Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Ne zaman muhalefeti eleştirsem, muhalefetin trollerinden sürekli işittiğim bir cümle var: Muhalefeti eleştirmek iş değil, sıkıysa iktidarı eleştir.

Vallahi bende sıkı, hatta sizden daha sıkı ama bu trollerin anlamadığı şey şu.

Türkiye’de doğru düzgünü bırak, doğru düzgüne yakın bir muhalefet olsaydı AK Parti bu kadar uzun süre iktidarda kalamazdı.

Bugün ülkede yaşanan bunca sıkıntıya rağmen AK Parti hala öyle ya da böyle 1. parti ise muhalefette sorun var demektir.

Ve bu sorun geçici bir soruna da benzemiyor.

AK Parti’nin tüm yanlışlarına ve anketlerde giderek aşağıya doğru seyretmesine rağmen bu muhalefet, özellikle de bu ana muhalefet AK Parti’nin genel başkanına bir seçim daha kazandırabilir.

En azından bunun için çaba gösterebilir.

Bunu niye yazıyorum biliyor musunuz!

Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adaylığı sanki giderek ciddiye biniyormuş gibi geliyor.

Açık söyleyeyim ben başlangıçta Kemal Bey’in “Aday olabilirim, niye olmayayım” sözlerini hep bir siyasi manevra, bir siyasi kamuflaj olarak görüyordum.

Aday olacağı falan yoktu ama gerçek adayı ya da olası adayları korumak, erken yıpratmamak için kendini kalkan yapıyor, biraz da iktidarla ve destekçileri ile dalga geçiyor diye düşünüyordum.

Makul olan, akılcı olan buydu.

Ancak CHP kanadından son günlerde gelen bilgiler durumun hiç de öyle olmadığını, Kemal Kılıçdaroğlu’nun son derece ciddi bir biçimde aday olmaya hazırlandığı yolunda.

Kılıçdaroğlu’nun parti içindeki yakın “yalaka” çevresinin “Belediye başkanlarından birini gösterirseniz ve seçilirse o yetkileri alır ve parlamenter sisteme dönmek istemeyebilir. Oysa siz seçilirseniz parlamenter sisteme dönüş çok hızlı olur” sözleri ve özellikle de araştırmacı Bekir Ağırdır’ın “Seçilme ihtimaliniz yüksek” telkinleri üzerine ciddi ciddi aday olmayı düşünüyormuş.

Eğer böyle bir şey gerçekleşir ve Kılıçdaroğlu kendi adaylığı konusunda ittifak partilerini de ikna ederse olacak olan şudur.

Erken bir seçimde AK Parti Genel Başkanı Erdoğan bir kez daha Cumhurbaşkanı seçilir. Hem de muhtemelen ilk turda.

Yok eğer Kılıçdaroğlu çıkınca Meral Akşener de aday olursa...

O zaman seçim muhtemelen ikinci tura kalır ve ikinci turda Erdoğan ile Akşener karşı karşıya gelir.

Böyle bir durumda HDP kilidi açar.

İmralı’daki anahtarı da kim kullanır tahmin edin bakalım.

Öğrencilerin barınma sorunu had safhada.

Daha önceleri bu sorundan nemalanan taraf FETÖ idi.

FETÖ’nün en sağlam devşirme yollarından biri idi bu barınma yurt meselesi.

Pek çok parlak genç böyle FETÖ’cü yapıldı, FETÖ devletin kılcal damarlarına kadar bu yolla sızdı.

Mevcut iktidar ise öğrencilerin yurt sorununu çözerken FETÖ yöntemini taklit etti.

Onlar da devlete ait yurtlar yapacaklarına, kendilerine yakın neredeyse tamamı İslamcı gelenekten vakıf ve derneklere yurt yaptırdılar ve bu yurtlara kamu kaynaklarını tahsis ederek bu vakıfları palazlandırdılar.

Çocuklarını tarikat bağlantılı derneklerin yurtları üzerinden tarikatlara kaptırmak istemeyen aileler ya az sayıdaki devlete ait yurtta yer aradılar ya da ev kiralamak zorunda kaldılar.

Ancak bir yandan Suriyeliler başta olmak üzere göçmenler, bir yandan da ekonomik kriz nedeniyle kiralar artıp, ev bulunmaz olunca gençler sokaklarda kaldı. Başta Ankara Büyükşehir Belediyesi olmak üzere CHP’li belediyeler kendi imkanları ile bu sorunu çözmeye çalışıyorlar.

Ama çok zor.

Peki iktidar ne yapıyor!

Ne yaptığını söyleyeyim.

New York’ta yurt yaptırıyor.

Tabii yine bazı vakıflar üzerinden.

Evet, New York’ta, hem de arazinin en pahalı olduğu bölge olan Manhattan’da yeni açılan Türkevi’nin de yakınında yapılmakta olan yurt, kamuya ait değil ama kamu kaynaklarından ciddi biçimde desteklenen vakıflara ait.

Ve bildiğiniz üzere New York’taki bu inşaata Kızılay üzerinden destekler gidiyor.

Yani anlayacağınız gençler, Türkiye’deki büyük şehirlerde barınma sorunu mu yaşıyorsunuz, kolayı var.

New York’ta okuyun.

Ekmek bulamazsanız pasta yersiniz!

Epey bir süredir Türkiye’nin yerli aşısını hatta aşılarını bekliyoruz.

İlk çalışmalar umut vericiydi.

Erciyes aşısı en hızlı ilerleyendi.

