Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Hatay Belediye Başkanı Lütfü Savaş, olay yerinden son derece önemli bir uyarıyı, olabildiğince insani bir biçimde yapmaya çalıştı ve dedi ki, “Tanju Özcan gibi birtakım uygulamalar yapma taraftarı değilim. Bu sorunla ilgilenmek Türkiye’yi yönetenlerin işi ama herkesin haberi olsun ki, böyle giderse 12 sene sonra Suriyeliler burada çoğunluk olacaklar. Hatay’ı Suriyeli bir belediye başkanı yönetir, Atatürk’ün Türkiye’ye kazandırdığı bu toprak elimizden gidebilir.”

        Bu son derece yerinde ve olabildiğince “milli” uyarının karşılığı ne oldu?

        Tabii ki her zaman ki gibi, “faşistlik suçlaması”.

        Peki Lütfü Savaş’ın ardından açıklama yapan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın verdiği sayılara ne diyeceksiniz!

        Bugüne kadar Türkiye’deki Suriyeli göçmenlere;

        - 97 milyon poliklinik hizmeti verilmiş.

        - 2,6 milyon ameliyat yapılmış.

        - 3 milyon yataklı tedavi hizmeti uygulanmış.

        Ve sıkı durun;

        - 760 bin Suriyeli bebek doğmuş.

        Ama bu iyimser bir resmi sayı.

        Çünkü Türkiye’de 10 yaşın altındaki Suriyeli sayısı 1 milyon 68 bin.

        Şu anda Türkiye’deki resmi Suriyeli göçmen sayısı ise 3 milyon 700 bin.

        Burada bulundukları süre içinde neredeyse yarı yarıya artmışlar anlamı çıkıyor bu sayılardan.

        Türkiye’nin ortalama nüfus artış hızı yüzde 1,1.

        Suriyeli göçmenlerin ortalama yıllık nüfus artış hızı yüzde 5.

        Hemen hemen 5 katı.

        Savaş'ın sözlerinden değil, kendi Bakanınızın ve kurumlarınızın verilerinden yola çıksanız bile durumun vahametini hesaplamanız, birkaç on yıl içinde ülkenin nereye gideceğini görmeniz mümkün.

        Bırakın şimdi faşistlikle suçladığınız eski AK Partili, yeni CHP’li Lütfü Savaş’ın açıklamalarını, kendi kurumlarınızın verdiği resmi sayılara bakın ve gerçeği artık görün.

        Ortada çok ciddi bir sorun var.

        Bakın paradan puldan bahsetmiyorum.

        Suriyeli göçmenlere verilen 97 milyon poliklinik hizmetinin, 2,6 milyon ameliyatın, 3 milyon yataklı tedavi hizmetinin bu ülkenin fakir vatandaşlarına yüklediği milyarlarca dolarlık faturadan, vatandaşlara verilen sağlık hizmetinin kalitesini düşürmesinden söz etmiyorum.

        Bu ülkenin demografisinin değişmesinden, geleceğinin riske girmesinden söz ediyorum.

        Hem de yönettiğiniz devletin resmi rakamları ile.

        Kendi verdiğiniz sayılar ile.

        Geçmişte, kürsülerden, sahnelerden Türkiye’ye davet ettiğiniz Fetullah Gülen Örgütü ile ilgili yaptığımız tüm uyarılar karşısında bizi din düşmanlığı ile suçladınız.

        Uyarıları dinlemediniz.

        Sonra “Kandırıldık” diye işin içinden çıktınız, af istediniz.

        Şimdi yine uyarıyoruz, “Faşist” diyorsunuz.

        Yarın yine “Kandırıldık” diyecek, af isteyeceksiniz.

        Seçmen üç paket makarna, iki paket kömüre affedecek belki.

        Ama tarih emin olun ki affetmeyecek.

        İtiraf

        İtiraf
        0:00 / 0:00

        AK Parti yöneticileri yine bürokrasiden şikayet ediyor.

        20 yıldır ülkeyi yöneten bir iktidarın, kendi yarattığı bürokrasiden şikayet etmesi çok ilginç.

        Bugün bürokrasinin en tepesindeki isimler, artık tamamen AK Parti tarafından, daha doğrusu Anayasa’nın verdiği yetkiyle doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı tarafından atanıyor.

        Tek seçici.

        20 yıldır tüm devlet kadrolarına alınanları da AK Parti belirliyor.

        20 yıldır bürokrasinin tabi olduğu tüm yasa ve yönetmelikleri de AK Parti çıkarıyor, AK Partili hükümetler uyguluyor.

        Peki tüm bunlara rağmen bürokrasiden şikayet ediliyorsa.

        Bunun anlamı sizce nedir.

