Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Bu sezon ilk kez Türkiye Süper Ligi'nden bir maçı başından sonuna kadar izledim.

        Lig TV’nin anti Galatasaray tavrına gıcık olduğum için Süper Lig aboneliğimi, Digitürk’ün kuruluşundan bu yana ilk kez yenilememiştim ve maçları da izlemiyordum.

        Ancak ısrarlara dayanamayarak Fenerbahçe-Galatasaray maçını ASY 1905 Derneği’nde, Galatasaraylı arkadaşlarımla izledim.

        Hakem Halil Umut Meler’e de çok ama çok sinirlendim.

        Olmayan fauller çaldı, olan faulleri çalmadı, kendine yönelik hareketlere sarı kartı gösterdi ama Galatasaraylı futbolculara yönelik hareketlere sarı kartlar konusunda çok cimri davrandı.

        Zaten maçtan sonra da tüm spor programlarında kötü hakemliği eleştiri konusu oldu, vazifesi hakemleri korumak olan programcılar bile ağır eleştiriler yönelttiler.

        Ben de maç sırasında birkaç tweet atarak tepkimi gösterdim.

        Sonra da eşimden gelen talimat ile tweetleri sildim :))

        Bu arada bazı okurlar da, “Fatih Bey tarafsız kalamıyorsunuz” diye tepki gösterdiler.

        Haklılar mı?

        Haklılar.

        Ama spor konusunda tarafsız olduğumu hiç söylemedim ki!

        Galatasaraylıyım.

        Adaletsiz değilim ama tarafsız da değilim.

        Mesela Ali Koç’a "Tarafsız değilsin" diye kızabilir misiniz!

        Saçma olmaz mı!

        Tabii ki taraf.

        Ben de Galatasaray Spor Kulübünde, yöneticilik yaptım, 2. Başkanlık yaptım.

        Tabii ki tarafım.

        Bu yüzden de takımıma haksızlık yapılırsa doğal olarak kızarım.

        Tarafsız değilim.

        Kesin.

        Ama olabildiğince objektif olmaya çalışıyorum.

        Çabam tarafsız olmak değil, adaletsiz olmamak.

        Altılı Masa'dan gayrı Anayasal bir söylem

        Altılı Masa'dan gayrı Anayasal bir söylem
        0:00 / 0:00

        Artık her güne “Altılı Masa’nın liderleri seçimi kaybetmek için bugün ne yapacaklar” diye haberlere bakarak başlıyorum.

        Allah selamet versin, Masa’daki hemen hemen tüm liderler güne “Bugün ne desek de bize gelme olasılığı olan seçmeni tedirgin edip AK Parti’ye geri yollasak” yarışı içindeler.

        Burada en tutan söylem ise “Başkanın bir yetkisi olmayacak. Liderler karar verecek. Liderlerin talimatları doğrultusunda Başkan yönetecek” söylemi.

        Bu o kadar etkili bir söylem haline geldi ki, seçmen “Yahu bir zurnanın son deliğini mi seçeceğiz. Parlamenter sisteme geçinceye kadar iki üç seneyi kayıp mı edeceğiz” diye düşünmeye başlıyor ve yetkisiz, etkisiz bir Cumhurbaşkanı seçmek zorunda kalmaktan huzursuz oluyor.

        Bu söylemin olumsuz etkisine rağmen, Masa’daki partiler, özellikle de anketlere göre oy oranı düşük partilerin liderleri ve sözcüleri bu saçma cümleden vazgeçemiyorlar.

        “Başkanı biz yöneteceğiz.”

        Bunu muhtemelen kendi seçmenlerine “Merak etmeyin. Kazanımlardan geri dönüş olmaz. Biz izin vermeyiz” mesajı vermek için söylüyorlar tam tersi etki yaratıyorlar ve zaten bunu söylemenin yolu bu değil.

        Son olarak Ahmet Davutoğlu da bu söyleme tutundu ve “Cumhurbaşkanı içeriden veya dışardan olsun, genel başkanlar her kararda doğrudan Cumhurbaşkanı gibi imza yetkisine sahip olacak” dedi.

        Hani bunu tecrübesiz biri söylese anlarım da, Dışişleri Bakanlığı yapmış, Başbakanlık yapmış, AK Parti’ye tarihindeki en büyük seçim zaferini kazandırmış bir siyasetçi söyleyince gerçekten anlamak zor oluyor.

        Çünkü söylediği şey mümkün değil.

        Olmaz.

        Olamaz.

        “Hayır Ahmet Bey, böyle bir şey yapamazsınız” demem lazım.

        Çünkü yapamazlar.

        Türkiye’nin iyi kötü bir Anayasa’sı var ve Türkiye bugün bile bu Anayasa’ya göre yönetiliyor.

        Eğer seçim sonrası Anayasa rafa kaldırılmayacaksa böyle bir şey mümkün değil.

        Çünkü Cumhurbaşkanı’nın yetkileri Anayasa ile belirlenmiş ve neyi yapıp neyi yapamayacağı ya da Cumhurbaşkanı’nın siyasi tabanını oluşturan partilerin ve genel başkanlarının yetkilerinin neler olacağı Anayasa ile sınırlı.

        Ahmet Davutoğlu’nun söylediği “Parti genel başkanlarının imza yetkisi” Anayasa’da yok.

        Anayasa’da olmayan bir yetkiyi Cumhurbaşkanı’nı kısıtlamak için kullanmak Anayasa’yı değiştirmeden mümkün değil.

        Yani Altılı Masa’dakilerin sıklıkla söylediği son olarak da Davutoğlu’nun ifade ettiği bu şey bir Amerikan tabiri ile “Bull Shit”

        Yani “zırvalık”.

        Yani “saçmalık”.

        Yani “manasızlık”.

