Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Dünkü yazımda iktidarın öngörüsü ile ilgili eleştiriler yapınca ve bunu da Kanal İstanbul’a bağlayınca bazıları çok kızdı.

Troll ordularının saldırısını zaten saymıyorum da, bazı ciddi ciddi unvanlı kişiler bile “Ne demek istiyorsun” demişler.

Demek istediğim bir şey yok.

Açık açık söylüyorum.

Siz anlamak istemiyorsunuz.

Bir şeyi yaparken, bir kararı alırken önünü arkasını iyi hesap etmiyorsunuz ve sonra sıkıntı çıkıyor.

Genelde kervan yolda düzülür diye alelacele iş yapıyorsunuz ama kervan her zaman yolda düzülemiyor.

Dostlar alışverişte görsün diye gereksiz alışverişe çıkıyorsunuz ama kredi kartını sonra bize ödetiyorsunuz.

Hesapsız kitapsız iş yapıyorsunuz.

İtiraz kültürü olmadığı için de içerden hiç kimse “Yahu bu yanlış” diyemiyor.

Dışardan söyleyeni ise anında hain ilan ediyorsunuz.

Dün verdiğim örnekleri beğenmediyseniz size daha da somutunu vereyim.

İstanbul’a dev bir havalimanı yaptınız.

Son bölümü de 2028 yılında tamamlanınca 150 milyon yolcu kapasitesi ile dünyanın en büyüğü olacağını söylediğiniz 3. Havalimanı.

Sıfırdan planladınız.

Sıfırdan yaptınız.

Ama bir şeyi unuttunuz.

Yepyeni havalimanına, yılda 150 milyon yolcuyu ağırlayacak havalimanına yolcu taşıyacak olan metroyu.

Elbette aynı yapmak zorunda değildiniz.

Ama projeyi yaparken buraya bir metro bağlanacağı düşünülmedi bile.

Şimdi dünyanın en yeni ve en büyüğü olacak diye açılan havalimanına geç de olsa metro yapılıyor.

Fakat o metro asla o büyük havalimanına bağlanamayacak.

Çünkü havaalanı projesi yapılırken, metro unutuldu.

Havalimanına 500 metre kala bitecek metro.

Sonra.

Artık bir şey düşünecekler.

CEO Kadri Samsunlu, “Elektrikli araçlarla taşırız herhalde insanları” diyor.

Bahsettiğim öngörüsüzlük, plansızlık bu.

Daha sayayım mı, isterseniz.

Mesela “Dünyanın en büyüğü” diye yaptığınız Kartal’daki Anadolu Adliyesi.

Bloklar arası bağlantıyı unuttunuz. Hadi onu bırakın, koskoca Adliye’de merdiven yok, merdiven.

Şaka yapmıyorum.

Projede merdivenler unutulmuş.

Asansör olmasa katlar arası geçiş yok.

Pandemide avukatlar, hakimler, Adliye’de işi olanlar lebalep asansörde.

Merdivensiz bina olur mu?

Olmaz diyenler gitsin baksın.

Müzelik.

Mimari şaheser.

Anadolu Adliyesi.

Ve şimdi Kanal İstanbul.

Ödüm patlıyor ödüm.

Bence sizin de patlasın.

Yılmaz Özdil halkımızı buffalo sürüsüne benzetmiş, salgındaki tavrımızdan ötürü.

Sürüden ölenler düşüp kalıyor, gerisi umursamazca yoluna devam ediyor diye.

Buffalo dediğin aslında manda.

Ama sürü halinde gezen yaban mandaları hiç de Yılmaz Özdil’in söylediği gibi değildir, kast ettiği duruma göre verdiği örnek yanlıştır.

Yaban mandası, muhtemelen vahşi yaşamın en tehlikeli hayvanlarından biridir.

Üstelik de aslan sürüsüne bile kafa tutan ender otçullardandır yaban mandası.

Birbirlerini korurlar, güçsüz olanlarını ortalarına alıp aslanların saldırılarına karşı direnirler, aslanların karşısında boynuzlu bir savunma hattı oluşturup gerekirse aslan sürüsüne karşı hücuma geçerler.

O yüzden toplumun Corona salgını karşısındaki umursamazlığını ve fütursuzluğunu yaban mandalarına benzetmek çok yanlış olur.

Bu tavır benzese benzese Afrika antiloplarının tavrına benzetilebilir.

Çünkü “Öküz başlı Antilop” da denilen bu otçul hayvan türü tam da Yılmaz Özdil’in dediği gibi davranır.

Saldırı karşısında herkes kendini kurtarmaya çalışır, güçlü gördüğü aslana karşı hiçbir direnç göstermez, kalabalık sürünün gücünü kullanmayı aklına bile getirmez.

Kurbanı verir otlamayı sürdürür.

Sayıları çoktur. Kurbanın önemi yoktur.

Ancak onların da göç etme alışkanlığı vardır.

Otlandıkları merada ot bitince, sürüler halinde ot bulacakları meralara göç ederler.

Masai Mara’dan, Serengeti’ye geçerler.

Arada Mara Nehri’ni geçerken epey bir kayıp verirler timsahlara ama onu da umursamazlar.

Yeter ki otlak olsun!

Bu arada vahşi yaşamdan bahsedince aklıma geldi, yarın da size şempanzeleri yazayım diyorum.

Ramazan’da her yer kapalı.

İftar yemekleri ile belini doğrultmayı uman lokantacılar dertli.

Yapacak bir şey yok. Erken ve kontrolsüz açılmanın sonuçları bunlar.

Ancak bir sorun var bana göre.

Camiler açık.

İftarı ayrı ayrı yapacak olan vatandaşlar, iftardan sonra teravih için yine camide buluşacaklar.

İftar sonrası yine camide sohbet edecekler, avluda çay içecekler.

Dini vecibedir, yapmayın diyecek halimiz yok.

En azından benim yok.

Ama hiç değilse buna bir kural getirilebilir.

Nasıl ki, her yere HES kodu ile giriyorsak, AVM’ye lokantaya, kalabalık olması muhtemel her yere.

Camiye girişte de bir HES Kodu sorulmalı bence.

Ama derseniz ki “Bu virüs AK Parti kongrelerinde ve camilerde bulaşmıyor”

Ona da saygı duyarım.

Vardır bilimsel bir kanıtınız.

Galatasaray Spor Kulübü'nün yönetiminin sahip çıkma mesajı vermeyi korktuğu İstanbul Sözleşmesi’ne destek vermek için genç Galatasaraylıların öncülüğünde Galatasaray Spor Kulübü üyeleri gazetelere bir ilan verip Fenerbahçe Spor Kulübü’nün kurumsal olarak yaptığını en azından üyeler olarak gerçekleştirdiler.

Yönetim Kurulu utanmış mıdır acaba diye sormuyorum, utandıklarını hiç zannetmiyorum.

Metnin altında 677 imza vardı ama aslında buna destek veren üye sayısı çok çok daha fazla idi.

Ben diyeyim 2 bin, siz deyin 4 bin.

Galatasaray Spor Kulübü üyeleri gazetelere ilan vermek için topladıkları paradan artanı ise Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’na bağışladılar.

Açıkçası bu yönetim tarafından kulüpten atılmış olmakla gurur duyuyorum.

Ama böyle bir camianın üyesi olmaktan da gurur duyuyorum.

Adalet vicdanlarda da tecelli ettiği zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00