Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        "Fabrika açılışı yaptınız ama fabrikanın içini 4200 davetlinin bir tekine bile niye göstermediniz, kaynak yapan robotlar, para boyayan robotlar çok güzel bir görüntü verirdi oysa" diye sorduğum ve üretim bandından çıktığı söylenen otomobillerin en azından birkaçının, elde üretilmiş eski TOGG’lar olduğunu açıkladığım günden beri ortalıkta TOGG üretim bandına ait olduğu söylenen görüntüler dolaşmaya başladı.

        Görüntülerde ortada bir üretim bandı yok, sağda solda tek tük TOGG’lar var.

        Muhtemelen bantta değil, elde üretiliyorlar.

        Mart’a kadar 3500 araç üretilip, tip onayı ve homologasyon için Almanya’ya yollanacak araçlar.

        Her gün elde 30 araç üretmek kolay olmaz.

        Üretim bandının devreye girmesi şart. İnşallah TOGG yönetimi yakın zamanda çalışmaya başlamış bir üretim bandı görüntüsünü servis eder de, bizim de içimiz rahatlar.

        Bana göre bir diğer güzel gelişme ise TOGG renklerine “Karadeniz Yeşili”nin eklenmesi oldu.

        Çünkü Karadeniz’in dağlarını, vadilerini, derelerini, göllerini bu hızla katletmeye ve müteahhitlere peşkeş çekmeye devam edersek Karadeniz Yeşilini sadece ve sadece yollarda TOGG’ların üzerinde görebileceğiz.

        İnşallah Karadeniz’in yeşili bitmeden, yollarda TOGG’ları görmeye başlarız.

        Tarım Bakanlığı'na teşekkürler ama yetmez

        Tarım Bakanlığı'na teşekkürler ama yetmez
        0:00 / 0:00

        Naylon poşeti para ile satmanın çevreci olmaya yettiğini zannetmek kimilerine görevini yapma ve vicdanını rahatlatma hissi uyandırsa da, aslında Türkiye çevre duyarlılığından hiç bu kadar uzak olmamıştı.

        Bunun iyi örneklerinden biri de 6 Kasım’da Boğaz’ı gemi geçişine kapayıp balık avına açma kararı.

        Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı sanki kendi üzerine vazife imiş gibi böyle bir karar alıyor ve açıklıyor.

        Oysa balık avcılığının bu bakanlık ile uzak yakın ilgisi yok.

        Balık avcılığı izni vermek bu bakanlığın yetkisinde değil, hele hele İstanbul Boğazı gibi endüstriyel balık avcılığına kapalı bir alanda özel izin yaratmak, Ulaştırma ve Altyapı’nın hiç ama hiç haddi değil.

        Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın bu iznine karşı Tarım Bakanlığı hemen bir açıklama yapıyor ve “Serbest olan lokasyonlarda” diyerek yetkisiz alınmış saçma karara “Dur bir dakika. O kadar da değil” diyor.

        Ve Boğaz’da sadece daha önce de izinli olan Beykoz’a kadar olan bölümde avlanmaya izin verileceğinin üzerine basıyor.

        Sonunda iş büyüyor ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, yetki aşımı yaparak verdiği gayrıyasal izinden geri adım atmak zorunda kalıyor.

        Tarım Bakanlığı'na bu düzeltme için teşekkür etmek gerek ama aslında doğru olan tüm Boğaz’ı balık avına kapamak.

        Çünkü Boğaz’da balıkçılık yapmak demek, bir huniye sıkıştırılmış balıkları insani olmayan bir biçimde tuzağa düşürüp avlamak demek.

        Daha önemlisi ise Beykoz Çukuru denilen bölge, Boğaz’da çinekopun ürediği bölge olarak tüm balıkçılar tarafından biliniyor.

        Parmak kadar lüfer yavruları çinekop adı altında burada yok ediliyor.

        Dahası tüm boğazlar ve Marmara’da yasak olmasına karşın buradaki gırgır teknelerinin arasına karışan troller de deniz dibine büyük zarar veriyor.

        Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın bu kararının ortaya çıkmasından ve bir başka bakanlığın basiretli tutumu sayesinde katliamın durdurulmasından sonra şimdi çevir kazı yanmasın operasyonu başlamış durumda.

        Hükümette koordinasyon ve yetki karmaşası olduğu gerçeğini gizlemek için “Bu kararın gayesi Türkiye’nin boğazlarda tam hakimiyeti olduğunu göstermek için trafiği yasaklamaktı” diyorlar.

        O zaman bunu “Boğaz’daki canlı yaşamını, üreme ve geçiş dönemlerinde korumak için boğaz trafiğini kesiyoruz” derdiniz.

        Çok daha doğru ve eleştirilemeyecek bir karar olurdu.

        Tabii dediğiniz gerekçe gerçek olsaydı.

        Enflasyona meydan okuyan tek ürün

        Enflasyona meydan okuyan tek ürün
        0:00 / 0:00

        Yukarıdaki yazı bana başka bir şeyi hatırlattı.

        Yüksek enflasyonun pençesinde kıvranan ve belki de tarihinin en yüksek enflasyonu ile karşı karşıya kalan Türkiye’de enflasyona karşı kahramanca direnen tek bir ürün var.

        Sadece geçtiğimiz 10 ayda TÜİK’e göre yüzde 85, İTO’ya göre yüzde 108, Enag’a göre yüzde 185’e ulaşan enflasyon 44 aydır sadece tek bir ürünün yanına uğramıyor.