        Bu saçmalığı dillendirmek yerine “Bizim Cumhurbaşkanı adayımızın yol haritası Altılı Masa’da üzerinde mutabakata varılan metin olacaktır. Cumhurbaşkanı seçilen kişi bu yol haritasına uymazsa 6 Parti TBMM’de gereğini yapar. Ve Cumhurbaşkanı’nın şimdiki gibi kafasına göre hareket etmesini engeller. Zaten demokrasi de bu demektir” deseler hem Anayasal hem de demokratik bir söylem tutturmuş hem de seçmeni tedirgin etmemiş olurlar.

        Ama kim bilir belki de amaçları seçmeni tedirgin etmek.

        Ne de olsa ayinesi iştir kişinin.

        Orta gelir

        Orta gelir
        0:00 / 0:00

        Okumuşsunuzdur ya da duymuşsunuzdur.

        Yeni bir konut edindirme kampanyası başlatıldı.

        Burada taksit ödemeleri, hane halkının gelirinin yüzde 40’ını aşmama esası getirildi.

        Ailenin satın alacağı evi kredilendirmek için, kredi taksitlerin eve giren “yasal” gelirin yüzde 40’ını aşmaması gerekiyor.

        Benim bu kampanyadan anladığım bu kampanyaya özellikle İstanbul’dan maaşlı çalışan kimse katılamaz.

        Hatta vergi beyanlarına ve açıkladıkları gelirlere bakılırsa, doktorların, avukatların, serbest çalışanların da önemli bir bölümü katılamaz.

        Çünkü bugün İstanbul’da bir ailenin oturabileceği bir evin fiyatı 4 milyon TL’den aşağı değil.

        O da ya kent merkezinin epey dışında ya da kentin içinde, göçmen işgali altındaki bölgelerde ya da varoş diye anılan semtlerde.

        Mesela birkaç gün önce, bir cenaze için gittiğim İkitelli’de, ilk depremde yerle bir olacağı her halinden belli gecekondudan bozma bir binadaki daireye 4 milyon TL istendiğini kulaklarımla duyduğum için, 3 milyon TL çok da iyimser bir fiyat aslında.

        Biz yine de iyimserliğimizi koruyalım İstanbul’da yaşayan bir aile bu kampanya ile 4 milyon TL’ye bir ev almaya kalkışırsa, bunun yüzde 25’ini kendi birikimlerinden peşinat olarak karşılasa bile aldığı 3 milyonluk krediyi 10 yılda geri ödeyebilmek için ayda 37 bin TL, 15 yılda geri ödemek için ayda 28 bin TL taksit ödemek zorunda.

        Bu durumda krediyi 10 yılda geri ödemeyi planlayan ailenin hane gelirinin aylık gelirinin 92 bin 500 TL, 15 yılda geri ödemeyi planlayan ailenin aylık gelirinin ise 70 bin TL olması gerekiyor.

        Bu durumda herhangi bir kamu çalışanının, bırakın kamu çalışanını ortalama olarak bir asgari ücretli kadar vergi beyan eden esnafın, kuyumcuların büyük bölümünün, doktorların ciddi bir kısmının, esnafın, tüccarın bu kampanyadan faydalanması pek mümkün görünmüyor.

        Kamu çalışanları açısından bakarsak, 2023 yılında yapılan zamlarla beraber vali maaşı 42 bin TL oldu.

        Eşi de vali olan bir vali 3 milyon TL’lik evi ancak 15 yıl vade ile alabiliyor.

        Karı koca genel müdür olsa 22 bin TL gelir ile kampanyayı ucundan yakalıyor.

        Bir alt düzey kamu çalışanının, kaymakamın, genel müdür yardımcısının, şube müdürünün karı koca kazansalar da böyle bir şansı yok.

        Üstelik eşlerin ikisi de vali bile olsa, 15 yıl boyunca boşanmak, karı kocadan birinin emekli olması falan gibi bir durum söz konusu olamaz.

        Vergi beyanlarına bakarsak, serbest çalışanların yüzde 95’i de benzer hatta beter durumda.

        İş gücüne katılanların yüzde 30’unun asgari ücretle çalıştığı, çalışanların yüzde 70’inin asgari ücretin yüzde 70 üzerinde bir maaş aldığı ülkede, bir iktidar orta gelir grubu için bir konut kampanyası düzenliyor ve burada orta gelirden minimum 70 bin TL ile 90 bin TL hane geliri kast ediyorsa, bunun gerçekçi bir durum olduğunu söylemek pek mümkün olmaz.

        Bir yandan 32 milyon kişiye sosyal yardım ulaştırmakla övünülürken böyle bir kampanya sadece servet beyanı niteliğinde olacaktır.

        Ev ve taş

        Ev ve taş
        0:00 / 0:00

        Yıllardır sürekli alışveriş yaptığım manava gittim.

        Kardeşi oradaydı.

        “Abin nerde” dedim.

        Küçük bir operasyon için hastanede imiş.

        Benim eve 100 metre mesafedeki bir hastanede olduğunu öğrenince, eve gidip aldıklarımı bıraktım ve hastaneye ziyaretine gittim.

        “Abi zahmet ettin” dedi.

        Gayet iyi görünüyordu.

        “Hayırdır” dedim.

        Böbreğinden taş aldırmış.

        “Düşüremeyince aldılar” dedi.

        Sonra ekledi, “Abi ekonominin durumunu iyice anladım. 2002 senesinde Altunizade’de ev aldığım fiyata şimdi böbreğimden taş aldırdım” dedi.

        Güldük.

        Ağlasa mıydık!

        NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

        NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
        0:00 / 0:00

        Kifayetsiz muhterisle, kifayetli muhteris arasındaki farkın anlık olduğunu anladığımız zaman.

        Diğer Yazılar