Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Dün sabah saatlerinde zor bela bulduğum bir taksiye attım kendimi.

Taksici Habertürk Radyo dinliyordu. Beni de tanıyınca, kısa yolda epey bir sohbet ettik.

Taksicilere haksızlık yapıldığını söyledi.

Ben de “Bulamıyoruz. Bulduğumuz zaman da müşteri beğenmiyorsunuz” dedim.

Abi bir dinle deyip anlattı?

“Fatih baba, ben bu taksiye günlük 850 TL yevmiye veriyorum. Buna benzin, tamir, bakım, benim sigortam, otomobilin sigortası dahil değil. Bu sadece mal sahibine verdiğim para. Ve bu parayı. Bu 850 TL’yi çıkaracağım sonra da eve ekmek parası götüreceğim. Taksi yetmiyor diyorlar. Doğru, yetmiyor ama sabah 2 saat, akşam 2 saat. Saat 9-10 dedin mi taksiden bol bir şey yok. Biz manyak mıyız müşteri beğenmeyelim. Ama abi İstanbul trafiğinde bazı yerler var ki, 20 TL yazıyor. 1 saat sürüyor. Yani işin en yoğun olduğu saatte böyle 3 müşteri alsam bittim. 100 TL alacağım, 3 saat kaybedeceğim. Peki akşam benim 850 TL yevmiyeyi kim verecek mal sahibine? Trafik normal olsun, her yolcuyu almayan şerefsizdir. Ama abi daha bu sabah iki kızım var, onları okula bıraktım. Müdür 500 TL dezenfektan parası istedi. Bak bugün ev kirası, yeme içme, yevmiye, benzin, sigorta üstüne bir de bu çıktı. Nasıl ödeyeceğiz bunu? Müşteri haklı abi ama biz de haklıyız. Bak abi ben Rizeliyim ve Ekrem Başkan’a oy verdim. Oy verebilsin diye karımı yaz başında memlekete yollamadım. Şimdi diyor ki 5000 yeni taksi. Abi beş bin taksi daha çıkaracağına trafiği çözsün, otopark yapsın, yollara park etmeyi bitirsin 10 bin taksi çıkarmış gibi olur piyasaya. Taksi az değil abi, trafik çok. 5 bin yeni taksi o kalabalık saatte belki bir işe yarar. Sonra ne olacak? Gün içinde ihtiyaç yok ki. Abi İstanbul’un meselesi taksi azlığı değil. Mesele trafik. Trafiği çözsün Ekrem Başkan.”

Zannederim dünkü yazım okundu. 

Çünkü dün en yetkili ağız açıkladı. 

Yerli otomobil 2022 sonunda banttan inecekmiş. 

Bu olası bir erken seçim tarihini gösterir herhalde. 

Ayrıntıları hatırlayıp, esasları unutmadığımız zaman.

AK Parti sözcüleri sürekli olarak laiklik vurgusu yapıyor.

Aslında bu durum yeni de değil.

Hatırlarsınız, Cumhurbaşkanı Erdoğan da Mursi dönemindeki bir Mısır gezisinde Mısır halkına bir konuşma yapmış ve o konuşmasında laikliğin önemine değinmişti.

AK Parti’nin bu söylemi yeni değil. Yine de partililerin bu söylemleri duyup duymadığı konusu tartışmalı.

Muhtemel olan duyup duymazdan geldikleri.

Tabii bir yandan sürekli laiklik vurgusu yapıp, diğer yandan Diyanet İşleri Başkanlığı’nı sahaya sürüp, siyaseten iktidara destek aramasına yol vermek de tutarsızlığın bir başka tarafı.

Çok açık ki, özellikle Doğu ve Güneydoğu’da türlü vesile ile kaybedilen oyları devşirmek için Diyanet devreye sokulmuş.

Tabii Diyanet de kendisine verilen bu görevin neden olduğu bir şımarıklığın içinde.

Ve Diyanet İşleri Başkanlığı içinde örgütlü Mil Diyanet Sen adlı bir sendika, bir gazeteciyi, Yılmaz Özdil’i hedef alıyor, dinden çıkmakla suçluyor ve din adamlarına cenazesinin camilere alınmamasını, duasının okunmamasını buyuruyor.

Buna karşı, laik kesimin gösterdiği tepki ise komik.

“İslam'da aforoz etmek yoktur. Diyanet Hristiyan kilisesi kafasına sahip” diyorlar.

