Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Cumhurbaşkanı Erdoğan, epey bir önceden Bayram’da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde olacağını ve çok önemli müjdeler vereceğini açıklamıştı.

Son zamanlarda “Müjde” konusunda epey bir bonkör olan Cumhurbaşkanı’nın bu sözlerine de çeşitli manalar yüklenmişti.

Hükümet yanlısı medya bir yana, muhalif olanlar bile müjdelerle ilgili oldukça yüksek beklenti içindeydiler.

İktidar yanlıları çıtayı bayağı yukarı bir yere koymuşlardı.

Olası müjdeler şöyle sıralanıyordu:

- Azerbaycan’ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanıdığını açıklayacak.

- KKTC ziyaretine İlham Aliyev de katılacak.

- Maraş’ın yerleşime açılacağını duyuracak, Türkiye Maraş’a yatırım yapacak ve Maraş’ta imar faaliyetlerine başlanacak.

- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin adı değişecek.

- KKTC de başkanlık sistemine geçecekti.

- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti karasularında doğalgaz bulunduğu ve çıkarılma çalışmalarına başlandığı duyurulacak.

Hatta daha da öteye gidip, KKTC ile Türkiye’nin birleşme kararı alması yolunda adımlar atılacağının açıklanmasını bile bekleyenler vardı.

Bu yüzden de herkes büyük bir heyecanla “Müjde”yi ya da “Müjdeleri” bekliyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, herkesin merakla beklediği müjdelerini dün açıkladı:

1. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kendisine yakışmayan küçük ve eski bir Başkanlık Sarayı vardı. Bunun yerine yeni ve büyük bir Başkanlık Sarayı daha doğrusu “Külliyesi’ yapılacaktı.

2. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne de bir millet bahçesi kazandırılacaktı.

Bu müjdeler, beklenti çıtasını epey bir yukarı koyanları da daha makul bir müjde bekleyenleri de haliyle hayal kırıklığına uğrattı.

“En iktidarcı” kalemlerde bile bu müjdeleri savunacak ve coşku ile karşılayacak hal bırakmadı.

Bu müjdeler Erdoğan muhaliflerini güldürdü, Erdoğan’ı destekleyenleri ise üzdü.

Şimdi “Aslında müjdeler çok daha önemli konularda olacaktı ama uluslararası ilişkiler nedeniyle son anda bazı müjdelerden vazgeçilmek zorunda kalındı” diyerek bahane üretmeye çalışıyorlar.

Öyle midir, böyle midir bilemem.

Eğer öyle ise daha büyük felaket.

Bana soracak olursanız, ben bu müjdelerden son derece memnunum.

Durduk yerde KKTC’nin de, Türkiye’nin de başını belaya sokacak kadar büyük değiller.

Müjdeden çok bir bayram hediyesi kıvamındalar.

Açıkçası benim korkum, Türk ve Rum kesimlerini ayıracak bir “Kanal Kıbrıs” projesi idi.

Onun olmaması 5 kişi için mutsuzluk nedeni olsa da, benim için gerçekten müjdedir.

Profesör Özgür Demirtaş’ı bilirsiniz.

Sosyal medyada oldukça aktif ve büyük bir takipçi hatta daha doğru bir tanımla “taraftar” kitlesi var.

Muhalif tavrı ve bilgili yorumları ile iktidar karşıtlarının sempati, iktidar yanlılarının ise eleştirel gözle baktıkları bir isim.

Bu yüzden de iktidara yakın isimler, her fırsatta Özgür Demirtaş’a saldırmayı bir görev addediyorlar.

Yıllar önce Çalık Holding’e yaptığı bir iş başvurusu bile büyük mesele haline getirilip aleyhine kullanılabiliyor.

Ya da Akbank’ın bilgi işlem sisteminin çökmesi, bu bankanın yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle Özgür Demirtaş’ın bilgisizliğinin ve beceriksizliğinin kanıtı olarak sunulabiliyor.

O da “Ben yapmadım Davutoğlu yaptı” diyemediği için, yorulmadan tüm bunlarla kavga ediyor.

Sonuç olarak tüm bunlarda beni ilgilendiren hiçbir şey yok.

Ancak dünden beri tartışılan mesele gerçekten rezalet.

Kendini liberal olarak tanımlayan ve bana göre geçmişi tam bir fikir çöplüğü olan Atilla Yayla adlı bir profesör Özgür Demirtaş’a saldırdı.

Fikri eleştiri falan yaparak değil.

Aynen şöyle dedi:

“Adam Akbank yönetim kurulu üyesi ve böylesine partizan. İlginç bir durum doğrusu. Banka buna nasıl müsaade ve tahammül ediyor anlamak zor.”

Çok açık ki, Yayla isimli şahısın derdi partizanlıkla değil. Yönetim kurulu üyesi iktidar partisinin partizanı olsa sorun yok. 

Dert muhalif olmasıyla ilgili ve sözde liberal Yayla, Akbank’a çok açık mesaj veriyor, “Ya muhaliflikten vazgeçirin ya da kovun bu adamı.”

Net bir tehdit.

"Muhalif olursan ekmek bile yok" diyor açıkça. 

Utanmazca. 

Bakın bunu söyleyen iktidar yanlısı yazar, gazeteci, siyasetçi olsa bana ne der geçerim.

Ama bunu söyleyen liberal, özgürlükçü olduğunu iddia eden bir yaratık.

Bir dostum bu Atilla Yayla’dan söz ederken “Süpermarketlerde plastik kutular içinde satılan beyaz şey ne kadar yoğurt ise Atilla Yayla da o kadar liberaldir” demişti.

Bence haksızlık etmiş.

Çünkü sorun renginde değil çıkardığı kokuda…

Miş gibi yapmadığımız zaman.

Sevgili okurlar,

Hepinizin Kurban Bayramı’nı kutluyorum.

Sevgi ve saygı ile kucaklıyorum.

Size ve sevdiklerinize nice sağlıklı, mutlu ve geleceğe umutla bakabildiğimiz bayramlar diliyorum.

Bir geleneği devam ettirmek adına bir iki gün yazmayabilirim.

Kalın sağlıcakla.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00