        “Biz beceremedik” itirafından başka ne olabilir!

        Bu haraçtır

        Bu haraçtır
        0:00 / 0:00

        Türkiye’de yurt dışı çıkış harcı diye bir saçmalık var.

        Başka hiçbir medeni ülkede böyle bir şey görmedim.

        Ülkenin vatandaşları, seyahat etme özgürlüklerini kullanabilmek için devlete bir harç ödemek zorundalar.

        Bana sorarsanız Anayasa’ya aykırı bir durum.

        Ama nerde bu saçmalığı Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacak bir muhalefet!

        Ve bu harç geçtiğimiz hafta içinde arttırıldı.

        Ham de akılalmaz bir oranda.

        Yüzde 300.

        50 TL’lik harç, 150 TL’ye çıkarıldı.

        Ve kimsenin de gıkı çıkmadı.

        Yurt dışına çıkacak kadar zenginsen öde mantığı.

        Yani aslında gerçekten harç değil.

        Haraç.

        Güvenme

        Güvenme
        0:00 / 0:00

        Son birkaç yılını sürekli olarak Fatih Terim’i eleştirmekle ve Terim’i korkaklıkla suçlamakla ve Galatasaray’ın Terim’den kurtulması gerektiğini yazmakla geçiren Hıncal Uluç şimdi de sıkı bir Terimci oldu.

        Torrent’i suçlayıp, Terim’i övüyor sürekli.

        Bu kez Barcelona karşısında tek gol farkla elenen Galatasaray’ı eleştirmiş ve “Terim olsaydı elenmezdik. Torrent korkak” demiş.

        Hıncal Abimiz belli ki, Süleyman Demirel felsefesinde gidiyor.

        Dün dündür, bugün bugün.

        Dün söylenilenin bir önemi yok.

        O geçti gitti.

        İyi de Hıncal Abi, biz senin dün ne dediğini çok çok iyi hatırlıyoruz.

        Kim billir belki de Galatasaray yönetimi seni dinleyip, sana kulak verip, senin de etkinle Terim’in görevine son verdi.

        Anlaşılan sen “Beni dinlemeyin. Ben yazarım. O gün öyle, bugün böyle yazarım. Benim ne eleştirime güvenin ne de methiyeme” diyeceksin de diyemiyorsun.

        İnandınız mı gerçekten

        İnandınız mı gerçekten
        0:00 / 0:00

        Adını sanını kimsenin pek de duymadığı bir işadamı, birkaç hafta önce “Chelsea’yi satın alacağım” diye ortaya çıktı.

        4 milyar dolarlık Chelsea’yi alacak bir serveti Türkiye’de görünmüyordu.

        Hemen “Asıl işleri yurt dışında” denildi.

        Yurt dışındaki işlerinin ne olduğu da asla bilinmedi.

        Sadece “işleri” vardı.

        Ve sonunda Chelsea’yi almak için pazarlık masasına oturacakların kimler olduğu açıklandı.

        Bu kim olduğu flu işadamı ve şirketlerinden herhangi biri bu listede yoktu.

        Hemen “Bir karışıklık oldu” açıklaması geldi.

        Peki size bir soru sorayım.

        Bir tekiniz bile bu kişinin Chelsea’yi alacağına ciddi ciddi inandınız mı!

        Bir an olsun inanan oldu mu!

        Kanıt

        Kanıt
        0:00 / 0:00

        Beni son günlerde en çok neşelendiren olayı söyleyeyim mi!

        Yılın doktoru Alim Çökük.

        Alim Bey, Seyhan Devlet Hastanesi’nde sözleşmeli hekimmiş.

        Hangi başarısından ötürü bilinmez “Yılın doktoru” seçilmiş.

        Ödülünü en üst düzeyde almış.

        Ama ortaya çıkmış ki, Alim Bey, yılın hekimi seçildiği yıl bir kez bile hastaneye gitmemiş, sözleşmeli olduğu hastanede bir tek hasta bile bakmamış.

        Başhekim yardımcısı tarafından açılan kayıtlarla hastane olmadığı halde hasta bakmış gibi gösterildiği ama Acil Servis kayıtlarında hastaneye dahi gelmediği ortaya çıkmış.

        Diyeceksiniz ki, “Buna niye neşelendin.”

        Neşelendim çünkü bir dönemi bundan daha iyi anlatan bir olay olamazdı.

        Hani hep diyoruz ya, “Liyakate önem vermediğiniz için bu hale geliyoruz” diye.

        Haklılığımızı daha iyi ne kanıtlayabilirdi!

        NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

        NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
        0:00 / 0:00

        Devlet ciddiyeti yöneticilerin suratına değil, yönetme biçimine yansıdığı zaman.

        Diğer Yazılar