Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Dünkü yazım tam anlaşılamadı galiba.

        Elektriğe yapılan fahiş zamların aslında son yıllarda en fazla kamu ihalesi alma dünya rekorunu da elinde bulunduran şirketleri kurtarma operasyonu olduğunu anlattım.

        Bugün bu konuyu biraz daha detaylandırayım.

        Biliyorsunuz, yaşıyorsunuz evlerimizde, işyerlerimizde, sanayi tesislerimizde kullandığımız elektriğe son iki yıldır sürekli olarak zam yapılıyor.

        Elektrik faturalarımız giderek kabarıyor.

        Siz de bunun elektrik üretiminden gelen bir artış olduğunu zannediyorsunuz.

        Ama kazın ayağı öyle değil.

        Hatta tam tersi.

        Son iki yıldır Devlet, yani Elektrik Üretim A.Ş.(EÜAŞ), dağıtım şirketlerine sattığı elektriğin fiyatını düşürüyor.

        Hayır yanlış okumuyorsunuz, Devlet ürettiği elektriğin dağıtım şirketlerine satış fiyatını düşürüyor.

        Sizin faturaların arttığı dönemlerde bakın EÜAŞ dağıtım şirketlerine elektriği kaç liradan satmış.

        Birkaç örnek vereyim.

        1 Ekim 2019'da elektriğin kwh fiyatı 34,86 kuruşa çıkmış.

        1 Ocak 2020'de 27,56 kuruş olmuş.

        1 Nisan 2020'de 22,83 kuruşmuş.

        1 Ekim 2020'de 15,48 kuruş olmuş.

        1 Ocak 2021’de 20,50 kuruşa çıkmış.

        1 Nisan 2021’de 16,91 kuruşa düşmüş.

        1 Ocak 2022’de 23,76 kuruşa çıkmış.

        (Tarifelere bu link üzerinden ulaşabilirsiniz.)

        Tüm bu süreç boyunca sizin ödediğiniz faturalar hiç düştü mü?

        REKLAM

        Hayır.

        Tam aksine sizin, bizim ödediğimiz faturalar hep arttı.

        Niye?

        Çünkü uzun zamandır elektrik dağıtım şirketlerini kurtarma operasyonu sürüyor.

        Siz biz hepimiz ihale rekortmeni şirketleri kurtarmaya çalışıyoruz.

        Onlara indirim yapılıyor, bize ise bindirim.

        Yani artışların enerji maliyeti ile alakası yok.

        Bizim artışların nedeni dağıtım şirketlerinin finansman maliyeti.

        Müdebbir olmayan yatırımcının borcunu ödüyoruz.

        Kaç paralı vatandaşımız oldu acep

        Kaç paralı vatandaşımız oldu acep
        0:00 / 0:00

        Türkiye uzunca bir zamandır, Türkiye’den emlak satın alanlara vatandaşlık veriyor.

        Tek şart 250 bin dolarlık bir mülk almak.

        Dünyada bunun örnekleri var aslında.

        Mesela Malta, yaklaşık 1 milyon dolarlık bir yatırım ve bunun yanı sıra ev satın alma veya kiralama yolu ile vatandaşlık veriyordu. (Bazı çok ünlü Türk aileler de bu yolla Malta vatandaşlığı aldı.)

        Keza benzer bir uygulamayı Portekiz de yaptı.

        Karayipler’de bazı ada ülkeleri de bu uygulamayı yapıyor.

        Komşumuz Yunanistan gibi ülkeler ise benzer miktarlar karşılığında vatandaşlık değil ama oturma izni veriyorlar.

        Ancak Türkiye gibi yapan yok.

        Malta ve Portekiz vatandaşlık için belirli kotalar koydular.

        Mesela Malta bu yolla vereceği vatandaşlık sayısını 2.500 ile sınırlamıştı ve bunu da Avrupa Birliği’ne bildirmişti.

        Keza Portekiz.

        Türkiye’de ise ne sınır var ne başka bir şey.

        250 bine ev alan herkes vatandaş olabilir, hem de aileleriyle birlikte

        Yarın bütün Çin gelse mümkün.

        Bundan daha vahim olan ise bizim bu yolla Türk vatandaşı olanların sayısını bilmememiz.

        Hangi ülkeden kaç kişiye 250 bin dolar karşılığı vatandaşlık sattık asla açıklanmıyor.

        Yani şu anda kaç Iraklı, kaç Körfez ülkeleri vatandaşı, kaç Suriyeli, kaç Türk Cumhuriyetleri vatandaşı, kaç Azerbaycanlı, kaç Ermenistanlı ve kaç Çinli vatandaşımız oldu bilmiyoruz.

        REKLAM

        Dahası bunların bir bölümünün aslında ev almadan, ev almış gibi yaparak vatandaşlık aldığı iddiaları da ayyuka çıkmış durumda.

        Hiçbir şey satın almadan kaç göçmeni, kaç Suriyeliyi, kaç Afgan'ı vatandaşlığa aldığımızı ise hiç ama hiç öğrenemeyeceğiz.

        Anlayacağınız vatandaşlığımızı hayli ayağa düşürmüş vaziyetteyiz.

        Ama hangi ayakların altında olduğunu dahi bilmiyoruz.

        TOGG fastback ve gezdirilenler

        TOGG fastback ve gezdirilenler
        0:00 / 0:00

        Faruk Bildirici, Turkcell ve kamu kontrolündeki başka şirketler tarafından Las Vegas’taki CES (Consumer Electronics Show) yani Tüketici Elektroniği Gösterisi’ne götürülen gazetecilerden söz edip, “Bunlar oraya TOGG’un otomobilini görüp methetsinler diye götürüldü” demiş.

