Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Önceki gün Türk sanayinin önde gelen isimlerinden biriyle beraberdik.

Haliyle konumuz ekonominin durumu idi.

Bana göre sanayicinin keyfi yerinde olmalıydı.

Kapasite kullanımı artıyordu.

Sanayi üretimi pandemi sonrası rekorlar kırıyordu.

İhracat tüm zamanların en yüksek sayılarına ulaşıyordu.

Sanayici “Tüm bu söylediklerin doğru. Biri hariç” dedi, “Keyfimiz yerinde değil.”

“Sürdürülebilir bir büyüme içinde değiliz. Bizimkisi daha çok can havli ile büyümeye çalışma ya da komaya girmeden önceki iyilik hali gibi” dedi.

Endişelerini sıraladı:

1. Dünyada emtia fiyatlarındaki artış korkunç. Biz şu ana kadar bunu sanayici olarak sineye çektik. Ama bundan sonrası yok. Ya batacağız ya bu artışı yansıtacağız.

2. Enerji fiyatlarındaki artış daha az değil. Bunun Türkiye’deki bölümünü devlet bir bölümünü sanayici sineye çekti. Petrolde devlet vergiden vazgeçerek durumu idare etmeye çalıştı ama artık vergi de kalmadı. Bu da sürdürülebilir bir durum değil. Bu da eninde sonunda fiyatlara yansıyacak.

3. Evet ihracat artıyor ama ne pahasına? Değersiz TL rekabetçi olduğu için falan değil, işçinin alın teri üzerinden ihracatımız artıyor. Peki nereye kadar bu alın teri ihracatını sürdüreceğiz? Asgari ücret 300 dolara düştü. Bir de kayıt dışı istihdam var. İhracatı bu ayakta tutuyor. Kur falan değil. Peki hayalimizdeki Türkiye bu mu! Boğaz tokluğuna çalışan insanlar mı!

4. Mutfaktaki enflasyon yüzde 29. Şimdi sendikalar asgari ücret komisyonunda oturacaklar. En az yüzde 30 zam isteyecekler. Devlet de verecek. Vermek zorunda. Asgari ücrete yüzde 30 zam gelince bu silsile halinde zam demek. Maliyetlerin üzerine bir de bu binecek.

5. Ekonomi yönetimi zaten döviz kurunu gözden çıkarmış. Nereye giderse gitsin tavrı içinde. Zannediyorlar ki, bu ihracatı arttıracak. Öyle bir şey olmayacak ama bunu önceden göremiyorlar. İlle yaşayıp görmek zorundalar sanki.

Tam orada susturdum.

Son cümle Türkiye gerçeği idi.

Eğitim, bilgi ve bilgiye saygı azaldıkça bazı şeyler ancak yaşanarak görülüyor.

Türkiye’deki asıl çekişme de zaten öngörenler ile yaşayarak da öğrenenler arasında.

Bunda bir sorun yok.

Asıl mesele yaşayıp da öğrenemeyenlerde.

Türk toplumunun en iyi yaptığı şeyin ne olduğunu söyleyeyim mi!

Şaşırmış gibi yapmak.

Bildiği bir şeyi başkasından duyunca çok iyi şaşırmış taklidi yapıyor.

Önceki gün iktidara fazlasıyla yakın bir vakfın mensuplarını işe sokmak için torpil listeleri yaptığı ortaya çıktı.

Önce iddia idi, sonra vakfın müthiş zeki yöneticisi çıkıp “Böyle bir şey yok zaten o kişi bizim belgelerimizi çalmış şimdi ifşa ediyor” diyerek muazzam zeka dolu bir açıklama yaptı.

Anladık ki iddialar doğru.

Peki doğru söyleyin bunun böyle olduğu zaten belli değil miydi!

Ancak vakfın, derneğin, tarikatın, cemaatin asıl amacının mensuplarına imkan sağlamak ve bu yolla güç oluşturmak olduğunu bilmiyor muyduk!

Tüm bunlara kamu kaynaklarının kullandırıldığını, hepsinin merkezi otorite veya yerel imkanlardan faydalandığını fark etmiyor muyduk!

Son derece aşikar olan bir durum birkaç sayfa doküman ile belgelendi diye mi öğrendik yani de “Aaaa, çok şaşırdım” yapıyor herkes!

FETÖ’nün devlette yapılandığını bilmiyor muyduk mesela da darbe girişiminde bulundukları zaman “Aaa, devlette amma da yapılanmışlar” diye yalandan rol kesti herkes.

Bırakın bu çok şaşırmış numaralarını.

Biliyorsunuz, vatandaşı enflasyondan ve hayat pahalılığı baskısından Tarım Kredi Kooperatifleri Birliği kurtaracak.

Plan bu.

Gerçi Türkiye Tarım Kredi Kooperatiflerinin satış mağazalarının zincir marketlerden daha pahalı olduğu ortaya çıktı ama sorun değil.

Şimdilik onlar terörist değiller.

Zincir marketlerden alışveriş her an terör örgütlerini destek kapsamına alınarak tüketicinin Tarım Kredi Kooperatiflerinin mağazalarına akın etmesi sağlanabilir.

Açılacak 1000 mağaza dolup taşabilir.

Ancak benden duymuş olmayın ama son dönemde bulduğu milyarlarca dolarlık altın ile adı çokça duyulan Gübretaş’ın da sahibi olan Tarım Kredi Kooperatiflerinde halen sürmekte olan bir “yolsuzluk soruşturması” var.

Şaka yapmıyorum.

Neredeyse Osmanlı zamanında kurulan, Cumhuriyet döneminde gelişen ve son haline 3 yıl önce yapılan bir yasal düzenleme ile getirilen Tarım Kredi Kooperatifleri Birliği’nde yolsuzluk soruşturması sürüyor ve iddia o ki bayağı da derinlere iniyor.

Döviz alım satımlarında kimlik kaydı zorunluluğu getirildi.

Beklenmeyen bir adım değildi.

Aylardır söylediğim gibi yavaş yavaş geriye doğru gidiyoruz.

Sonunda döviz bulundurmanın suç olduğu günlere geri dönersek hiç şaşırmam.

Buna şaşırmadım ama bununla ilgili yapılan açıklamanın bizi “ahmak” yerine koyması ağırıma gitti.

Bu kararı alanların bahanesi şu: “Döviz bürolarının kurumsallaşmasını sağlamak”

Döviz büroları bu haliyle 1997 yılından beri faaliyette.

Hemen hemen 24 yıldır.

Bu 24 yılın hemen hemen 20’si AK Parti döneminde geçmiş.

Ve AK Parti bu 20 yılın sonunda döviz büfelerini kurumsallaştırmaya karar vermiş.

Biz de buna inanmışız.

Öcü kelimesini anlamsız hale getirmenin yolunun korkmamak olduğunu anladığımız zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00