Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Değerli okurlar şimdi sizinle bir haber paylaşmak istiyorum. Buyurun birlikte okuyalım.

        Büyükşehir belediyelerinin çok yüksek maliyetlerle girdikleri ancak yeterli finansman sağlayamadıkları için bir türlü bitiremedikleri metro ve raylı sistem projeleri Ulaştırma Bakanlığı’na devrediliyor. Meclis’e sevkedilen ‘Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı’na konulan bir hükümle, Ulaştırma Bakanlığı, milyar dolarları bulan metro projelerini devralmaya ve tamamlamaya yetkili ve sorumlu kılındı. Ulaştırma Bakanlığı’na verilen bu yeni görev ve sorumluluk 2023 yılına kadar sürecek. Başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı …… …... ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı ….. …..’i sevindirecek gelişme, kamu yönetiminde devlete yükleyeceği yeni maliyetler nedeniyle pek sevinçle karşılanmadı. …… ve ……, yıllar önce başladıkları ve işler sarpa sarınca yarım bıraktıkları metro projelerini devletin yapması için yoğun kulis faaliyeti yürütüyordu. Sözkonusu faaliyet, Meclis’e sevkedilen 22 Nisan …. tarihli ‘Torba Kanun’la karşılığını bulmuş oldu. Kanun’un 27. maddesiyle getirilen düzenlemede, “Ulaştırma Bakanlığı, şehiriçi raylı ulaşım sistemlerini ve metroları 2013’e kadar yapabilir, yaptırabilir ve bunların yapımı devam etmekte olanlarını mevcut sözleşmeleriyle devralabilir” denildi. Ankara’da artık yılan hikayesine dönen metro çalışması, yasanın yürürlüğe girmesiyle Ulaştırma Bakanlığı’ndan sorulacak. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı ….., Ankara’nın 3 bölgesinde iddialı biçimde başlattığı ve 300 milyon dolardan fazla para harcadığı metro inşaatlarını, elektronik ve mekanik aksam için gerekli olan yaklaşık 1.5 milyar doları bulamadığı için adeta çürümeye terk etmişti. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ….., 2006 yılından bu yana metro ve raylı sistem projelerini devlete bırakmak istediğini dile getirdi. İBB Başkanı, “Doğrusu devletin bunu alıp yapmasıdır. Bizim bunu kendi kaynaklarımızla yapma imkânımız yok. Ulaştırma Bakanlığı’mıza ’Metroları size verelim. İstanbul’un metrosunu siz çözün’ diyorum” diye konuşmuştu.

        Yerel seçimler öncesinde Adana Büyükşehir Belediye Başkanı ….. …..’ı zor durumda bırakan Adana metrosu da, yasanın yürürlüğe girmesiyle Ulaştırma Bakanlığı’nın konusu olacak. Seçimlerden bir süre önce Sayıştay tarafından hazırlanan dosyada Adana Büyükşehir Belediyesi’nin çalışmalarına 12 yıl önce, projesine 10 yıl önce başlanan ve firmalara bugüne kadar 533 milyon dolarlık kaynak aktarılan Adana Hafif Raylı Taşıma Sistemi inşaatında 9 milyon TL’lik fazladan ödeme tespit etmişti. Taksim-4 Levent arasında çalışan metronun Atatürk Oto Sanayi ve Şişhane uzantılarında yapım çalışmaları, her ne kadar yerel seçim öncesi açılışı yapılmış olsa da devam ediyor. Söz konusu projelerin toplam maliyetinin 25 milyar doları bulacağı ifade ediliyor.”

        Haberi okudunuz.

        Pek sizce bu haber ne zamana ait.

        Düne mi, bugüne mi!

        Yoksa 2009’a mı!

        İsimlerini gizlediğim belediye başkanları kimler mi!

        Söyleyeyim.

        İstanbul, Ankara ve Adana büyükşehir belediyelerinin metro inşaatında çuvalladıkları ve işi Ulaştırma Bakanlığı'na devrettikleri tarih 2009.

        Yani ekonominin yolunda olduğu ve Türkiye’nin bolluk içinde yüzdüğü zamanlar.

        O zamanda dahi bu işi beceremeyip Bakanlığa devredenler ise o tarihteki Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı rahmetli Kadir Topbaş.

        Adana’da ise Aytaç Durak Başkan.

        Üçü de AK Partili.

        Yani anlayacağınız o zaman da belediyeler metroları tamamlayamamış.

        Merkezi idare almak zorunda kalmış.

        Ama her nedense kimse de “Belediye başkanları İstanbul’la ilgilenmediği için bize devretti” dememiş.

        Doğrusu da o aslında.

        Kimin yaptığı bizi ilgilendirmiyor.

        Sonuç olarak ister Bakanlık yapsın, ister Belediye, benim paramla yapıyor.

        Siyasetçiler babadan kalma arsayı satıp bu hizmeti bir hayır işi olarak yapmıyorlar.

        Bizim vergilerimizle yapıyorlar.

