Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Bahis yangın söndürmek ve yangın uçaklarından açılmışken, unutmadan yazayım.

Biliyorsunuz AK Parti iktidarı öncesi Türkiye’de buzdolabı, otomobil, fırın, çamaşır makinası, yol, elektrik falan yoktu.

Ama bazı şeyler vardı.

Mesela “Orman yangını söndürme uçağı projemiz” var idi.

Şimdi TUSAŞ diye bildiğimiz TAİ 1999 yılında bir yangın söndürme uçağı modifikasyonu yapmıştı.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin emekliye ayırdığı 10 deniz karakol uçağı TAİ tarafından modifiye edilerek yangın söndürme uçağına çevrilecekti.

Gerekli finansman ise TEMA’nın öncülüğünde sağlanacaktı.

Proje yürümeye başlamış, ilk uçağın modifikasyonu yapılmış, uçak 1999 yazında Antalya’daki orman yangınlarına başarı ile müdahale edip, yangınları söndürmeye yardımcı olmuş, 1999 depreminde Tüpraş Rafinerisi’nde çıkan yangını da söndürmeyi başarmıştı. Ve bu uçağa ABD talip olmuş, satış anlaşması bile yapılmıştı.

Toplamda ilk etapta 9 olmak üzere 15 yangın söndürme uçağı yerli ve milli imkanlarla yapılacaktı.

Ancak bu proje 2002 yılında yani AK Parti iktidarının ilk yılında acilen rafa kaldırıldı.

Gençler bunları bilsinler de.

Her palavraya inanmasınlar.

NOT: Habere https://www.milliyet.com.tr/gundem/yangin-sondurme-ucagi-donusum-projesi-rafa-kalkti-5165781 adresinden ulaşabilirsiniz.

Yerli ve milli yangın uçağı projesi 2002 yılında AK Parti hükümeti tarafından iptal edilmiş olabilir.

Ama bunun yerine aynı iktidar tarafından bir başka aracın üretimine hız verildi.

TOMA’ların.

Öyle ki, bu aracı üreten Katmerciler firması büyüme ve kâr rekoru kırdı.

Bir sanayi devi haline geldi. Şimdi madem elimizde yangın söndürme uçağı yok ve orman yangınlarına yukarıdan su dökerek müdahale edemiyoruz.

En azından aşağıdan su sıkarak müdahale edebiliriz.

Devletimizde tek bir yangın uçağı yoksa da, her ilimizde bol bol TOMA var.

Hiç değilse bu TOMA’ları yangın bölgelerine yollayabilir ve çok yüksek bir su kapasitesine sahip olabiliriz.

Hiç değilse TOMA’lar da ömrü hayatlarında bir kez bile olsa hayırlı bir işe yararlar.

Vatandaşların kendi imkanları ile taşıdıkları ve döktükleri sudan daha fazlasını eminim ki, yapacaklardır bu TOMA’lar.

Bir yandan sahil ormanlarımız başta olmak üzere neredeyse tüm orman varlığımız yangına teslim olmuşken, diğer yanda Turizm Bakanlığı'na ve haliyle Cumhurbaşkanı'na kültür ve turizm bölgeleri dışında kalan orman alanlarını da "kamu yararı" kapsamında turizm yatırımcılarına açma yetkisi verildi.

ÇED raporu şartı da kaldırıldı.

Yani "İki dudak" arası formülü ile orman alanlarımıza inşaat yapılabilecek, otel, motel, tatil köyü kondurulabilecek.

Tabii buna içinde otelcik olan site yapımı da dahil olacak haliyle.

İktidarın getirdiği bu yasa teklifi TBMM'de kanunlaşınca halkın bilinçli kesiminde haklı bir tepki oluştu.

Ve ana muhalefet partisi CHP de bu tepkiye katıldı. Genel Başkanları Kemal Kılıçdaroğlu da bir tweet atarak "Çok açık söylüyorum tek bir tuğla dahi koymaya kalkarsanız önce eskavatörlerle beni çiğnemeniz gerekecek" diye muhteşem bir açıklama yaptı.

Peki iktidarın getirdiği bu orman katliamı teklifi yasalaşırken kaç muhalefet oyu kullanıldı dersiniz!

Ben size söyleyeyim.

50.

Tam tamına 50 ret oyu.

Oysa muhalefetin TBMM'deki sayısı 240.

Hadi diğerlerini bırak, konuya şiddetle itiraz edip, tweetle muhalefet yapan CHP liderinin partisinin bile 135 milletvekili var.

Ama ret oyu sayısı 50.

Kemal Kılıçdaroğlu kendini eskavatörlerin önüne atacağına, keşke partisinin milletvekillerini TBMM genel kuruluna atabilseydi.

Evet engelleyemezlerdi belki ama hiç değilse "Elimizden geleni yaptık" derlerdi.

The Economist dergisi aylar önce 2021 yılı için tahminler içeren bir kapak yapmış ve burada orman yangınları da varmış.

Bir grup cahil bunun üzerinden komplo teorisi üretiyor.

Küresel güçler ormanları yakıyormuş, Economist dergisi zaten Rothschild, Rockefeller gibi gizli küresel güçlerin yayınıymış dünyayı onlar yakıyormuş.

Tipik ilkel insan davranışı bu.

