Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Sağlık Bakanı İstanbul’daki vaka artışına dikkat çekti yine.

Ben de güldüm.

Gülmeye de devam edeceğim.

“Hele durun” diyeceğim.

Bu daha kontrollü normalleşme sonrası artış değil, daha o gelecek.

Bekleyin.

Ben size söyleyeyim, Bakanlığın ya da hükümetin yaptığı hiçbir açıklamayı kimse kale almaz artık.

İlk kongresinde bu fotoğrafı üstelik de yasaklar sürerken vermiş bir iktidarın “Dikkatli olun, kurallara uyun” demesini kimse takmaz.

İmam yellenirse, cemaatin ne yapacağını atalarımız çok önce söylemiş.

Bu fotoğrafta imam yellenmenin ötesine geçmiş, cemaatin yapacağının sınırı yok.

Bu yüzden tüm lokantalar ful.

Tüm kafeler dolu.

Sokaklar akıl dışı bir kalabalıkla yüz yüze.

Maske kullanımın zorunluluğuna bile uyum azalmış.

Bu saatten sonra kimse ne Bakan’ı takar ne de daha üst bir makamı.

O iş bitti.

TURYİD Başkanı Kaya Demirer restoranların kurallara uyarak yavaş yavaş açılacağını, masalar ve sandalyeler arasında mesafe olacağını söylüyordu ve bunu yapan müesseselere bir sertifika vereceklerini açıklamıştı.

Uygulamada böyle bir şey yok.

Kontrolsüz tam açılma var sadece.

Vatandaşların da durumu farklı değil. Onlar da bir kontrol uygulamıyor, bir kontrol aramıyorlar.

İNGİLİZ MUTASYONU YERLİ VE MİLLİ OLDU

Biraz akıllı vatandaşların kendilerini korumaları, kendilerine dikkat etmeleri bugün dünden daha önemli.

Niye mi?

Çünkü çok daha bulaşıcı olduğunu bildiğimiz artık “yerli” oldu.

Dün yayınlanan yeni “temaslı rehberine” göre İngiliz varyantı ya da mutasyonu aramayacak.

Çünkü aranmasına gerek kalmadı. Nereye baksanız görüyorsunuz.

Bu yüzden de sadece ve sadece Güney Afrika ve Brezilya mutasyonları aranacak.

Bu gidişle pek yakında onları da aramaktan vazgeçeriz çünkü onlar da yakında “milli” olurlar.

Bir ay içinde 30 binli vakalara yeniden ulaşırız demiştim ya.

Galiba o kadar bile beklememize gerek kalmayacak.

Tek iyi haber ise aşı kanadından geldi.

Önceki gün itibarı ile Türkiye’de 2 doz aşısı yapılmış ve üzerinden etkinliğin tam olması için gereken 14 günlük süre geçmiş 834 bin kişi var.

Bu 854 bin kişiden 255’inde Covid-19 vakası görüldü.

Bu 255 kişinin sadece 15’i hastaneye yattı.

Yoğun bakım gereksinimi olan ise olmadı.

Yani bu saatten sonra artık tek çaremiz aşı.

Yoksa salındık çayıra.

Haberiniz ola.

Hak hukuk adalet insan hakları, eylem, plan, falan, filan.

Biz bunları konuşur, “Gerçekten mi! Artık Türkiye'de en önemli insan haklarından biri olan liyakat mı geçerli olacak" derken hayalleri baştan yıkan şahane bir atama yapıldı.

Bir İlahiyat Profesörü Mimarlık Fakültesine “Dekan” olarak atandı.

Bu haltı yiyen üniversitenin adı “Hitit Üniversitesi”

Muhtemelen 2500 yıl önce Anadolu’da bir medeniyet kurmuş Hititler’in bile aklına böyle bir şey yapmak gelmemiştir.

Hitit’te bir “kutsal rahibin” mimarlıkla görevlendirildiğine ilişkin bir bilgi yoktur.

Çünkü sonuçta Hititler ilkel bir toplum değil, bir medeniyettir.

2500 yıl sonrasında bile hatırlanan ve eserleri gün ışığına çıkarılan bir medeniyetin böyle bir şey yapmayacağı da aşikardır.

Atamayı duyunca yemin ederim inanmadım.

Dedim ki, “Yahu olmaz böyle şey. Adam İlahiyat’tan sonra mimarlık okumuştur. En azından doktorasını falan hiç değilse İslam mimarisi üzerine falan yapmıştır.”

Vallahi de billahi de bu kadar iyi niyetli yaklaşmaya çalıştım.

Yanılmışım.

Beyefendinin böyle bir durumu yok.

Mimari ile bildiğimiz, akademik bir bağı yok.

Belki köyde ahır mahır yaptırmış, projesini kendi çizmiştir ama bunun da kaydı yok.

Anlamadığım bir başka konu ise bu beyefendinin bu görevi nasıl kabul ettiği.

Çünkü daha önce bir açılışta kendisini kürsüye davet etmişler ve “Ben açılış duasını bilmiyorum” diyerek kürsüye çıkmayı reddetmiş.

Bilmediği mimarlığın fakültesinde koltuğuna oturmayı nasıl ve niye kabul etmiş acaba!

Deprem ülkesinde İlahiyatçı mimarlık fakültesi dekanı atayanların tek mantığı şu olabilir.

Sizi koruyacak binalar yapmayacağız ama  altında kaldığınız binalardan dualarla çıkaracağız.

Pazartesi Dünya Kadınlar Günü.

Tüm kadınların günü kutlu olsun.

Dünya Kadınlar Günü, geçen yüzyılın başında “sosyalist” bir hareket olarak başladı.

Türkiye’de de hemen hemen aynı tarihlerde Azerbaycanlı iki Türk kadının girişimi ile ilk kez gündeme geldi.

Sonrasında yıllarca yasaklandı ve kutlanamadı.

Daha sonra Birleşmiş Millet tarafından 1975 yılında uluslararası bir gün olarak tescil edildi ve kabul görmeye başladı.

Sol karakteri de giderek arka plana itildi ve daha feminist bir karaktere büründü.

Hangi karaktere bürünürse bürünsün kadın hakları için önemli bir gün ve bugün dünya medeniyeti kadın hakları konusunda hala yeterli olgunluğa ve bilince ulaşmış değil.

Kadına yönelik şiddet bir yana, kadının erkeklerle eşit haklara sahip olması gerektiği konusu bile hala içselleştirilemedi.

Kadına yönelik “sözde” saygıda bile hala bir ötekileştirme söz konusu.

Ve burada tek suçlu erkekler değil.

Sosyal medyanın önümüze koyduğu çok açık bir gerçekliğe göre, kadınların kadınlara karşı tavrı erkeklerinkinden hiç de aşağı değil.

Bu yüzden de kadın hakları mücadelesini sadece erkeklere karşı değil, kadınlara karşı da yürütmek zorundayız.

Bazen gülüp geçmemek gerektiğini anladığımız zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00