Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

İhalesinin üzerinden hemen hemen 12 yıl geçen Akkuyu Nükleer Santrali’ndeki inşaat hala sürerken, Türkiye “Başka nükleer santraller de yapacağını” açıkladı.

4.800 Mw gücündeki Akkuyu Nükleer Santrali, yerli muharip uçak, yerli astronot, yerli ay roketi benzeri pek çok şey gibi 2023 yılında devreye girmeye başlayacak.

En azından ilk ünite 2023’te çalışacak.

Yeni yapılacakları bilmem ama ben bu nükleer santralin, yani Akkuyu’nun devreye olabildiğince geç alınmasından mutluluk duyuyorum.

Nedenini de anlatayım.

Biliyorsunuz Akkuyu Nükleer Santrali Türk Hükümeti ile Rusya devleti arasında imzalanmış “devletlerarası bir anlaşma” ile imal ediliyor.

Bu anlaşmaya göre Akkuyu Nükleer Santrali’nde üretilecek enerji Türkiye’ye kilovatsaati işletmenin durumuna göre en düşük 12,3 ABD cent’i en yüksek de 15,33 cent fiyatla satılacak.

Üretilecek enerjinin büyük bölümü için Türkiye’nin alım garantisi var. İlk 2 ünitenin ürettiği elektriğin yüzde 70'i sonraki 2 ünitenin ürettiği elektriğin de yüzde 30'u için 15'er yıl boyunca malum fiyatlardan satın alma garantisi var. 4 ünite devrede olduğunda yıllık toplam alım garantili üretim miktarı 17.5 milyar kilovatsaat.

Her ne kadar Cumhurbaşkanlığı’nın internet sitesinde Akkuyu santralinin yılın 365 günü 24 saat elektrik üreteceği iddia edilse de durum tam öyle değil.

Elbette bakım için durdurulacağı zamanlar olacak ama yine de Akkuyu Nükleer Santrali tam olarak devreye girdiği zaman yılda yaklaşık 35 milyar kilovatsaat enerji üretecek. Türkiye bu üretimin 17.5 milyarını alacak.

Türkiye de bu enerjiyi kilovatsaati 12,3 ile 15,33 cent fiyat arasından satın alacak.

Gerekli olsa da, olmasa da.

Yani Türkiye Cumhuriyeti devleti her yıl Akkuyu Nükleer Santrali’ni işleten firmaya 2 milyar 157 milyon dolar ile 2 milyar 682 milyon dolar arası para ödeyecek.

Bunu da bildiğimiz kadarı ile 15 yıl boyunca yapacak.

Peki Türkiye’de bugün elektriğin fiyatını ne?

Devletin tam olarak hangi gün kaça aldığını bilmemekle birlikte geçen yıl Türkiye’nin ortalama enerji satın alma fiyatının kilovatsaat başına 4,4 cent olduğunu biliyoruz.

Bugün, bu enerji evlere 5,5 cent, sanayiye 7 cent, ticarethanelere ise 8 cent fiyattan satılıyor.

Detaya girmeden söylemek gerekirse Türkiye Akkuyu Nükleer Santrali’nin 4 ünitesinin ürettiği kadar enerjiyi serbest piyasadan almak isteseydi üretilecek 17,5 milyar kilovatsaat enerji için yılda yaklaşık 770 milyon dolar ödeyecekti.

Ancak bu enerjiyi Akkuyu’dan almak için en az 2.1 milyar dolar ödeyecek. İşletmenin talebine göre bu tutar 2.7 milyar doları da bulabilecek.

Yani hemen hemen üç katı.

15 yılda serbest piyasa fiyatlarına göre ödenecek miktar bugünün fiyatı ile yaklaşık 11,5 milyar dolar, Akkuyu'dan alınırsa en düşük fiyatla 32.3 milyar dolar. Tavan fiyatla hesaplanırsa 40 milyar dolar. Piyasaya fiyatına oranla fazladan ödenecek miktar bugünün değerleri ile 30 milyar doları bulabilir.

Tabii nükleer santral yatırımı 20 milyar dolar hesaplandığı için bu da maliyete yansıyor ama sonuçta piyasada farklı enerji kaynakları ile üretim yapan santrallerin de bir inşa maliyeti var.

Elbette enerji arz güvenliği için bazen böyle şeyler yapılabilir.

İhalenin yapıldığı dönemki enerji fiyatları açısından bu kabul edilebilir bir fiyat da olabilir.

Ama bugün için pahalı ve gereksiz bir durumdur. Üstelik enerjide yeni teknolojiler, gelecek stratejileri, iklim koşulları derken pek çok şey belirsizliğini korurken.

Bu yüzden de yeni nükleer santrallere bugün için ihtiyaç var mı emin değilim.

Hele hele bu fiyatlarla.