Nasıl ki, bilim doğayı açıklamadan önce rüzgarın, denizin, güneşin, bulutun, fırtınanın, depremin birer tanrısı olduğuna inanılıyordu ise ve bilgi artıp, cehalet azaldıkça tüm bunların birer tanrının işi değil, birer doğa olayı olduğu nedenleri ile ortaya çıktıkça bu saçma sapan tanrılar ortadan kalktı ise bu tiplerin de yangınları küresel gizli güçlere bağlaması aynı oranda cehalet.

Oysa bilimin izinden giden, aklı öne çıkaran herkes biliyordu ki, orman yangınları da çalılık yangınları da giderek artacak.

Rothschild ailesi istediği, Rockefeller’lar kibrit sağladığı için değil.

Çünkü küresel sıcaklık ortalaması artıyor, daha uzun kurak dönemler ortaya çıkıyor, bazı bölgelerde çok yoğun yağışlar olurken, diğer bazı bölgeler uzun süren kurak ve nemsiz ortamlara maruz kalıyordu.

Bunun kaçınılmaz sonucu da orman veya çalılık yangınları idi.

Önceki yıl Avustralya’da olduğu gibi, sık sık California’da olduğu gibi, birkaç yıldır giderek yaygın biçimde Avrupa’da da olduğu gibi.

Cahil olursan her şey sürprizdir. Her şey karanlık güçlerin oyunudur.

Mesela coronavirüsten kaynaklanan bir salgın olacağını da bilim söylüyordu yıllardır.

Çünkü iki coronavirüs mutasyonu SARS ve MERS’e neden olmuştu.

Bunlar global ölçekte yayılmadan sönmüştü ama bir üçüncüsünün olma ve yayılma ihtimali çok çok yüksekti ve oldu.

Bilimsel bir gerçekti ama cahiller için bu da bir komplo idi.

Onlar için orman yangınları da komplo.

Oysa dediğim gibi dünya artık insan eliyle yapılan tahribatın sonuçlarını ortaya koyuyor.

Biz dünyayı ısıtınca o da yakıyor kendini.

Bilimin izinden gitmeyen ülkeler işin içinde komplo arıyor, bir yakan arıyor.

Bilime inanan, aklı öne çıkaran ülkeler ise yangın söndürme uçağı filosunu geliştiriyor, önlem alıyor.

Bizim gibi ülkeler ise var olan yangın söndürme uçaklarını hangara bağlıyor, 2019 yılında kurulmuş şirkete, aynı yıl ihale ile orman yangını söndürme işi veriyor.

Sonra da ormanları yakan düşman aramaya başlıyoruz.

Belki gerçekten biri yakmıştır, belki de arkamızda naylon torba artıkları, cam ve pet şişe yığınlarıyla bıraktığımız orman kuraklığın da etkisiyle kendi kendine tutuşmuştur bilemiyorum.

Bildiğim ise nasıl yanmaya başlamış olursa olsun o yangını söndüremediğimizdir.

Çünkü bilime, bilgiye değil, ihaleye inanan bir yönetim anlayışımız var.

Sıradan vatandaş yangın sırasında ve sonrasında yaraları sarmak için yardım kampanyaları düzenler, elinden geleni yaparken iki “camiadan” tek bir ses duyamadım.

Bunlardan ilki “eski yatlarından” yangınları izleyen TÜSİAD üyeleri, ikincisi ise “yeni yatlarından” yangınları izleyen MÜSİAD üyeleri.

Var mı bu iki kurumun bir düşündüğü.

Saçma sapan bir sözde duyarlılık.

Son zamanların abuk tabiriyle “duyar kasma” modası.

Son günlerin en bilineni ve en popüleri Semih Kaplanoğlu diye birinin bir sahil lokantasında yemek yiyenlerin fotoğrafının arkasına orman yangınını yerleştirdiği görüntü.

Altına “Afiyet olsun" yazmış.

Yangın var ya, yemek bile yemeyecek kimse. Çünkü her an “duyarlı” birisi fotoğraflarını çekebilir.

Aç gezeceksin.

İyi de Semih Efendi ve benzerleri yangınlar günlerdir sürüyor, siz ne b.k yiyorsunuz!

Yemek de mi yasak!

İnsanlar tatilde.

Zaten yangınlar nedeniyle tatilleri büyük oranda burunlarından gelmiş.

Bir akşam yemeği de yemesinler mi!

Sen neredesin mesela o sırada Semih Kaplanoğlu?

Yanda, görüntünü iyi açıdan alabileceğin bir başka lokantada mı, yoksa evinde mi!

Yoksa 10 gündür açlık grevinde misin!

Eğlenmiyorlar, dans etmiyorlar, göbek atmıyorlar.

Yemek yiyorlar, yemek.

O da mı yasak!

Bırakın bu boş işleri.

Çemkirecekseniz bu yangınları söndürecek uçak almayanlara, hala bu konuda adım atmamakta direnenlere, memleket kül olurken hala haklı olduğunu zannedenlere, sorumluluk almayanlara, sorumluları görevden almayanlara, yangının hararetini çayla söndürebileceğini zannedenlere çemkirin.

Yiyorsa!

Yoksa yangın nedeniyle o da mı yemiyor!

Çok sevdiğim çaydan nefret etmek zorunda bırakılmadığım zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00