Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Zannederim Nagehan Alçı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı herkesten, hepimizden daha iyi tanıyor olmalı.

Çünkü çok iddialı bir şey söylüyor.

Diyor ki, “Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbul Sözleşmesi’nden Türkiye’nin attığı imzayı geri çekerken bunu inanarak, isteyerek yapmadı.”

Bu çok ama çok iddialı bir cümle.

Anladığım kadarıyla Alçı diyor ki, “Cumhurbaşkanı Erdoğan, bazı konularda doğruluğuna inanmadığı şeyleri de, siyasi baskı ve oy kaygısı nedeniyle yapabiliyor.”

Yıllardır çok geniş bir kitle bunun tam tersine inandırıldı.

Reis’in inandığı yolda yürüdüğüne, inanmadığı, kendine ters gelen hiçbir şeyi asla yapmadığına güvendi seçmenleri.

Ama şimdi Nagehan Alçı tam tersini söylüyor.

Bilmiyorum.

O zaman Nagehan Hanım’dan rica edelim de bizi sürekli aydınlatsın.

Neleri inanarak yapıyor, neleri inanmadan yapıyor.

Mesela Merkez Bankası Başkanı Ağbal’ı görevden inanarak mı aldı yoksa başka nedenle mi!

Nagehan Alçı, bize Cumhurbaşkanı’nın canı gönülden ve zoraki yaptığı işlemlerin ve kararların bir listesini yapabilir mi?

Güçlülük haklılıktan geldiği zaman.

Turizm sezonu erken başlamış.

Antalya başta olmak üzere Güney bölgelerimizdeki açık oteller şimdiden yüzde 70’lere varan doluluklara ulaşmış vaziyetteler.

Nisan ayı başında bu oranın yüzde 80’leri aşması bekleniyor.

Tabii bu otelleri dolduran misafirlerin büyük bölümünü Ruslar oluşturuyor.

Nevruz nedeniyle bu zamanlarda Antalya’ya akın eden İranlılar ise bu yıl pandemi nedeniyle olsa gerek ortalıkta yoklar.

Avrupalı turistlerden şimdilik iyi haberler gelmese de Rusların varlığı turizmcilerin yüzünü güldürüyor.

Belli ki, Kuzey komşularımızdan gelenler bu yıl turizmi önemli ölçüde ayakta tutacak.

Ancak dün ilginç, daha doğrusu garip bir durumla karşılaştım.

Akşam üzeri yemek yediğim lokantada bir hanımefendi yanıma geldi.

“Antalyamıza hoş geldiniz” diyerek kendini tanıttı.

Antalya’nın şehir merkezine yakın büyük otellerinden birinin yöneticisi imiş. Ege ve Akdeniz kıyılarında birkaç otelleri varmış.

“Fatih Bey, şaşkınız ve ne yapacağımızı bilmiyoruz” diye söze girip sıkıntılarını anlattı:

“Bakanlığın da desteğiyle Antalya’daki otellerimizi açık tutuyoruz. Şu anda da açığız ve iyi sayılabilecek bir doluluk yakaladık. Bu mevsim için iyi sayılabilecek fiyatlarla misafir ağırlıyoruz. Tamamına yakını Rusya’dan gelen misafirler. Sizin de gördüğünüz gibi havaların neredeyse yaz gibi olması nedeniyle de müşteriler de memnun ve her gün yeni rezervasyonlar da geliyor. Ancak bugün başımıza ilginç bir olay geldi. Otelimizi güvenlik güçleri tam anlamıyla bastı. Ve havuza girmenin yasak olduğunu söyleyerek havuza giren turistlerden ötürü ceza kesmeye kalkıştı. Şans eseri o anda havuzda kimse olmadığı için ceza kesemediler ama doğrusu şaşırdık ve korktuk.

Bir yandan Antalya’da otelleri açın diyeceksiniz, izin vereceksiniz. Diğer yandan da otellerde havuza, denize girmek yasak diyeceksiniz?

