Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Dün Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile konuştuk.

Mevzumuz İngiltere’nin Türkiye’yi kırmızı listeye alması ve uzunca bir süredir de o listede tutması idi.

Ben dün Türkiye’nin GISAID sistemine varyant dizilimlerini yüklemediği için Türkiye’nin uzunca bir süre kırmızı listede kaldığını ve şimdi vakaların yüzde 4’e yakınının varyant dizilimi sisteme koyulduğu için büyük ihtimalle Türkiye’nin kırmızı listeden çıkarılacağını yazmıştım.

Bakan Koca’nın bu yazıma “kısmi” itirazları vardı.

“Yazdıklarınız doğru ama tek neden bu değil” dedi.

Ve anlattı:

“Dediğiniz gibi biz GISAID sistemine varyant sekanslarını tam olarak girmiyorduk. Böyle bir zorunluluğumuz da yoktu çünkü bu İngilizlere ait bir sistem yani uluslararası bir kurum değil.

İngiltere de bize buraya ille de veri gireceksiniz diye bir şey söylemedi zaten.

Biz yine de yüzde 1 civarında bir veri giriyorduk buraya.

Sonra kırmızı liste uygulamasının bu nedenle olduğu bilgisi gelince biz de girmeye başladık. Bu ay 55 bine yakın veri girdik. Yani bu artık bahane olamayacak.”

Ancak Bakan Koca’ya göre bu aslında “gerekçe” değil “bahane” idi.

“Bize bu varyant sekanslarını onların sistemine girmediğimiz için kırmızı liste uygulaması yapanlar varyant sekanslamayı beceremeyen ülkeleri ise kırmızı listeye almadılar bile. Ukrayna, Yemen, Libya ve daha pek çok ülke bu sekanslamayı yapmıyor, varyantların ne olduğundan bile haberleri yok ama bunlar kırmızı listeye alınmadı. Yani aslında iyi niyetli bir yaklaşım yok ortada” dedi.

Bu noktada Bakan’a hak vermemek mümkün değil.

Zaten İngiltere’den aldığım bilgilerde de İngiltere’nin bu yasağı turizm sezonunda uygulamasının, Türkiye’ye İngilizlerin yoğun olarak gelmesini ve bunların dönüşte ülkelerine virüs taşımalarını engelleme amaçlı koyduğu idi.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca şunu da ekledi:

“İngilizleri çok da suçlamıyorum. Çünkü bir yandan da bizde vaka sayıları ciddi bir artış trendine girmişti ve teste göre vaka oranı yüzde 10’lara çıkmıştı. Yani kırmızı listede bunun da etkisi vardı muhakkak. Şimdi yeniden yüzde 5’lerin altına indi. Bunu da görüyorlar ve sizin de söylediğiniz gibi bize gelen bilgiler de kırmızı listeden çıkma ihtimalimizin yüksek olduğu. Ama emin olun ki, varyant sekanslarını GISAID’e yükleseydik bile bizi o listede tutacaklardı bir süre” dedi.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ı televizyonda konuk etmenin en zor tarafı Melih Gökçek. 

Program duyurusu yapılır yapılmaz yüzlerce itham, iddia ve soru ile başlıyor taciz ateşine. 

Sorsan bir dert, sormasan bir dert.

Dün de Mansur Yavaş öncesi hem o hem de yakın çevresi soru ve iddia bombardımanına tuttular. 

Zaten sosyal medyada sürekli olarak yazıp çiziyor, suçluyor. Bir de doğrudan taciz. 

Melih Bey bu yaptıklarının son derece yakışıksız olduğunun acaba farkında değil mi! 

25 yıl Ankara'da Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptı. 

Neredeyse başkanlıktan emekli oldu. 

Sonunda seçimi kaybetti. 

Her demokraside olduğu gibi. 

Yeter artık. 

Hazmetsin. 

Kapatsın konuyu. 

Ha bir iddiası var ise, bir yolsuzluk görüyor ise bunu partisinin ABB'deki grubu gündeme zaten getirir. 

Kendisinin de yargıya gitme, savcılığa suç duyurusunda bulunma hakkı var. 

Bulunsun. 

Ama bu çocukça ve artık kendisini komik duruma düşüren yaklaşımından vazgeçsin. 

Bir yandan Yavaş'ı suçlayıp, bir yandan bunları yapmak. 

Hiç iyi olmuyor. 

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nu konuk ettiğim Teke Tek yayını öncesinde Temel Bey’e “Aşı olup olmadığını” sordum.

Bunu her program öncesi, tüm konuklarıma soruyorum.

Eğer konuklarımdan biri aşısız ise programda maskemi çıkarmama gibi bir kararım var.

Aşılama başladığından beri aşısız tek bir konuğum bile olmadı çok şükür.