        Sevgili Faruk’un kaynaklarına sahip değilim, kimin niye götürüldüğünü bilemem ama oraya TOGG kimseyi götürmemiş, onu biliyorum.

        Konunun beni ilgilendiren tarafı ise bambaşka.

        Faruk Bildirici’nin sosyal medyadaki paylaşımının altına yorum yapan bir “Ahlaksız”, “Fatih Altaylı başladı bile” demiş.

        Ahlaksızın bunu demesinin nedeni dün twitter’e “TOGG’un sedanı şahane bir otomobil. Bu aracı yapan herkesi kutluyorum. Müthiş bir iş çıkarmışlar. Sorun şu ki, böyle bir araç ucuz olamaz. Bu da ucuza yerli araç bekleyenlerde hayal kırıklığı yaratır” demiş olmam.

        Bir Las Vegas seyahatine sülalesini satacak bir karakterde olmalı ki, böyle bir şey yazmış.

        Ama ahlaksızların bilmediği şu ki, ne Las Vegas’a davet edildim, ne Las Vegas’a gittim, ne de oradan yazdım.

        Bu geziler konusunda en hassas gazeteci ve gazete yöneticisi olduğumu tüm sektör bilir.

        Sabah Gazetesi’nin başındayken, bu tip gezilere katılma yasağı getiren bendim.

        Uzunca bir zamandır, gazeteci gezdirme gezilerine katılmıyorum.

        Gazetecilerin katıldığı yemeklere bile gitmiyorum.

        Çünkü ayyuka çıkan dedikoduların, dedikodu olmanın ötesine geçen rezilliklerin pis kokularının arasında olmak istemiyorum.

        Bu tavrımı da medya ile ilişkide olan herkes bilir ve saygı gösterir.

        Las Vegas’a gitmeden yazdığım TOGG’un yeni sedanı hakkındaki düşüncelerime gelirsek.

        Gerçekten beğendim.

        Dış dizaynı hafiften DS’in yeni sedanını andırsa da, DS bir sedan bu araç ise uzunca zamandır pek kimsenin doğru düzgününü üretmediği bir “Fastback”

        Bu da aslında TOGG SUV gibi bir Pininfarina tasarımı.

        Ve çok çekici bir otomobil.

        Orta direği olmayan, çok şık 4 tekil koltukla şıklığın zirvesine ulaşmış bir araç.

        Ancak bana göre bu otomobil seri üretime gidecek bir şey değil.

        Bu bir konsept.

        CES’e götürülme nedeni ise aslında içindeki elektroniğin tanıtımını yapmak.

        Bu aracı 2 yıl sonra yollarda görmeyi çok isterim ama ne yazık ki pek mümkün olmaz.

        Yine de güzel bir otomobil.

        Başkasını bil kendini bileme

        Başkasını bil kendini bileme
        0:00 / 0:00

        Türkiye’nin yeni doğalgaz anlaşmasının detayları Türkiye Büyük Millet Meclisine açıklanmamış.

        Gizli tutulmuş.

        İlginç.

        Türkiye’de Almanya’nın doğalgazı kaç liraya aldığını öğrenebiliyoruz.

        Türk siyasetçiler Avrupa’nın doğalgazı kaç liraya temin ettiğini kürsülerden haykırabiliyor, onlara yapılan zamları Türkiye’ye örnek olarak gösterebiliyor.

        Türkler Avrupa’nın gaz faturasını görebiliyor.

        Ama Türkiye’nin gazı kaç liraya aldığını Türkler öğrenemiyor.

        Sizce de biraz acayip değil mi!

        Bir deli bir taş bir kuyu

        Bir deli bir taş bir kuyu
        0:00 / 0:00

        Kaç gündür neyle uğraştığımı bir bilseniz, çok gülersiniz.

        Palavracı Türk spor basının, en palavracı gazetelerinden biri birkaç gün önce desteksiz bir yalan uydurmuş.

        Yalan şu.

        Galatasaray Spor Kulübü Başkanı Burak Elmas, bana Galatasaray Sportif A.Ş.’nin CEO’luğunu önermiş.

        Ben de kabul etmişim.

        Sportif AŞ’nin başına geçer geçmez, Fatih Terim’in görevine son verecek, tespit ettiğim bir yabancı teknik direktörle anlaşacak ve kulübü yeniden yapılandıracakmışım.

        Böylelikle derin Galatasaray yeniden kulübün hakimiyetini ele alacakmış.

        Oturup bunu ciddi ciddi yazmışlar.

        Ben bu haberi görmedim.

        Ama 1 haftadır yansımaları ile uğraşıyorum.

        Galatasaraylı dostlarım arayıp tebrik ediyor, taraftar grupları ise ya küfrediyor, ya da çok doğru karar diyor.

        Yüzlerce binlerce mail ya da sosyal medya mesajı ile uğraşıyorum.

        Hepsine tek tek anlatmaktan yoruldum.

        O yüzden buradan söyleyeyim.

        Bu külliyen yalan bir haberdir.

        Ne Burak Elmas’ın böyle bir teklifi söz konusu ne de benim böyle bir teklifi kabul etmem.

        Benim işim gücüm başımdan aşmış.

        Türkiye’nin bu zor zamanlarında kendi işimi yapmaktan başka bir derdim yok.

        Burak Elmas kardeşim, dostum.

        Elbette başarılı olmasını isterim.

        Kayınpederi Faruk Süren, neredeyse her gün görüştüğüm, hayattaki en yakın dostlarımdan biri.

        Galatasaray Spor Kulübü ile bunun dışında ne bir ilişkim ne de bir işim var.

        NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

        NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
        0:00 / 0:00

        İktidarlar ülkelerin kurumlarına düşman kalesi muamelesi yapmadığımız zaman

        Diğer Yazılar