Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Pandemi başlamadan yani 2020 Mart ayından önce Türkiye’nin en önemli meselesi neydi hatırlıyor musunuz?

Hatırlamayanlar için söyleyeyim.

İdlib’di.

Suriye rejimi muhalifi 5 milyona yakın insanın ve bunların içine karışmış bir kaç yüz bin cihatcının ve 30 bin kadar radikal İslamcı teröriste ev sahipliği yapan İdlib.

Pandemi dünyayı esir almadan hemen önce Rusya destekli Esad rejimi İdlib’e doğru harekete geçmiş.

4 milyonluk yeni bir mülteci akınından korkan Türkiye, AB’den ve medeni olduğunu iddia eden dünyadan yardım istemiş, bu yardım gelmeyince de mültecileri sınırlara yığmaya başlamıştı.

Ege kıyıları yine bot şişiren “muhacir” görüntülerine sahne oluyor, Edirne yollarında göçmenler yürüyordu.

Sonra pandemi patladı.

Muhacir yerine döndü.

Sınırlar boşaldı.

İdlib’e yönelik Suriye operasyonu da durdu.

Ancak şimdi bölge yeniden hareketleniyor.

Suriye yönetimi ve Rusya pek yakında İdlib’i ele geçirmek için harekete geçmeye hazırlanıyor.

Bunu ben uydurmuyorum, bölgedeki kaynaklar iletiyor.

Bu da Türkiye’ye yönelik yeni bir mülteci akını ve Türkiye’de ciddi bir radikal İslamcı terörist akını demek.

Sınıra inşa edilen 3 metrelik duvarın bunları durdurmayacağı da bir gerçek.

Türkiye buna hazırlanıyor mu yoksa yumurta kapıya dayanınca mı hazırlanmaya başlayacak bilmiyorum.

Ama biliniz ki, İdlib kıyameti çok da uzak değil.

Enflasyonla ve pahalılıkla polisiye yöntemlerle mücadele edebileceğini zanneden ilk ülke muhtemelen Türkiye değil.

Bu mücadeleyi polisiye yöntemlerle kazanabilen tek ülke de olmayacak muhtemelen.

Büyük market zincirlerine komik talimatlar veriliyor.

TÜİK’in fiyat incelemesi yapacağı günlerde bazı ürünlerin fiyatlarının bir iki günlüğüne indirilmesi gibi talimatlar bunlar.

Her ayın sonuna doğru etiketler değişiyor, sonra yeniden yukarı çekiliyor.

Bunun dışında sigara fiyatlarına bir tür gizli narh uygulanıyor.

Akaryakıt fiyatları 1980 öncesinde olduğu gibi neredeyse sübvanse ediliyor.

Ancak zurnanın zırt dediği yer kiralar.

Orası kontrol dışı bir alan.

İki yıl kadar önce dövize endeksli kira meselesi liberal bir ekonomide olmayacak bir düzenleme ile halledilmiş gibi görünse de, kiralardaki artış korkunç.

Ve dahası kiralık ev bulmak mümkün değil.

Okulların açılması, elde yeterince yurt olmaması, ucuz semtlerin zaten göçmen işgali altında olması nedeniyle buralarda konut bulunamaması, geri kalan bölgelerde fiyatların uçmasına neden oldu.

Geçen yıl 2 bin TL’ye kiralanan bir ev bu yıl en az 3 bin 500 TL.

3 öğrencinin 650’şer lira olarak paylaştıkları kira için bu yıl 1.200 TL vermeleri lazım.

Hayatın diğer alanlarındaki pahalılıkla mı mücadele edecek aileler yoksa kira ile mi belirsiz.

Göçmenlerin buradaki etkisi bile çok büyük ama yine suçlu gençler.

Bu yüzden de AK Partililerin konuşmaları artık hep “Sevgili gençler” diye başlıyor.

Ancak içerik bir yerden sonra sevgi dolu olmaktan uzaklaşıyor.

