Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Bu iktidar sayesinde kelime hazinemiz genişledi.

Yeni yeni şeyler öğreniyoruz sürekli.

Mesela istikşafi kelimesini hiç bilmezdim.

Bu iktidar sayesinde öğrendim.

Yine son yıllarda çok kullanılan ve beni illet eden gıybet kelimesini de eski Türkiye’de pek bilmezdik.

AK Parti iktidarı bazı kelimeleri hayatımıza soktuğu gibi, bazı kelimeleri de hayatımızdan çıkardı.

Artık bazı kavramları da kullanmıyoruz.

Bunların başında “istifa” kelimesi geliyor.

Bu kelime tedavülden kalktı.

Yasaklı bir eylem haline geldi.

Sıkıysa istifa et.

Yerini affedilmek aldı.

Çünkü istifa etmek bir irade göstergesi.

Af istemek ise tam tersi.

Af kapsamına alınan son kişi Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan oldu.

Şaşırdık mı!

Tabii ki, hayır.

Durmuş Yılmaz olmasa büyük ihtimalle geçen hafta gitmiş olacaktı.

Durmuş Bey’in “Resmi gazeteyi takip edin” demesi affı geciktirdi.

Ama Kara Salı’nın ertesi günü Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı'nın peş peşe attığı tweetler, zaten gidişatı gösteriyordu.

Bakan Elvan çoktan affedilmişti de, bizim haberimiz yoktu.

Ancak Ankara kulislerinden gelen bilgiler, Saray’ın Elvan’ın yerine ilk tercihinin Nureddin Nebati olmadığını söylüyor.

Bu görev için düşünülen ilk isim son zamanların kamuda popüler profesörü Erişah Arıcan.

Üniversiteden, Varlık Fonu’na kadar pek çok kamu görevini aynı anda yürüten Arıcan’ın Saray’da çok popüler olduğu bilinmeyen bir şey değil.

Bu popülarite, bu dönemde bir de “Bakanlık” ile taçlandırılmak istenmiş.

Erişah Hanım’a Hazine ve Maliye Bakanlığı defalarca ve de ısrarla önerilmiş.

Hatta bu konuda epey bir ısrara maruz kalmış.

Ancak Nuh demiş peygamber dememiş.

Bakanlık görevini kabul etmemiş.

Ve görev Nureddin Nebati’ye kalmış.

Hayırlı olsun:)))

Faizler düşüyor kurlar artıyor diye bir bilgi dolaşıyor ortalıkta.

Aslında durum tam bu değil.

Faizlerin düşmesi kurları ya da alışık olduğumuz şekliyle doların değerini arttırmıyor.

Türk lirasının değeri düşüyor sürekli olarak.

Ortada değeri artan bir şey yok, değeri düşen bir şey var, Türk lirası.

Ancak Türk lirasının değerinin düşmesine neden olan faizlerin düştüğü ise kocaman bir yanılsamadan ibaret.

Faizlerin falan da düştüğü yok.

Bir sanayici, bir esnaf, bir tüketici birisi de desin ki, “Ben bir ay öncesine oranla daha düşük kredi kullanıyorum”.

Yok öyle bir şey.

Faizi düşürdüğünü ilan eden bankalar bile masraf adı altında faizi yüksek tutacak önlemler alıyorlar kredi verirken.

Hadi iş adamını, esnafı, tüketiciyi bir kenara bırakalım.

Faizleri düşürdüğünü iddia eden, politika faizini yüzde 15’e çeken devlet hangi faiz oranıyla “kredi kullanıyor”?

Söyleyeyim de duyun.

Yüzde 20,98.

Evet Merkez Bankası yüzde 15’e çekiyor faizi ama devletin hazinesi son olarak 29 Kasım 2021’de yani üç gün önce yüzde 20,98 ile borç alıyor.

Devlet yüzde 21 ile borçlanırken, hangi ferdi vahit bundan daha düşük faizle borçlanabilir ki!

Yani aslında faizin düştüğü falan da yok.

Üstelik de Hazine çift taraflı sarmalda.

Bir yandan TL olarak borçlanma faizi düşmüyor. Ve TL borçlanmalarda yüksek faiz ödeniyor.

Diğer yandan düşmeyen faizlerin düştüğü yolundaki açıklamalar nedeniyle TL değer kaybettiği için hem devletin hem de özel sektörün yabancı para cinsinden borçları TL cinsinden artıyor.

Hani bu iktidarın meşhur “Win-Win” yaklaşımı vardı ya bir zamanlar, “Kazan-Kazan” dedikleri.

Şimdi durum tam tersi.

“Lose-Lose”, "Kaybet-Kaybet" oldu durum.

Ne zamana kadar, açıkçası bilmiyoruz.

Laboratuvarda bir deney yapılıyor.

Biz deney fareleri de hep birlikte izliyoruz.

Laboratuvarın patlamaması için dua ederek…

Knorr’dan bir yanıt geldi, tavuksuz tavuk bulyonlarla ilgili eleştirimize.

Başkan yardımcısı Toloy Tanrıdağlı’nın imzasını taşıyan yanıt oldukça uzun.

İlk bölümünde MSG’nin zararlı olmadığını ama Knorr’un hem MSG içeren hem de MSG içermeyen et ve tavuk suyunu tüketicilere sunduğunu anlatmışlar. MSG’nin yasaklı bir madde olmadığından söz etmişler.

Sonrasında ise uzun uzun Knorr’un tarıma ve çiftçilere verdiği desteklerden söz etmişler.

Gıda atığını azaltma konusundaki çevreci çalışmalarını anlatmışlar.

Çeşitliliğe verdikleri önemi, sürdürülebilir tarıma desteklerini yazmışlar.

Oldukça kapsamlı, geniş ve şirketi çok iyi anlatan bir mektup açıkçası.

Ancak tüm bunlara rağmen sorduğum tek soruya yanıt yok.

“İngiltere’deki bulyonlarda yüzde 3 tavuk yağı ve yüzde 1 oranında tavuk eti varken, Türkiye’deki bulyonlarda bu oran niye on binde 5?”

Çok açık, çok basit, çok anlaşılır bir soru.

Ama uzun mektupta ne yazık ki bunun yanıtı yok.

Oysa çok basit bir yanıt verilebilirdi.

“Ne kadar ekmek o kadar köfte. Türkiye’deki fiyata ancak bu kadar olabiliyor” diyebilirlerdi.

Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan ise tabii ki, çıt yok.

Ormanlar cayır cayır yanarken kılını kıpırdatmayan bir bakanlığın, bir et bulyonu için harekete geçmesini de herhalde beklemiyordunuz zaten.

Celal Şengör aradı.

Dünkü yazımda yer alan Faruk Çebi’nin Bürokrant adlı kitabında Atatürk’e ait olduğu yazılan “Vatanını en çok seven, vazifesini en iyi yapandır” sözü ile ilgili olarak aramış.

“O söz Atatürk’e ait değildir. O cümleyi kuran kişi eski Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ergin Celasin’dir. Pek çok kişi o sözü Atatürk’e atfeder ama sözün sahibi Celasin Paşa’dır” dedi.

Beteri olabilirdi diyebildiğimiz zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00