Misafirlerimizin havuza girmesini engellemenin tek yolu boşaltmak. Başka türlü mümkün değil. Var olan müşteriler emin olun isyan çıkarır ve zaten yarından itibaren de kimse gelmez. Bu insanlar buraya havuza, denize girmek için geliyor. Eğer böyle olacaksa otelleri açtırmasınlar bize.”

Otel yöneticisi hanımefendiye ne diyeceğimi bilemedim.

Yoksa bu soruya yanıt vermek için yeni bakanları mı beklemek gerekecek!

Ayasofya Camii imamlarından Boynukalın Beyefendi tartışılmaya devam ediyor.

Şeyhülislamlığın da ötesine geçip ülkenin dini liderliğine soyunan ve imam-ı azamlığını da neredeyse ilan etmek üzere olan M. Boynukalın’a iktidar partisi içinden de tepkiler yükselirken, çok kuvvetli bir taraftar kitlesine sahip olduğu ortaya çıktı.

Çok açık görülüyor ki, Boynukalın tavır almakta ve bunu açıklamakta gösterdiği rahatlık ile giderek siyasi bir güç haline de geliyor.

Doğrusu Boynukalın’ı ve fütursuzluğunu izlerken şaşırıyorum.

Çünkü İstanbul’da ve hatta eski payitahtlarda ve hatta Anadolu’da tarihi önemi büyük, çok önemli camiler, selatin camileri ve bu camilerin hepsinde İslami bilgisi tartışılmaz imamlar var.

Fatih Camii, Süleymaniye Camii, Sultanahmet Camii, Selimiye Camii bunların ilk akla gelenleri.

Bu camilerin imamlarının bugüne kadar herhangi bir siyasi konuda, ülke yönetimi ile ilgili konularda kalkıp fetva verdiklerini görmedik.

Bunu yapmamalarının sebebi bilgisizlikleri değil, büyük ihtimalle terbiye ve edep sahibi olmalarıydı.

Fetva bekleyenler için fetva makamı Diyanet İşleri idi ve bir açıklık gerekiyorsa oradan getirilirdi.

Her büyük caminin imamı kafasına göre bir şey söyleyemezdi.

Ne şimdi ne de geçmişte.

Osmanlı döneminde de Ayasofya imamının ya da bir başka cami imamının Şeyhülislamlığa soyunduğu, kendini fetva makamına getirdiği görülmüş şey değildi.

Bu nedenle M. Boynukalın ya Diyanet İşleri Başkanlığı'na atanmalı ya da haddi bilmesi telkin edilmelidir.

Aksi takdirde ortaya ciddi kargaşa çıkacaktır.

Soru demişken aklıma geldi yine.

Birkaç gün önce de AB’nin Türkiye’ye yollandığını açıkladığı 1,5 milyon Biontech aşısının akıbetini sormuştum Sayın Sağlık Bakanı’na.

Biontech’ten gerçekten 1,5 milyon aşı çoktaaan geldi mi, geldiyse bu aşılar kimlere yapıldı diye.

Sayın Bakan buna yanıt vermedi ama Dünya Şiir Günü'nü kutladı sosyal medya üzerinden.

Madem öyle biz de basit bir şiirle soralım?

"Sayın Bakan Biontech’ler geldi mi?

Parti teşkilatı aşıları oldu mu?

Onlardan bize az da olsa kaldı mı?

Bu rezalet içinize sindi mi!"

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • kaptan_turgut16 6 ay önce Memleketimizin bütün güzelliklerinin tadını ecnebiler çıkarıyor. Türk vatandaşının yüzde 90 memleketine bile gidemiyor ekonomik durumlardan dolayı. Bize bu toprakları bırakan atalarımızın kemikleri sızlıyordur. Yöneticilerimiz sayesinde vatandaş resmen köle oldu. Allah sonumuzu hayretsin.
    CEVAPLA
  • 10215513429187903 6 ay önce Helal olsun sana Fatih Altaylı.Doğruları yazmışsın..
    CEVAPLA
0:00 / 0:00