O da Sinovac gibi “inaktif” aşı olacaktı.

Haliyle yan etkileri de sınırlı kalacaktı.

Öyle ki, geçen ilk bahar aylarında aşının önemli aşamalar kaydettiğinden, 2. Faz çalışmalarına başlandığından, 3. Faza yaklaşıldığından ve muhtemelen sonbahar aylarında kullanımına başlanacağından söz ediliyordu.

Benim “Bu kadar kolay değil. 3. Faz çok ülkede yapılacak. Bununla ilgili hangi aşamadayız acaba?” sorularım ise bozgunculuk olarak değerlendiriliyordu.

Erciyes aşısının arkasında Sağlık Bakanlığı duruyordu büyük ölçüde.

Bir de Teknoloji Bakanlığı'nın desteklediği ve çok umutla söz ettiği “Nasal” aşımız vardı.

O da dünyada bir ilk olacaktı.

Burundan sprey şeklinde uygulanacaktı.

Onu da Ahlatçı Grubu yapıyordu ve grubun başkanının bana söylediği kadarı ile “hazırdı”, her an uygulanabilirdi.

Fakat ne yazık ki, her iki aşıdan da şimdilik bir ses yok.

Erciyes aşısı şu ana kadar 1000’i biraz aşan denek üzerinde gözlemlenmiş ki, bu henüz 3. Faza geçilmediğini gösteriyor. Ve belli ki, Türkiye dışında bir ülkede deneme çalışmaları en azından “henüz” başlamamış.

Diğerinden ise hiç ses seda yok.

Biz ise Godot’yu bekler gibi Turcovac’ı bekliyoruz.

Acaba o da her şey gibi 2023’e mi yetişecek?

Yoksa seçime uygun olarak erken üretim olabilir mi merak ediyoruz.

CHP’de genel başkanın dış politika danışmanlığını yürüten milletvekili acaba CHP’nin dış politika çizgisini biliyor mu!

Ya da CHP’nin bir think tank, bir düşünce kuruluşu değil milletten oy isteyen bir parti olduğunun farkında mı!

Ve tabii kendisini dış politika danışmanı olarak yanı başında bulunduran kişi danışmanının açıklamaları karşısında ne düşünüyor!

Ünal Çeviköz çok değer verdiğim bir diplomat, çok da kıymet verdiğim bir arkadaşımdır.

Ama yaptığı işe siyaset denemez.

Türkiye’nin AK Parti döneminde elinde kalan ender dostlarından biri, Azerbaycan ülkesini işgal eden ve saldırganlığı Birleşmiş Milletler’den tescilli Ermenistan’ın işgaline karşı askeri harekat yapar, bu harekatı için doğruluğu kanıtlanmamış bilgilerle eleştiri yapan Ünal Çeviköz’dür.

Milli duyguların en yoğun olduğu dönemde milletin damarına basar.

Mavi Vatan denilen ve milletin çok hoşuna giden bir konsept vardır. Bu konsepte sahip çıktığını söyleyen iktidar partisi aslında Mavı Vatan’ı çoktan boş vermiş, Doğu Akdeniz’den gemileri çekmiş, arama ve sondaj faaliyetlerini bırakmıştır.

Çok övünülen Libya politikasında ise geri adım atılmış, Libya’dan geri dönülmesine ramak kalmıştır.

Tam bu esnada Ünal Çeviköz çıkar ve Mavi Vatan’a sahip çıkıp iktidarı eleştireceğine Mavi Vatan konseptini eleştirir. Ve Mavi Vatan’dan çoktan vazgeçmiş iktidarın ekmeğine yağ sürer.

Dahası CHP’nin açıklanmış politikasına da taban tabana ters düşer.

Tabii CHP seçmeniyle de ve CHP’ye gelmesi istenen seçmenle de!

Ünal Çeviköz elbette farklı düşünmekte, fikir egzersizleri yapmakta sonuna kadar özgürdür.

Ama bunu bir CHP milletvekili ve genel başkan danışmanı olarak yapması CHP’yi güvenilir bir parti olmaktan uzaklaştırır.

Çünkü buna parti içi demokrasi değil, politikasızlık denir.

Fatih Terim’in artık ununu eleyip, eleğini asması gerektiğini uzun zamandır söylüyorum.

Evet çok başarılı bir kariyeri oldu, evet Galatasaray’a çok şey kattı ama bitti.

Artık Terim’in futbol bilgisi, futbol anlayışı yetmiyor.

Galatasaray, Terim’le ancak ve ancak diğer büyükler şampiyon olamazsa olabiliyor.

Bu çok açık.

O eski söke söke şampiyon Galatasaray yok.

Rakipleri tarafından şampiyon yapılan Galatasaray var.

Şampiyonluk artık Galatasaray’ın pişirebildiği bir yemek değil, ikram edilebilirse yiyebildiği bir yemek.

Çünkü aşçı artık beceremiyor.

Terim’in bu yıl sonunda Başkan Elmas’a gidip, “Başkan ben artık çekileyim. İstersen Sportif AŞ yönetimine girebilirim ama teknik direktör olarak artık olmayayım” diyerek hakikaten Galatasaraylı olduğunu göstermesi lazım.

Artık profesyonel Galatasaraylılıktan, fahri Galatasaraylılığa geçmesi lazım.

Çünkü eminim ki, taraftar Fatih olarak kendisi de teknik direktör Terim'in bırakmasını isterdi

Akılla alay edenin sonunun alay edilmek olduğunu unutmadığımız zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00