Doğru İslam’da “Aforoz etmek” yoktur ama beteri vardır.

Ona da “Tekfir etmek” denir.

Bir kişinin dinden çıktığını iddia etmektir.

IŞİD gibi radikal örgütlerde sıklıkla başvurulan bir yöntemdir ve kesilen kafaların büyük bölümü “Tekfir edilenlerdir”.

Tekfir olanın “kanı helal”dir, yani bir anlamda “katli vacip”in hukuksal altyapısıdır tekfir.

İslam’da aşırılar dışında kimsenin kolay kolay sapmadığı bir yol, pek kullanılmayan bir uygulamadır.

Çünkü mümin olan birini tekfir etmenin de cezası büyüktür.

Zaten tekfir müessesesi neredeyse başından beri dini değil, siyasi maksatlarla kullanılmış ve özellikle cezalandırılması konusuna her zaman “tedbirle” yaklaşılmıştır.

Sünni mezhepler başından beri tekfire mesafeli durmuştur.

Ve aslında Selefiyye dışında tekfir müessesini kullanan pek kalmamıştır.

Günümüzde de radikal Selefi örgütlerin bir siyasal aracı haline gelmiş bir uygulamadır.

Bu nedenle Yılmaz Özdil’e karşı Mil Diyanet Sen’in yaptığı bu çağrı Diyanet içinde artık hangi kafanın örgütlendiğini göstermesi açısından vahimdir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Diyanet artık Selefi bir düşüncenin örgütlenebildiği bir alandır.

Her fırsatta “laiklik” vurgusu yapan siyasetçilerin, bu durumu görmezden gelmesi ise o vurguya gölge düşürmektedir.

Ulaştırma Bakanlığı, İstanbul’da inşaatını sürdürdüğü iki metro tamamlanınca bunları İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne devretmeyip, kuracağı yeni bir şirketle kendi işletecekmiş.

Haberi duyunca “Yok daha neler” dedim.

Gerçekten daha neler!

Başından beri metro inşaatlarına hükümet, merkezi bütçeden destek veriyor.

Ankara’da, İstanbul’da, pek çok yerde.

Sonrasında da alacakları için metro gelirlerinin bir bölümüne temlik koyuyor.

O bile gereksiz ama kabul edilebilir bir şey.

Ama ilk kez böyle bir şey ortaya çıkıyor.

Ulaştırma Bakanlığı metro işletecek!

Bakanlığın bu müthiş fikri şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önündeymiş ve imzasını bekliyormuş.

Umarım kendisi de bir dönem İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmış olan Erdoğan böyle bir saçma kararı imzalamaz ve “Komik olmayın arkadaşlar” diyerek geri yollar.

Çünkü çok açık ki, belediye AK Parti’de kalmış olsaydı böyle bir saçmalık kimsenin aklına gelmezdi.

Erdoğan’ın “Böyle bir şey ben başkanken bana yapılsaydı ne düşünürdüm” diyeceğini umuyorum.

Yok eğer Erdoğan bunu imzalar ise o zaman pek yakında yepyeni bir Türkiye’ye doğru yola çıkacağız demektir.

Merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasında böylesine bir ayrımcılığın yol açacağı tek bir siyasal gelişme vardır.

O da federal yönetimdir.

Bunun da Türkiye için ne anlama geleceği açıktır.

Bu nedenle Ulaştırma Bakanlığı bilerek veya bilmeyerek Türkiye’de “bölücü” bir hamle yapmaktadır.

Umarım “bilmeyerek”tir.

Gezi olayları sırasında milleti palayla kovalayan “esnaf”ın ne tür bir esnaf olduğu 8 yıl sonra ortaya çıkmış.

Palalı esnaf, aslında insanlık suçu olan ve bir tür köle tacirliği anlamına gelen “seks ticareti” yapıyormuş.

Şimdi herkes çok şaşırmış ve “Palalı aslında p..venkmiş” gibi başlıklar atıyorlar.

Yahu kardeşim.

Ne şaşırıyorsunuz.

Sokakta milletin üzerine pala ile saldıran adamın üniversitede öğretim üyesi olmasını mı bekliyordunuz?

Pek de legal olmayan bir işle uğraşacaktı elbet.

Yasa dışı bir ticaretle uğraşacaktı.

O da bunu seçmiş.

Kendine en yakışanı.

En alçağını.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00