Bu soruyu Temel Karamollaoğlu’na da sordum.

“Tabii ki oldum” dedi.

İki doz Sinovac, sonra da bir doz Biontech aşısını yaptırmıştı.

Muhtemelen bir doz Biontech daha yaptıracaktı.

Program sonrasında “Temel Bey aşı olduğunuzu yazabilir miyim?” diye sordum.

Çünkü izni olmadan hiç kimsenin sağlık bilgilerini paylaşmayı doğru bulmuyorum.

Temel Karamollaoğlu da “Tabii ki yazabilirsiniz. Üç doz olduğumu yazın” dedi.

Sonra durdu ve “Ama lütfen kimseye zorla aşı yapılmasına taraftar olmadığımı da ekleyin. Aşımı oldum ama zorla aşıyı kişilik haklarına saldırı olarak görürüm” dedi.

Kişiliğin kazanırken değil kaybederken ortaya çıktığını unutmadığımız zaman.

Zannedersin, İngiltere’nin Türkiye ve Pakistan’la birlikte bu iki ülkede Afganlar için kamplar kuracağı haberini biz bir tarafımızdan uydurduk.

Troller ve emir altında çalışan medyanın, bedelli yazarları sürekli “yalancılar” diye suçlayıp duruyorlar.

İngiltere’nin en önemli gazeteleri yazmış, dahası İngiltere’nin devlet yayın kuruluşu BBC duyurmuş, biz de bunlardan alıp “Böyle bir plan var ve biz bunu İngiltere’den öğreniyoruz” demişiz.

Türkiye'deki muhalefet aleyhinde sosyal medyada gördükleri tek bir satırı bile manşet yapanların, İngiltere'nin milyon tirajlı gazeteleri ve devlet yayıncısından haber almamızın ardından "yalancılık" diye ağlaşmaları komik ötesi.

Sonra Londra Büyükelçimiz aramış ve haberin perde arkasını anlatmış.

Onu da aynı gün yazmışım.

Hala arsızca saldırıyorlar.

Yabancı basını takip edebiliyorsak, birkaç dilde gazeteleri okuyup anlayabiliyorsak, gelişmeleri oradan da takip edebiliyorsak suçlu mu oluyoruz!

Ne yapacaktık, sizin gibi gazeteciliği sadece resmi açıklamalardan ya da soruyu elimize tutuşturulanlardan ibaret mi zannedecektik.

Üç günün sonunda İngiltere Savunma Bakanı Wallace da gazetelerin Savunma Bakanlığı kaynaklarına dayandırarak yazdıklarını söylediği Türkiye ve Pakistan’da Afgan mülteci kampları iddiasını yalanladı.

“Ben öyle bir şey yazmadım. Siz bunu söylediniz. Kendi yorumunuzu ben söylemişim gibi yapmayın” dedi, aralarında devletin resmi yayıncısının da bulunduğu gazetecilere.

Ama spekülasyonu yaratanın kendi bakanlığındaki bürokratlar olduğuna hiç ama hiç değinmedi.

Siyasette böyle şeyler normaldir.

İngiliz gazeteleri bu haberi uydurdu mu, yoksa bakan mı kıvırıyor bilmiyorum.

Ancak şunu görüyorum.

Afgan mülteciler için kamplar planlanıyorsa bu kampların, bu mültecilerin en çok bulunduğu ülkelerde olmasından daha normal bir şey yoktu.

Herhalde Afgan mülteciler için kamplar kurma fikrini ortaya atan Ben Wallace, bu kampları Estonya, Norveç ve Grönland’da kurmaktan söz etmiyordu.

Neyse ki Türkiye’de kurmayacaklarını açıkladı.

Bundan sonrasını başkaları düşünsün.

Biz ise kampsız Afganlarımızla uğraşmaya devam edelim.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • 3986204418143551 2 ay önce Fatih bey. Sizi tarafsız ve Dik duruşunuzdan dolayı tebrik ediyor, yazılarınızı heyecanla okuyor, bir sonraki yazacaklarınızı heyecanla bekliyorum.Teşekkürler ve Saygılar.
    CEVAPLA
  • 10225982803657348 2 ay önce Aşı yaptıranlar da virüse yakalanıp hiç belirti göstermiyebiliyorlar....bilginize
    CEVAPLA
  • Mehmet Ali 2 ay önce Keşke tüm parti liderlerini ağırlayabildiğiniz bir program yapsanız. Gelmeyecekler olduğunu biliyoruz ama gelenler bir arada yaşayabildiğimizi, sorunları birbirimize danışıp tartışarak (Kavga Etmeden - Ötekileştirmeden) çözebildiğimiz kanıtlayacaktır.
    CEVAPLA
ÖNCEKİ YORUMLARI GÖSTER (4)
0:00 / 0:00