükseğe kurulu optik teleskopu da olacak.

Atatürk Üniversitesi Astrofizik Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin yürüttüğü bu projedeki imalat gecikmeli de olsa yürüyor.

Türkiye elbette uzaya da gidebilir, uydu da yollayabilir.

Ama bu işler için 2021 bütçesinde sadece ve sadece “5 milyon TL” yani yaklaşık 700 bin dolar koyulması ilginç.

Bu para ile uzaya gidilmez ama yeni bir zırhlı makam aracı alınabilir.

Kim bilir belki de bütçeyi hazırlarlarken uzaya gitmek hesapta yoktu.

Sonradan akıllarına geldi.

Dünkü yazımda biraz da gırgır olsun diye “Amaç ne, Uzay’da namaz kılmaya mı gideceksiniz” diye sordum ve 30 yıl önce bu işin yapıldığını ilk Türk ve Müslüman kozmonotun 1991’de uzaya giderken yanında bir de Kuran götürdüğünü anlattım.

Ve beklediğimiz talep Diyanet Vakıf-Sen Başkanı'ndan geldi.

Beyefendi, Uzay'dan Dünya’ya yönelik ezan yayını yapmasını önerdi “Cacabey”imizin.

Oysa bildiğimiz, daha doğrusu bize anlatılan kadarı ile Uzay'da zaten ezan okunuyordu ve aya ayak basan ilk insan olan Neil Armstrong uzayda ezan sesi duyduğunu söylemişti.

Burada bir yenilikçilik yok.

Yine de şükretmek lazım. 

Beyefendi izanlı ve muhafazakar davranmış. 

Ya bir de Ay'a bir camii isteseydi. 

Sükûnet Denizi'nin tam ortasına şöyle güzel bir "Süleymaniye" kopyası. 

Biz gözümüzü aya dikmiş hayaller kurarken yerden başka bir talep geldi.

İbadete açılan Ayasofya’nın imamı Boynukalın, Anayasa tartışmalarına göbekten daldı.

İmam Efendi, hazırlanacak yeni Anayasa’da “Laiklik ilkesinin yer almamasını ve yeni Anayasa’nın Kuran ilkelerine göre hazırlanmasını” talep etti.

İmam Boynukalın bu ülkenin Cumhurbaşkanı’nın Mısır’da kürsüden “Laiklik tavsiyesi” verdiğini unutmuşa benziyor.

Unuttuğu şeyler arasında 657 sayılı Devlet Memurları Yasası da var Boynukalın’ın.

Ama zaten devlet memurları arasında o yasayı pek hatırlayan da yok açıkçası.

Özellikle de Diyanet İşleri’nin memurları arasında.

Geçen gün Şeyma Subaşı’nın instagram'da sevgilisinin garajını paylaştığını söyleyince birisi, normalde takip etmediğim hesabına girdim Subaşı’nın ve Mısırlı sevgilinin garajına göz attım.

Sonra da kadıncağızın paylaştığı fotoğrafların altına yapılan yorumlara göz gezdirdim.

Vay vay vay!

Bu kadar mı kötülük fışkırır insanların içinden.

Ne hakaretler, ne beddualar, ne kötücül dilekler...

Baktıkça insanlıktan utandım.

Okudukça kötülüğün boyutundan korktum.

Bir insan hiç tanımadığı, kendisine hiçbir kötülüğü dokunmamış birinden niye bu kadar nefret eder, niye bu kadar beddua eder anlamak mümkün değil.

Muhtemelen kıskançlıktan, muhtemelen yerinde olmak isteyip olamayacağını bildiğinden.

Başka hiçbir nedeni olamaz.

Çünkü sevmiyorsan o kişiyi izlemezsin olur biter.

Hem deli gibi izleyip, hem deli gibi beddua etmek ancak kıskançlıktan olabilir.

Subaşı’nın yaşadığı hayata gelince.

Size ne kardeşim.

Dünyada güzelliği üzerinden kendine varlıklı, lüks, gösterişli bir hayat kuran ne ilk insan ne de son olacak.

Size ne?

Bana ne!

Eşeği dövemeyenler hınçlarını semerden çıkarmadığı zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • incekumlu 2 ay önce ????????????
    CEVAPLA
0:00 / 0:00