Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Artan vaka sayılarının ölümlere yansımasını görmeye başladık.

Haliyle anında değil, en az 15-20 gün gecikme ile geliyor ölümler.

40, 50 binli günlük vakaların ölümleri yavaş yavaş görülmeye başlandı.

Dünkü ölü sayısı 362.

O da bildiğimiz, kayıtlı olan.

Siz onu çarpın en az 3’le.

Dünkü vaka sayısı ise 62 bin.

Demek ki ölümler azalmayacak tam aksine artacak.

Ama vakayı adiyeden oldu bu ölümler.

Habertürk dahil hiçbir gazetede bugün dünkü ölümlerin haberi manşette değil.

Haklılar da artık haber değeri yok.

Sadece istatistik oldu bunca ölüm.

Alıştık, sıradanlaştırdık.

Ya da alıştırıldık belki de.

Hala tam kapanma olsun mu, olmasın mı, ne zaman olsun ne zaman olmasın gibi tartışmalar yürüyor.

Kimse hiç merak etmesin.

Türkiye’yi yönetenler corona salgını ile nasıl mücadele edeceklerini bu belanın kökünü nasıl kazıyacaklarını tespit etmiş durumdalar.

23 Nisan’da tam kapanma yapılacak.

Ardından 19 Mayıs’ta yine bir tam kapanma.

Sonra 30 Ağustos’ta bir tam kapanma daha.

Ardından 29 Ekim’de bir tam kapanma.

1 günlük kapanma bir işe yarayacak olsa hiç itirazım yok kapatın ama çok açık ki maksat corona ile mücadele değil.

Mesele corona ile mücadele olsa Nur cemaati cenazeleri onbinlerle kaldırılmazdı.

Bu içine ettiğimin virüsü bayramlarda, vatandaş cenazelerinde bulaşıyor da tarikat ehlinin cenazelerinde mi bulaşmıyor!

Kendini hala gazeteci diye tanımlayan arkadaşlarım var ise onlara bir tavsiyem var.

Tamam iktidarı eleştirmiyorsunuz, korkuyorsunuz anlıyorum.

Ama en azından akılcı önerilerde bulunabilirsiniz.

Makul fikirlerle iktidara halk yararına olacak fikirler verebilirsiniz.

Korkmayın kızmazlar.

Bakın ben burada birkaç keredir sokaktaki durumu anlatıp, “En azından şu kısa çalışma ödeneğini yeniden başlatın. Sorunu çözmez ama en azından işsizliğin artmasını biraz olsun engeller, birkaç sektörün yoğun bakımda da olsa hayatta kalmasını sağlar” diye yazıp önerdim.

Ne oldu?

Ben birkaç kez yazıp önerdim, Mart ayında sona erdirilen kısa çalışma ödeneği, sonunda dün Haziran ayına kadar yeniden devreye alındı.

Siz ne yaptınız!

“Bu Altaylı ne önerirse yapıyorsunuz” diye kızdınız.

Hayır efendim ben ne önerirsem yapmıyorlar.

Ben doğru olanı hatırlattığım için yapıyorlar.

Siz ise sadece şakşakçılık yapıyorsunuz.

Mesela kısa çalışma ödeneği kesilirse “Bravo tam zamanında kestiniz” diyorsunuz.

Yeniden başlatılınca “Süper hareket tam zamanında başlattınız” diyorsunuz.

Dinlenecek, uygulanacak bir şey söylemiyorsunuz ki, birileri de sizi dinlesin.

Siz sadece iktidarın sesinin yankısısınız.

Kim kendi sesinin yankısını uzun süre dinler ki!

Bir iki hoşa gider belki ama sonra sıkılır insan.

Sizden de sıkıldılar.

Bilesiniz.

Kendi Bakanlığına kendi şirketinin ürününü satan Bakan gitti.

Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın kendine ait firmaların ürettiği temizlik malzemelerini başında bulunduğu Bakanlığa sattığı ortaya çıkmıştı hatırlayacaksınız.

Rezaletin ayyuka çıkmasından sonra Bakan görevden alındı.