        Vergiyi veren biziz.

        Alan Ali imiş, Veli imiş hiç ama hiç umurumuzda değil.

        Önemli olan bizim hayatımıza olumlu etkisi olacak işler yapılmış olması.

        Siz oturduğunuz evi yapan ustanın adını merak ediyor musunuz!

        SGK'nın 5 milyar doları nerede?

        SGK'nın 5 milyar doları nerede?
        0:00 / 0:00

        Sayıştay raporları, devletin çivisinin dört bir yandan çıktığını bir kez daha anlatıyor.

        Raporlar incelendikçe çok ilginç şeyler görüyoruz.

        Artık kanun, kuralın, usulün, denetimin kalmadığını tam bir çadır devletinin bile gerisinde bir döneme döndüğümüzü görüyoruz.

        Akılalmaz bir örnek Sağlık Bakanlığı’ndan geldi.

        Sayıştay’ın SGK ile ilgili raporunu Dr. Ergun Demir ile Dr. Güray Kılıç incelemişler.

        Bunu kendi bloglarında yazmışlar.

        Diken de bunu haberleştirmiş.

        Sayıştay raporuna göre Sosyal Güvenlik Kurumu, Sağlık Bakanlığı’na 2021 yılında 81 milyar 160 milyon TL ödeme yapmış.

        Diyeceksiniz ki “SGK’lı hastalar içindir”.

        Evet ama ortada bir acayiplik var.

        Sağlık Bakanlığı, SGK’lı hastalar için 38 milyar 858 milyon TL’lik hizmet üretmiş.

        SGK’nın ödediği para ise verilen hizmetin iki katından bile fazla. 41 milyar küsur TL'lik bir fark var.

        Bu para nereye harcanmış belli değil.

        Üstelik 2021 fiyatları ile. Yani dolar 8 TL iken.

        5 milyar dolar fazladan ödeme.

        Peki bu para nerede!

        Kime harcanmış?

        Suriyelilere mi, Afganlara mı?

        Yoksa başka bir yere mi, şehir hastanelerine mi?

        Nereye?

        Ha şunu da hatırlatalım.

        Bu fazladan ödenen 5 milyar dolar ile 100 bin fakire bedava konut verilirdi.

        Bu sadece bir kurumun kaybı üstelik.

        Nerede olduğu ise raporlarda belli değil.

        Umalım ki, mantıklı ve geçerli bir açıklaması olsun.

        Mafya mensubu mu, devlet memuru mu?

        Mafya mensubu mu, devlet memuru mu?
        0:00 / 0:00

        Allah biliyor ya, Ankara’da bir grup müşterinin istek parçasını söylemeyen müzisyene saldırdıklarını duyunca “Mafyatik tiplerdir” diye geçirdim içimden.

        Çünkü bu yönde hatıralarım vardı.

        Mesela yıllar önce DJ Hakan Gündüz’den, şimdilerde siyaseten pek popüler bir mafya babası diskotekte “Çırpınırdı Karadeniz”i çalmasını istemişti.

        Hakan da “Şarkıyı bilmediğini, elinde plağı olmadığını, bu yüzden de çalmasının mümkün olmadığını” söylemişti.

        Sonuçta şarkıyı dayak zoruyla öğrenmiş, iki gününü yanlış hatırlamıyorsam Taksim İlkyardım Hastanesi’nde geçirmişti.

        Benzer bir olay Yeşil Kabare’de yaşanmış, zannederim aynı kişi Tanju Çolak ile birlikte geldiği Yeşil’de istediği şarkı çalınmayınca sanatçıya değilse de sağa sola ateş etmişti.

        Bülent Ersoy da istek şarkısını okumadığı için vurulmuş, bir böbreğinden olmuştu. Muazzez Ersoy’u da kendisine yollanan şampanyayı geri çevirdiği için vurmuşlardı.

        Özcan Deniz’i ise Meleğim şarkısını söylemediği için.

        Bu memlekette Filiz Akın gibi bir hanımefendinin bile sahnede mafya babası tarafından bıçaklatılmışlığı vardır.

        Ama bu işleri hep mafyatik kişiler, suç dünyasının ünlü veya ünsüz tipleri yapardı.

        Haluk Levent'ten öğrendiğimize göre bu kez bir şarkıcıyı öldürenler “devlet memuru”.

        İkisi Çalışma Bakanlığı’nda müfettiş.

        Biri ise TAİ’de mühendis.

        Eskiden mafya mensuplarının yaptığını, şimdi devlet memurları yapıyor.

        Olay vahim, olay korkunç, olay rezalet.

        Ama bu da bir diğer vahamet.

        Bu çakallar, bu alçaklar devlet memuru, kamuda çalışıyor. Kim bilir kimin torpillisi, kim bilir kimin nesi!

        Anlayın devletin düşürüldüğü hali.

        NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

        NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
        0:00 / 0:00

        Çiviyi çıkarmanın kolay aynı yere sokmanın ise zor olduğunu anladığımız zaman.

        Diğer Yazılar