Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul Sözleşmesi’nden Türkiye’nin imzasını geri çekme kararı birtakım İslamcı tarikatlar ve birtakım cemaatler dışında genel bir memnuniyetsizlik ve hatta ötesinde bir tedirginlikle karşılandı.

Beklenmeyen bir gelişme miydi!

Elbette ki hayır.

Sevinç çığlıkları atan tarikat ve cemaatlerin ve bunların sözcülerinin uzunca bir süredir bu konudaki talebi ve bu talebe yönelik baskısı zaten biliniyordu.

Seçimden önce böyle bir çekilmenin olacağı neredeyse kesin gibi idi.

Geçen yaz Polonya’nın Katolik, milliyetçi ve otoriterliğe yakın hükümetinin ülkenin Sözleşme’den çekileceğini açıklaması ve Numan Kurtulmuş’un “Nasıl imzalandıysa, aynı yöntemle geri çıkılır” sözleri zaten Türkiye’nin de benzer bir yola gireceğini düşünenlerin gerilmesine neden olmuştu.

Neyse olan oldu ve Türkiye öncüsü olduğu Sözleşeme'den imzasını geri çekti.

Sözleşme'yi ilk imzalayan ülke Türkiye idi.

Parlamentosundan geçirip yasalaştırarak uygulamaya ilk koyan ülke de Türkiye idi.

Hepsi AK Parti iktidarları döneminde oldu.

Ancak Numan Kurtulmuş’un dediği gibi olmadı.

Nasıl imzalandı ise öyle çekilmedik.

Yürürlüğe koyan TBMM’nin verdiği onaydı, imzayı çeken ise Cumhurbaşkanı Erdoğan oldu.

Ve bana göre asıl tartışma burada başlıyor.

TBMM’nin yürürlüğe koyduğu bir anlaşmayı Cumhurbaşkanı tek imza ile yürürlükten kaldırabilir mi?

Çok saygıdeğer Anayasa Profesörü Kemal Gözler, Türkiye’nin bu Sözleşme'den imzasını geri çekmesinin bu Sözleşme'ye göre mümkün ve uluslararası hukuka uygun olduğunu söylüyor.

Ancak Prof. Gözler’in bu imza çekme yönteminin iç hukuka uygun olması ile ilgili soru işaretleri var.

Hukuk profesörü olmamama rağmen benim de bu konuda şüphelerim, kaygılarım var.

Kemal Gözler uluslararası anlaşmaların Cumhurbaşkanı’nın yürütme yetkisine ilişkin bir konu olmadığını, bu nedenle de Cumhurbaşkanı’nın uluslararası bir anlaşmadan kararname ile çıkarma hakkı olmadığını ve bu nedenle bir Cumhurbaşkanı kararnamesi ile imza çekmenin mümkün olmadığını söylüyor.

Bu durumda bu Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin Anayasa Mahkemesi’nden dönmesi kaçınılmaz sonuç olarak görünüyor.

Benim bakış açıma göre de TBMM kararı ile iç hukuk haline gelmiş bir anlaşma Cumhurbaşkanı kararı ile ortadan kalkmaz.

Bu, TBMM’nin çıkardığı yasaların Cumhurbaşkanı kararı ile ortadan kaldırılabilmesi gibi bir sonuç doğurur ki, yarın tüm yasalar Cumhurbaşkanlığı kararı ile ortadan kaldırabilir.

Ve dahası Türkiye, tarafı olduğu tüm anlaşmalardan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden, NATO’dan, Lozan Anlaşması’ndan, Montreux Boğazlar Sözleşmesi’nden ve aklınıza gelebilecek her türlü sözleşmeden Cumhurbaşkanlığı kararı ile çekilebilir.

Hukuki olarak ya da hukuksuzluk olarak arada hiçbir fark yoktur.

(Gözler'in makalesine buradan ulaşabilirsiniz.)

İstanbul Sözleşmesi’ni imzaladığı halde parlamentosundan geçirip yürürlüğe sokmayan pek çok ülke var.

Türkiye ise hem imzaladı hem de parlamentosundan geçirip yürürlüğe soktu bu sözleşmeyi.

Eğer TBMM’den geçmiş ve yasa niteliği kazanmış olmasaydı Cumhurbaşkanı’nın bu sözleşmeden imzayı geri çekmesi hiçbir sorun yaratmazdı.

Ancak parlamentodan geçince ortaya Anayasal bir sorun çıkıyor.

Cumhurbaşkanı’na parlamento tarafından onaylanmış, Cumhurbaşkanı tarafından imzalanıp yürürlüğe girmiş bir sözleşmeyi tek imza ile ortadan kaldırma yetkisi Anayasa’ya aykırı biçimde tanınmış oluyor.

Bir anda fiili olarak parlamento yok hükmüne geliyor.

Umuda en çok en umutsuz anda ihtiyaç olduğunu unutmadığımız zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00