Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “Tadını çıkarın, aşılıyım” maskeli kampanyası milleti çileden çıkardı.

Haklı olarak.

Başka ülkelerde de “Aşılıyım” ibaresi özellikle servis sektöründe kullanılıyor.

Lokantalarda garsonlar, mutfak ekipleri, servis sektörü çalışanları, taksi şoförleri, eve teslimat yapanlara yakalarına “Aşı oldum” rozetleri takıyorlar.

Ama bunu kendi vatandaşları için yapıyorlar.

Kendi vatandaşlarına güven vermek için.

Bizde yapılan ise tam bir sömürge ülkesi mantığı.

“Sahip ben aşılandım, benden korkmana gerek yok” çağrısı.

Bir aşağılık kompleksinin maskelenmiş hali.  

Utanç verici olduğu gibi cahilce de.

Aşı olanların taşıyıcı olabileceği gerçeğini unutan bir cehalet.

Utanç verici bir çömelme.

Ve haliyle buna tepki gösterilmesi çok normal.

Bazıları ise “Ben burada aşağılayıcı bir şey görmüyorum” demiş.

Olabilir.

Zaten aşağılıksan burada aşağılayıcı bir şey görmeyebilirsin.

Bir arkadaşım aradı bayramın 2. günü.

Katılıyordu gülmekten.

“Allah aşkına aç Bahar Candan’ı izle”

Bahar Candan kim bilmiyorum.

“Aç aç, Armağan Çağlayan’ın Youtube’unda.”

“Kim bu, Bahar Candan niye izleyeyim?”

“Yahu kimse kim, aç izle işte.”

Armağan’ı elbette tanıyorum.

Teke Tek’in ilk yıllarında yapımcımızdı.

Sonra da çok başarılı işler yaptı.

Şimdi de Youtube’da bir program yapıyor biliyorum.

Ama Bahar Candan’ı hiç bilmiyorum.

Önce bakayım kimmiş dedim.

Birkaç yıl önce televizyonların saçma salak gündüz kuşağı yarışma programlarından birinde ünlenmiş.

Kendi ya da ablası.

Birbirlerini ünlü yapmışlar. Hangisi önce anlamadım.

Sonra bu içi boş ün sürmüş.

Geçen sene de Uludağ’da erkek arkadaşı tarafından darp edilmiş.

Abuk sabuk açıklamaları olan biri.

Ama zaten yapacak iş yok, açtık youtube’u başladık izlemeye.

10. dakikada izlemeye devam ettiğim için kendimden utanmaya başladım.

Tam bir felaket.

Sonra durum sosyolojik açıdan ilgimi çekmeye başladı.

Başkaları için komedi olabilecek bir durumu bir sosyal trajedi olarak izlemeye devam ettim.

Bu arada sık sık babasından bahsediyor.

“Akademisyen babam” diyor.

Ben de kimmiş babası diye google’luyorum.

O da ne.

Baba hakikaten akademisyen.

Hem de muhafazakar camiadan, Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi'nde bölüm başkanı.

Türkiye gerçeğine gülüyorum.

Aklıma dindar ve kindar nesiller geliyor.

Hiçbir siyasi ideolojinin sosyoloji ile mücadele edemediğini bir kez daha hatırlıyorum.

Muhafazakar iktidar döneminde edebimizi muhafaza edebildiğimiz zaman.

 

 

 

Türkiye’de görüntü şu.

Ülke tam olarak kontrolden çıkmış durumda.

Pek çok açıdan, saldım çayıra hali var.

Bir yanda organize suç örgütü liderleri devlete karşı ve devletin yanında açıklamalar yapıyorlar, millet “çekirdek çitleterek” Netflix dizisi izler gibi bu rezaleti izliyor, dinliyor.

Diğer yanda corona ile mücadele tam olarak “patlamış” durumda.

Turizm Bakanı’ndan Dışişleri Bakanı'na kadar herkes aşılama ve salgının gerilemesi ile ilgili bir şeyler söylüyor, susan tek kişi Sağlık Bakanı.

Mayıs’a kadar toplumun yüzde 60’ı iki doz aşılanacak denilirken bu oran yüzde 13’te kalmış.

Milliyetçiliğin ve muhafazakarlığın tavan yaptığı bir iktidar döneminde, Turizm geliri uğruna millete hakaret eden reklamlar yayınlanıyor.

Biz PCR testi olmadan, HES kodu olmadan helaya gidemiyoruz, elin oğlu elini kolunu sallayarak ülkeye geliyor. Biz ise kulağımıza “Aşılıyız" küpesi takmış bekliyoruz.

Bir de kısırlaştırılırsak dört dörtlük olacak.

Bu kararların alayı, hepimize hakaret ama millete ne için, kimin kararı ile hakaret ediliyor belli değil.

15 gündür yasaklar var ama komedi şeklinde.

Kim uyuyor kim uymuyor önemli değil.

Muafiyet listesi diye bir komedi herkesi güldürüyor.

