Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Kadınlar Günü kutlamalarına erken başladı erkeklerimiz.

Yine dört koldan kadına şiddet haberleri.

Kimi öldü, kimi son anda kurtarıldı.

Hayvanoğlu hayvanlar, Kadınlar Gününü Kadınlar Haftasına çevirdiler.

Hele hele Samsun’daki neredeyse canlı yayın şiddet.

Onursuz bir yaratık “eski” eşini sokak ortasında, dakikalarda öldüresiye dövüyor.

Dayağın görüntüleri sosyal medyada video olarak yayılınca fail gözaltına, kadın da hastanede tedavi altına alınıyor.

Çevredeki vatandaşlar yetişip kurtarmasa kadın muhtemelen ölecek.

Saldırgan yaratık karakola götürülüyor ve ilk ifadesinde “şikayetçi” oluyor.

“Bizi ayırmaya çalışanların şiddetine maruz kaldım. Kimlikleri tespit edilsin hepsinden şikayetçi olacağım” diyor.

Pessss....

Ve dahi Yuhhhhh...

Utanmazlığın böylesi.

Şaşırıyor muyum?

Tabii ki hayır.

Artık burası Yavuz hırsızların ülkesi.

Tabii ki üste çıkacak, tabii ki mağduru oynayacak.

Emin olun taraftar da bulacaktır.

Hem sokakta hem siyasette.

“İstanbul Sözleşmesi mağdurları” falan diye bir grup çıkar ortaya ve destek verir bu yaratığa.

Meclis’te bile savunan çıkar.

Bu arada saldırganın kimliği de İ.Z. olarak yazılıyor.

Sanık diye.

Sanığımı kalmış be.

Her şey açık, her şey net.

Suçunu da itiraf etmiş zaten.

“Tahrik etti dövdüm. Hatırlamıyorum” demiş.

Saklamayın bunların adlarını.

Yazın açık açık “İbrahim Zarap” diye.

Bilsin herkes.

Ahmet Kural’ı, Ozan Güven’i yazıyoruz da bu insan müsveddesini mi yazmayacağız!

Herkes bilsin kim olduğunu.

İbrahim Zarap’ın.

Gara’daki şehitlerimizi unuttuk bile.

Cougar helikopterde yitirdiğimiz 11 şehidimizi de yarın unutacağız Allah’ın izniyle.

Neyi unutmuyoruz ki zaten.

Hatırlıyor musunuz, corona yasaklarının tam arifesindeydi. Tam bir yıl önce. 27 Şubat’ta.

İdlib’de, Balyun kasabasında Türk askerlerinin konuşlandığı binayı rejim güçleri, daha doğrusu Rus uçakları bombalamıştı...

Kaç askerimizi kaybetmiştik anımsıyor musunuz?

Ben hatırlatayım.

34. Yazı ile otuz dört. O da en azından. Enkaz altında kalan var mı yok mu hala emin değiliz!

Corona gürültüsüne kurban gitmişti 34 evladımızın cenazeleri de, hatıraları da.

Muhtemelen unuttunuz bile çoğunuz.

Giden gidiyor.

Nasıl gittiklerini, niye gittiklerini bile öğrenemeden unutuyoruz.

Halkımız duyarlılığını sergiliyor bir iki gün.

Bayraklı, askerli sosyal medya paylaşımları, biraz lanet okuma, biraz teröre küfür falan.

Vazife tamam.

Arada bir sosyal medya fenomeni saçma sapan bir görüntü koymuşsa birkaç gün de ona öfke.  

Dört dörtlük vatanseverlik.

Sonrası yok.

Hele hele bir salak ortaya çıkıp “Ne oldu, niye öldüler, bir hata mı var, bir soruşturma yapılacak mı?” falan derse bir de ona ihanet, terörle mücadeleyi zafiyete uğratma suçlaması yapıldı mı mesele tam kapanır.

Bingöl’deki kazanın ertesi günü sordum.

“Bu Cougarlar oranın şartlarına uygun değil niye hala orada uçuyor” diye.

“Bu helikopterlerde 39 kişiyi kaybettik, ikisi general. TSK’ya PKK bu kadar üst düzey zarar vermedi” diye.

“Bu helikopterleri Tansu Çiller, siyasi nedenlerle almıştı. Bunlarla askerlerimizi niye tehlikeye atıyoruz” diye.

Trollerden çok küfür yedik, “O helikopterler VIP’leri bile uçuruyor, sen diyorsun hain Fatih” falan dediler.

Nasıl anlatacaksın bunu yazan ahmak şerefsize “VIP dediğin onunla şehirden şehire gidiyor düz ovada, dağda karda kışta savaşa değil" diye.

Resmi makamlardan ise tek kelime gelmedi haliyle.

Zaten beklemiyorduk da.

Ama bazı hava kuvvetleri mensupları ve bu helikopterleri kullanmış bazı pilotlar aradılar.

Anlattıkları şöyle başlıklar altında:

- Bu helikopterleri Hava Kuvvetleri istemedi ve almadı.

- Kötü helikopter değildir ama savaş helikopteri değildir. Bölgeye uymaz.

- Hantaldır.

En ilginç bilgiyi ise üst düzey bir Hava Kuvvetleri mensubu verdi.

“Fatih Bey” dedi, “Bu kaza muhtemelen hava koşullarından oldu. Normal şartlar altında o havada uçmaması gerekirdi muhtemelen. Hava Kuvvetleri’nde şöyle bir gelenek vardır. Kararı pilot verir. İster döner kanatlı olsun, ister sabit uçağı uçuracak olan pilotun kararıdır uçup uçmamak. Yolcu, Hava Kuvvetleri Komutanı bile olsa pilot uçamayız derse o uçak kalkmaz. Kara Kuvvetleri’nde böyle bir gelenek var mı bilmiyorum. Keşke o havada havalanmasalardı.”

Size bir fıkra anlatayım.

İngiltere’nin meşhur Başbakanlık Ofisi Downing Street 10 numaranın yanında, Başbakanlık basın bürosu varmış.

Downing Street 9 numara.

Başbakanlık, gazetecilerin görev yaptığı bu 9 numaralı binayı tamir ettirmiş.

Basın toplantılarında kameralar daha iyi çekim yapsın diye yeni modern ışıklandırmalar yapılmış, yeniden tefriş edilmiş, mobilyalar yenilenmiş, Beyaz Saray’ın basın odası gibi organize edilmiş.

Tüm bu işler için de yaklaşık 2,5 milyon pound yani 3,5 milyon dolar para harcanmış.

Kıyamet kopuyor Birleşik Krallık'ta.

Bu kadar para harcanır mıymış, ne gerek varmış, israfmış.

Corona senesinde düşen kişi başı geliri 40 küsur bin dolar yani bizim 6 katımız olan İngiltere’de Başbakanlık Ofisi için harcanan 2,5 milyon pound büyük israf diye eleştiriliyor.

Hem basın hem muhalefet tarafından.

Fıkra nerede mi?

İşte bu.

Gülmediniz mi?

Ağlayın o zaman.

Arsızlığın bulaşıcı olduğunu unutmadığımız zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00