O nedenle mi alındı yoksa zaten işini iyi yapmadığı için mi alındı bilmiyorum ama sonunda alındı.

Çok da iyi olduğu.

Ancak rezaletin gerçek boyutu yavaş yavaş ortaya çıkıyor.

Bakan Pekcan, Bakanlığına sadece ürün satmakla kalmamış aynı zamanda kendi Bakanlığını kazıklamış.

Normalde kamunun haklarını korumak için oturtulduğu koltukta, kamuyu kendi şirketleri lehine zarar sokmuş.

Bakan'a ait Karon Mühendislik ve Nanoksia şirketleri aracı firmaya 100 liraya sattıkları, perakende fiyatı 150 TL olan ürünleri Bakanlığa kilosu 175 TL’den satmışlar.

Aracı firmaya bile kârla sattıkları göz önüne alınırsa demek ki Bakanlığa geçirilen kazık en az yüzde 100.

Maliyetine satsa “Bakanlığı koruyor” deyip hak vermek mümkün ama Bakanlığı kazıkladığı aşikar.

Tam bir vicdansızlık tam bir …… (Bu kelimeyi yazmamayım da dava açamasın)

İyi de görevden alınmak Bakan Pekcan’ı kurtarır mı?

Yaptığı bu etik davranış yanına kâr mı kalmalı!

Kendi bakanlığına, devlete, saçı bitmemiş yetime hadi hepsini geçtik kendisini oraya oturtanlara attığı milyonlarca liralık kazığın hesabı sorulmadan öylece gidecek mi!

Cebine koydukları ile!

AK Parti TBMM’de Mısır Dostluk Grubu kurulması için harekete geçmiş.

Çok sevindim.

Cehape zihniyetinin ve jakoben monşerlerin bozduğu Mısır'la ilişkileri yeniden normalleştirmek çok doğru bir hareket.

Yakında yine cehape zihniyeti yüzünden bozulan İsrail ilişkileri de rayına oturtulur herhalde.

Baksanıza İsrail’den olumlu sinyaller gelmeye başladı bile.

İsrail gazeteleri Kanal İstanbul projesini öve öve bitirememişler.

Bu çok açık biçimde bir barış mektubudur.

Galatasaray’da Mustafa Cengiz Efendi tarafından kulübün başına bela edilen ve Mustafa Cengiz’in tek destekçisi mafyamatik taraftar grubunun lideri de Cengiz’e ve Terim’e istifa çağrısı yaptı.

Dün o mafya grubunu benim üzerime saldırtan Cengiz, bugün o grubun hedefinde.

Bu işler böyledir.

Zerre şaşırmadım.

Cengiz buradan bir ders çıkarır mı bilmem ama zaten artık çok geç.

Galatasaray’ı tribünden yönetmeye çalışmak böyle bir rezillikle sonuçlanır.

Keşke tüm başkan adayları çıkıp ortak bir deklarasyonla bu rezil adamlara hadlerini bildirseler ama nerede!

Onlar da tribünden destek arayacaklar muhtemelen, gık diyemezler.  

Peki Galatasaray’a neler oluyor!

Herkes çok sorunca yazmak gerekir.

Galatasaray’da olan şu:

Cengiz dönemi fiilen bitti.

Camia ilk seçimi bekliyor.

Cengiz hala utanmadan yeniden adayım falan dese de artık bitti.

Peki ne olacak!

Düne kadar Cengiz’in yanında duran Abdürrahim Albayrak geçen hafta eski Başkan Dursun Özbek’e gitti.

“Baskanım, seçimde aday ol. Senin çevrende toplanalım. İstersen ben de senin yönetiminde yer alayım. Mevcut yönetimden gerekli isimleri de alırız. Seçime beraber girelim. Haziran’da 300 milyon TL ödeme var. Bizden başkası halledemez” önerisi götürdü.

Dursun Özbek ise “Ben girmem. İstersen sen gir. Biz de seni destekleyelim” dedi.

Albayrak şimdi zemin yokluyor.

Yakında kokusu çıkar.

Koltuk karakterden önemli olmadığı zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00