Bayramlaşmak yasak ama AK Partili isen bayramlaşmak serbest. Hatta fotoğrafını sosyal medyaya bile koyabilirsin. Kimse bir şey demez.

Marketlerde satılan ürünler listesi ayrı bir komedi.

Çay bardağı satmak yasak ama çay tabağı serbest.

Diş macunu serbest ama orkid satmak yasak. Belki onun da kanatlısı yasak, kanatsızı serbesttir, o detaya hakim değilim.

Kesin olan tek yasak alkollü içki satışı.

Varsa milyonluk tekne ile gezmek serbest ama tekneden denize girmek yasak.

Fukara işi sandalla gezmek ise yasak.

Yarın yasakların en azından bir bölümü sona erecek ama hangi bölümü hala belli değil.

Yarın yasaklar kalkacak ama nasıl kalkacağı ancak son dakikada duyuruluyor.

Lokantayı, iş yerini açmak sanki bir düğmeye basmakla oluyor da, son anda söyleniyor. Ayrıca yine kimin nasıl açılacağı ya da açılamayacağı net değil.

Belli ki adamına göre durumu sürecek ya da sürsün isteniyor.

Diğer yandan enflasyon TÜİK'e göre bile en az yüzde 20, emekliye verilen para sadaka gibi yüzde 10 ek yapılmış, “Bu ne yahu” diyen yok.

Buna mukabil pandemi döneminde iyiden iyiye geçilmez olan köprülere otoyollara, ödemeler tam, hem de dolar bazında fiyat artışı ile.

Dış politikada durum farklı değil.

ABD Başkanı ülkenin bam teline basmış, dedeniz katil diyor sineye çekiyoruz. Haziran’da görüşülme ihtimali nedeniyle bu hakareti sineye çekiyoruz.

İsrail kıyım yapıyor, dışarda tepki yok, içerdeki tepki muhalefet partisine.

Tam bir kim kime dum duma ülkesi olmuşuz.

Bindirilmiş bir alamete, gidiyoruz kıyamete durumu.

Sonra anketler, oranlar falan.

Ben onu bunu bilmem. Bildiğim şudur.

Bu ülkede iktidarlar, muhalefet daha iyi olduğu için değişmez.

Bundan daha kötü olmaz diye değişir.

Tam da oraya doğru koşarak gidiyoruz.

İnşallah bu hızla yolda düşüp bir yerimizi incitmeyiz!

Niye Sedat Peker’le ilgili bir şey yazmıyorsun?

Ne yazayım kardeşim, izliyorum, dinliyorum.

Biz vakti zamanında bu köşede Sedat Peker ve benzerleri ile ilgili çok şey yazdık.

Biz Peker’in ölüm tehditlerini sineye çekmeyip, hakkımızı mahkemelerde ararken bugün Sedat Peker’e sallayanlar için o “Ünlü işadamı Sedat Bey” idi.

İktidar partisi lehine mitingler düzenliyordu Rize’de.

İktidar karşıtı olan kim varsa da alayını tehdit ediyordu kan banyoları ile.

Adliye koridorlarında karşılıklı davamızı beklerken ben bir köşede ayakta dikiliyordum.

Sedat Peker ise yanında onlarca adamı ile imza dağıtıyordu adalet dağıtılması beklenen yerde.

Şimdi amiral kayığının iktidara fazlasıyla yakın olduğunu her fırsatta vurgulayan yazarları soruyor, “Sedat Peker’i kim kullanıyor?” diye.

Vallahi yakın zamana kadar sizinkiler kullanıyordu. Siz de “Sedat Bey” diyordunuz.  

Şimdi kim kullanıyor bilemem.

Dediğiniz gibi Arap emirlikleri de olabilir, FETÖ’cülükten içeri atılan işadamları da olabilir, herkes olabilir.

Çünkü bunlar kullanışlıdır.

Bunları bugün kullananlar görmez mi ki, dün kullananların aleyhine dönenler, yarın da bugün kullananların aleyhine döneceklerdir.

Doğru olan bunları uzak tutmaktır, olmaları gereken yerde tutmaktır.

Bakın görmüyor musunuz, dün iktidarın en has adamı Sedat Peker idi, şimdi iktidara sövüyor.

Aynı günlerde iktidara sövüp, başbakanları tehdit edeni ise bugün iktidarı savunuyor.

Yarın ne olacağını bu yüzden kimse bilemez.

Böyle bir rezalette en iyisi hiç araya girmemektir.

Çünkü aralarındaki meseleyi bilmemizin imkanı yoktur.

Bildiğimiz ise şudur.

Güçlü iktidarlar döneminde bu gibi organize suç örgütleri sinerler.

İktidar zayıfladıkça hortlarlar.

AK Parti iktidarının ilk yıllarına bakın, bir de bugüne bakın ne demek istediğimi anlarsınız.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • neyazsambilemedim23 1 ay önce tebrikler fatih bey yine döktürmüşsünüz.
    CEVAPLA
0:00 / 0:00