        2019 yılında belirlenen fiyatı aradan geçen üç yıla, bu üç yılda ham maddesi olan petrol ürünlerinin fiyatı 7 kat artmasına rağmen fiyatı artmayan ve enflasyona meydan okuyan bu malın adı “alışveriş poşeti.

        Muazzam bir çevre duyarlılığı sonucu, bana göre gerçekten çok doğru bir kararla, marketlerde bol beleşe dağıtılmasının önüne geçilmesi için parayla satılmasına karar verilen ve 2019 yılında 25 kuruşa fiyatlandırılan plastik market poşetlerine o gün bugündür zam gelmedi.

        Tam 44 aydır.

        2022’de de fiyat sabit kalacakmış.

        Daha küçük boy çöp poşetlerinin fiyatı daha pahalı olduğu için artık herkes market torbalarını çöp poşeti olarak satın almaya başladı.

        Haberiniz olsun.

        Kışa soğuk diye kızılır mı!

        Kışa soğuk diye kızılır mı!
        0:00 / 0:00

        Mahir Ünal’dan sonra Pervin Buldan da Cumhuriyet’e saldırdı.

        Şimdi bazıları diyor ki, “Mahir Ünal’a tepki gösterdiniz de, Pervin Buldan’a niye tepki göstermiyorsunuz”.

        Yahu kışa niye soğuksun diye tepki gösterilir mi!

        Kış kışlığını yapacaktır elbet.

        Ama Mahir Ünal öyle mi!

        Bir yandan milliyetçiliğin dibine vuracaksın, en Cumhuriyetçi parti diye geçineceksin ve bu konuda “mihenk taşı” niteliğindeki bir parti ile işbirliği yaparak geri kalan tüm partileri “gayrı milli” olmakla suçlayacaksın, sonra da Cumhuriyet değerlerine saldıracaksın.

        Bu elbette ki, eleştirilir.

        Diğeri ise zaten yıllardır devlet karşıtlığı ve devlet düşmanlığı üzerinden yürüyen bir siyasi ve askeri görüşün en uç kanadının temsilcisi.

        Sonuçta MHP, HDP’nin ortağı değil. AK Parti’nin ortağı.

        Bu yüzden de Devlet Bahçeli haklı bir tepki gösteriyor.

        Bahçeli’nin HDP’ya karşı tavrı zaten ortada. Bırakın Pervin Buldan’ın istifasını, HDP’nin toptan kapanmasını istiyor zaten.

        Tabii bu arada tutarsızlık sadece “Pervin Buldan’ı niye eleştirmiyorsunuz” talebinde de değil.

        HDP ile yan yana gelen herkesi eleştiren AK Parti’nin bir heyeti HDP’yi ziyaret ederek destek istedi.

        Bu desteği başkası isteyince terörist oluyor da, AK parti isteyince “HDP de legal bir parti” mi oluyor?

        Bunu da bir izah etseniz.

        Oldu da bitti maşallah, onurlu dış politika inşallah

        Oldu da bitti maşallah, onurlu dış politika inşallah
        0:00 / 0:00

        Türkiye, İsveç’in ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine “Teröre destek verdikleri, PKK’yı koruyup kolladıkları, Türkiye’nin bazı teröristlerin iadesi yolundaki taleplerine yanıt bile vermedikleri” gerekçesi ile haklı olarak karşı çıktı.

        Hepimiz de bunu destekledik.

        Daha sonra ABD Başkanı Biden ile yapılacak bir görüşme uğruna bu konuda geri adım atıldı ve “Türkiye’nin taleplerinin ciddiye alınması karşılığında onay verilebileceği” söylendi.

        Ne İsveç ne de Finlandiya geçen 4 aylık sürede tek bir adım atmadı.

        Ne bu ülkelerin terörist örgüte karşı tavrı değişti ne talep ettiğimiz terör örgütü üyeleri iade edildi.

        Tam aksine bu süre içinde Öcalan gösterileri yapıldı, sokaklarda PKK bayrakları kol gezdi, binalara Öcalan görüntüleri yansıtıldı.

        Her iki ülkenin liderleri “Ancak yargı kararı ile iade ederiz” demekle yetindiler ve yargı kararları da değişmediği için Türkiye avucunu yaladı.

        Hakkımız olan, parasını ödediğimiz F-35 uçakları verilmediği gibi, sanki F-35’ler hiç söz konusu olmamış ve bizim değilmiş gibi Türkiye elden düşme F-16 peşine düştü. F-16’lar için yalvar yakar olundu.

        REKLAM

        Şimdi “belki” Doğan görünümlü Şahinler verilecek. Başından beri projesinin içinde olduğumuz ve parasını bizim verdiğimiz F-35'ler ise Yunanistan'a.

        Ve biz tüm bunlara rağmen bu iki ülkenin NATO üyeliğine onay vereceğiz.

        Niye?

        Çünkü Türkiye’yi yalandan övecekler.

        Bir Biden görüşmesi daha ayarlanacak.

        Operasyon tamamlanacak.

        Sonra bunu onurlu politika ve güçlü Türkiye diye yutturacaklar.

        Vahim olan ise geniş bir kitle de bunu yutacak.

        Bu arada muhalefet de “türban” falan ortalıkta dolaşacak.

        "Hamburger" diye kendi kanalında bile alay konusu olacak.

        NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

        NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
        0:00 / 0:00

        Otobüs şoförüne otobüsün duvarın içinden geçemeyeceğini söylemek suç olmadığı zaman.

        Diğer Yazılar