Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Ahmet Hakan kardeşim. 

Yanlışlıkla yazdık falan deyip özür dilemen kurtarmaz. 

"Medyada göreceksiniz" dendikten 15 dakika sonra medyada gösterdiğiniz şeyin yanlışlık olduğuna değil bizi, annenizi bile inandıramazsınız. 

O yüzden bizi ahmak yerine koymaktan vazgeçiniz. 

Yediğiniz haltlardan daha çok hepimizi aptal zannetmenize bozuluyorum. 

Dinin ahlakı ortadan kaldırmak için değil güçlendirmek için indirildiğini herkes anladığı zaman.

Bilime inanan ve muazzam bir öngörüye sahip olan yönetim anlayışımız sayesinde Corona’da dünya şampiyonluğuna doğru ilerliyoruz.

Dünkü vaka sayısı 55 bin.

276 da ölümüz var. Lebalep kongrelerin sonuçlarını almaya başladık.

Ne alakası var demesin kimse, kontrolsüz normalleşmenin başlatılmasının nedeni bu kongrelere olan tepkiler ve tabii imam cemaat ilişkisi.

55 bin sıkı bir sayı ama burada kalmaz daha da artar.

Durmak yok yola devam.

Esnek mesai kaldırıldı, toplu taşımalardaki yoğunluk arttırıldı.

Kısa çalışma ödeneği artık yok.

Zamansız fazla açılmanın bedeli yakında yine hizmet sektörüne ödetilecek. Bu kez dayanacak güçleri de yok.

İdari öngörüsüzlüğün ve bilime kulak vermemenin bedeli yine vatandaşa ödetilecek, yine vatandaş suçlanacak.

Bir başka rezillik ise aşı konusunda yaşanıyor.

Kime niye öncelikli aşı yapıldığı artık belirsiz.

60 yaşını geçmemiş, hiçbir risk grubuna dahil olmayan kişilere aşı çıktığını duyuyor ama önemsemiyorduk.

Arada tek tük hata olur diye.

Ama futbolcuların daha doğrusu futbol camiasının da öncelikli aşılanma grubuna alınması artık işin cılkının çıkmasıdır.

Federasyon Başkanı, Sağlık Bakanı ile görüşmüş ve futbol takımlarını ve kulüp görevlilerini öncelikli aşı kapsamına aldırmış.

Şahane.

Her gün yüzlerce öğrenciyle karşı karşıya gelen, ülkenin geleceği için görev yapan, işe mecburen toplu taşıma araçları ile giden yüzbinlerce öğretmene aşı yapılmadan futbolculara aşı yapılacak.

Ne hoş değil mi!

Antrenmana Ferrari ile gidene aşı var, işe belediye otobüsü ile gidene aşı yok.

Eskiden “Beraber yürüdük biz bu yollarda” idi.

Artık “Beraber gazladık paralı yollarda” şarkısı geldi.

Aylar önce yazdık Almanca terimi ile.

Sippenhaftung diye.

İkinci Dünya Savaşı'na kadar zaman zaman uygulanmış bir adalet yaklaşımı.

Suçlunun yakınlarını da suçtan sorumlu tutma anlayışını.

Bir suçlunun akrabalarını ya da üyesi olduğu grubun da suçlu sayılmasını.

Hatta zaman zaman suç olup olmadığı kesinleşmeden böyle bir yaklaşımla aile bireylerinin ve gruptakilerin toptan suçlu ilan edilmesini.

Almanlar buna Sippenhanftung diyorlar demiştik.

Modern dünyada ve hukuk devletlerinde 1945’ten bu yana uygulanmayan bir anlayıştı bu.

Bizim hukukumuzda da aslında yeri yoktu ama artık sıklıkla görür olduk.

Son örneğini ise Emekli Amiraller Bildirisi ile gördük.

Amirallerin tüm bilgileri anında ortalığa saçıldı ve konu CHP’ye ve CHP üyesi akrabalara bağlandı.

Tabii burada kafalar biraz daha karıştı.

Suç olan Amiral olmak mı, bildiriye imza atmak mı yoksa CHP’li olmak mı belirsizleşti.

Ama sonuç olarak akrabalık bağı suçlu olmak için ya da suçu paylaşmak için, suça yatkın olmak için yeterli görüldü.

Ancak bunun tek bir şartı var.

Ak Partili olmamak.

Ak Partili iseniz suçlu ile akraba olmanın bir sakıncası yok.

Hatta avantajı var.

Büyükelçi olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz.

Orada hukuk doğru işliyor.

Hukuk anlayışında sorun yok aslında.

Sorun Ak Partili olmamakta.

Halkbank'ın davası New York’ta sürüyor ben de kenardan kenardan izliyorum.

Bilgi gelmiyor değil ama fazlaca paylaşmıyorum.

Mesela bankanın mahkemenin yetkisiz olduğu yönündeki itirazını yazmadım.

Şimdi üst mahkeme bu itirazı inceliyor.

Büyük ihtimalle ret kararı vermesi bekleniyor çünkü geçmişte bu yetkisizlik iddiası hiçbir zaman geçerlilik kazanmamış.

Çünkü ABD bu yetkiyi hukuktan değil, gücünden daha doğrusu doların gücünden alıyor.

Pek çok Avrupalı banka bu davayı kaybetmiş hatta pek çoğu kaybetmeden uzlaşma yoluna giderek konuyu kapatmış.

Alman, Fransız, İngiliz bankaları milyarlarca dolar tazminat ödemeyi kabul ederek işin içinden çıkmışlar.

Hong Kong merkezli Quinland and Associates’in hesaplamasına göre 2020 sonu itibarıyla benzer suçlamalara maruz kalan dünya bankalarının ABD’ye ödeyeceği tazminatların toplam miktarı 400 milyar doları bulacak.

Kabadayı haraç kesmiş anlayacağınız.

Türkiye de bunu biliyor ve bu yüzden bir yandan yasal mücadelesini sürdürürken, bir yandan da pazarlık ediyor.

New York’tan bana gelen son haberlere göre Türkiye, ABD’ye bu konu ile ilgili bir teklif sunmayı planlıyormuş.

O teklif şöyle:

“F 35 projesi için bugüne kadar ödediğimiz 1,3 milyar doları Halkbank tazminatı olarak kabul edin. Alacak verecek kalmasın”

Bu teklif kabul görür mü emin değilim.

Sonuçta biz o parayı Lockheed Martin’e ödedik.

ABD Hazinesi’ne değil.

O parayı geri alıp alamayacağımız ise başka bir davanın konusu.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00