Ve her kim bunları organize ediyorsa arkaya Kaliforniyalı sörfçülerin gözdesi hippi ikonu VW minibüs koymakla gençlik sorununun halledileceği gibi son derece kolaycı bir düşünce ile gençlere yaklaşım sağlanmaya çalışılıyor.

Oysa o minibüs AK Parti’nin temsil ettiğini söylediği her şeyin tam tersini temsil ediyor.

İsyancı bir gençliği, serbest seksi, uyuşturucuyu, farklı cinsel tercihlere karışmamayı, gay pride’ı.

Onun için bence siz o minibüsü oradan kaldırın.

Bugün temizinin fiyatı 500 bin TL'ye yaklaşan bir minibüs Türk gençliğinin ulaşabileceği bir şey değil.

O minibüsün anlattığı felsefe ise sizin kabul edebileceğiniz bir şey değil.

O yüzden o “emanet” minibüsü aldığınız yere geri verin.

Siz gençlerin ibate ve iaşe sorunlarını çözün.

Çünkü gençler o minibüsün ifade ettiği her şeyin karşısına TOMA çıkaracağımızı zaten biliyorlar.

Birkaç gün önce İngiltere’nin Türkiye’de yapılan Biontech dahil aşıları kabul etmemesine ilişkin “İngiltere’ye mütekabiliyet gereği biz de aynı uygulamaları yapalım” diye yazdım, hatırlarsanız.

Eski bir İngiliz diplomat mesaj atmış.

“İngiltere’ye karşılıklılık önermişsin. Ya İngiltere Türkiye’ye karşılıklılık gereği bu uygulamayı yapıyorsa” diye sormuş.

Anlamadım ne demek istediğini.

Sonra çözdüm.

Pandeminin ilk yılında Türkiye İngiltere’ye karşı bir uçuş yasağı getirmişti. İngiltere’den kalkan uçaklar Türkiye’ye inemiyordu. Tarihlere baktım. Bu yasak 1 Ocak 2021’den başlamış, Nisan 2021’e kadar sürmüş. Arada birkaç kesinti olsa da 111 gün devam etmiş.

İngiltere’nin Türkiye’yi kırmızı listede tuttuğu gün sayısı ise 130.

19 gün daha fazla.

Türkiye için “ev karantinasına” dönüşen liste uygulaması ise 55 ülke için hala otel karantinası olarak sürüyor.

İngiltere’den bana verilen bilgilere göre aşı sertifikası “henüz” tanınmayan 110 ülke mevcut.

Aşı sertifikası tanınan ülkeler ise ABD, AB üyeleri, Andorra, İzlanda, Monako, Norveç, San Marino, İsviçre, Vatikan ve Liechtenstein.

Bu bilgiler üzerine Türkiye’nin Londra’daki Büyükelçisi Ümit Yalçın’a Türkiye’nin İngiltere’de uygulanan Biontech aşısını dahi kabul etmemesinin gerekçesini bilip bilmediği sordum.

Büyükelçi Yalçın’ın yanıtı kısa oldu:

“Türkiye daha kırmızı listede iken aşı sertifikasının tanınması konusunda girişimleri başlattık. Dışişleri Bakanımız da, bu konudaki beklentileri İngiliz meslektaşına iletti. Ama orada ilk hedef kırmızı listeden çıkmaktı. Şimdi de aşı sertifikası konusunda girişimlerimizi yoğunlaştırdık. Kısa sürede bu konuda da olumlu sonuç elde edeceğimizi düşünüyorum. Muhtemelen aşı sertifikası kabul listesi genişletilirken Türkiye de buna dahil olacaktır."

İngiliz tarafından gelen bilgi ise, sorunun aşıdan değil, sorunun ülkelerdeki sistemlere güvenden kaynaklandığını, bazı ülkelerin özellikle mRNA aşılarını doğru uygulamakla ilgili sorunlar yaşadığını, bazı ülkelerin ise aşıların değil ama aşı sertifikalarının güvenliği ile ilgili sorunlara sahip olduğunu, Türkiye’nin de bu grupta görüldüğünü söyledi.

Her seferinde kandırabileceğimizi zannetmediğimiz zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00