İngiltere’nin Türkiye’ye karşı uyguladığı COVID 19 önlemleri artık onur kırıcı bir hal aldı.

Bir yandan Avrupa’da aramızın en iyi olduğu ülke falan diyorlar İngiltere için, diğer yandan Türkiye’ye karşı uyguladığı önlemlerin Türkiye’deki salgın sayıları ile bağlantısız bir ağırlık içerdiğini görüyoruz.

Mayıs ayından bu yana İngiltere, Türkiye’yi salgını kontrol altına alamayan ülkeleri koyduğu “Kırmızı Liste"de tutuyordu.

Yani ülkeye girerken eğer Türkiye’den geliyorsanız 10 gün havalimanı ya da giriş yaptığınız gümrük kapısı neresi ise oraya yakın bir otelde bir odaya kapatılıyordunuz. Bunun 26 bin TL civarındaki maliyetini de cebinizden karşılıyordunuz.

İngiltere, Türkiye’yi bu listede tutmak için türlü bahane üretti. Kimi haklı, kimi haksız.

Ağustos ayında bu listeden çıkacağımız söylendi. Çıkarılmadık.

“İngiltere, Türkiye’ye tatile gelecek milyonlarca vatandaşının ülkeye Covid taşımasından endişeli. Sezon bitince çıkarız listeden” dendi.

Yine çıkarılmadık.

Ve en sonunda İngiltere bu listeyi ortadan kaldırdı.

Yani biz listeden çıkmadık.

Liste kalmadı.

Buna karşın yeni önlemler açıklandı.

Şimdi artık adreste karantina uygulamasına geçtiler.

Yani İngiltere’ye giderseniz kaldığınız yerde 10 gün karantinada kalacaksınız ve bu 10 gün içinde 2 kez PCR testi yaptıracaksınız.

Ve en garibi, Türkiye’de iki doz AB tarafından tanınan, yani Biontech aşı olmuş kişilerin aşıları AB’ye girişte geçerli aşı sayılırken, İngiltere, Türkiye’de yapılmış aşıları, isterse Biontech olsun, geçerli saymadığını da açıkladı.

Bu kadarına pes artık.

Diğer önlemlere “Kendi önlemleri karışamayız” diyebilirsiniz.

Ama Türkiye’de yapılmış aşıları kendi geçerli aşıları arasında yer aldığı halde geçerli saymamak düpedüz Türkiye’ye hakarettir.

“Biz size ve sizin ülkenizin yaptığı aşıya güvenmiyoruz” demektir.

Bunun diplomaside bir karşılığı mutlaka olmalıdır. 

Ulusal onur, millilik gibi kavramları ağızlarından düşürmeyerek içini boşaltan iktidarın, bu hakarete kayıtsız kalması kabul edilemez.

Türkiye de İngiltere’ye karşı aynı tavrı göstermelidir.

“Yetkinliği ve kalitesi tartışmalı İngiliz sağlık sisteminin (NHS) uyguladığı aşılara güvenmediğimiz ve İngiltere’de kontrolsüzce artan vaka ve ölüm sayıları İngiliz sağlık sisteminin başarısızlığının kanıtı olduğu için bundan böyle Türkiye'de İngiltere üzerinden gelecek kişilerden PCR testi istenecek ve 14 gün karantina uygulanacaktır” demek şart olmuştur.  

Yok eğer İngiltere’den gelecek üç beş turistten kazanılması düşünülen 3-5 pound için bu yapılmayacaksa...

Şenol Güneş’in Milli Takım'dan ayrılma bedeli belli oldu.

Bir 10 milyon da Şenol Güneş’e verilecekmiş.

2 yılda aldığı hemen hemen 60 milyon TL’nin üzerine bir 10 daha.

Benim anlamadığım bu teknik direktörlerle “başarı” kriterli bir anlaşma yapılamıyor mu!

Belirli bir puan ortalaması tutturamazsa, turnuvalara katılma hakkı elde edemezse, centilmenlik dışı davranışlar sergilerse falan gibi kriterler olmuyor mu?

Daha önce Terim kavga ederek kovulmuştu.

Şimdi de Güneş başarısızlık nedeniyle yollandı.

Terim, Milli Takım'dan aldığı tazminatı cebine atmadı.

Bildiğim kadarıyla tam tamına 5 milyon 200 bin TL’lik tazminatın tamamını Çocuk Esirgeme Kurumu’na bağışladı.

Şimdi bakalım Şenol Güneş ne yapacak!

O da Terim’in izinden gidip çalışmadan alacağı bu 10 milyon TL’yi cebe mi indirecek yoksa o da Terim gibi bir hayır kurumuna mı bağışlayacak?

“Good” dua mı alacak, yoksa beddua mı!

Göreceğiz.

İster şirket olsun ister devlet, hesabını bilmeyenin battığını unutmadığımız zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00