Anlatamayacağız ama bir kez daha deneyelim.
Başta Hatay olmak üzere yıkılan kentlerde yaşayan vatandaşlarımızı önce düzgün bir geçici konutlara yerleştirelim.
Sonra da bu kentleri, tarihlerine, geçmişlerine, sosyolojilerine, karakterlerine göre yeniden ama bu kez sağlam ve depreme dayanıklı bir şekilde imar edelim.
İmkansız değil, zor hiç değil.
Avrupa’dan çok güzel örnekler var karşımızda.
Mesela, Dresden ama özellikle Varşova.
Polonya’nın başkenti Varşova’ya hiç gittiniz mi bilmiyorum.
Gittiğiniz zaman etkilenmemeniz mümkün değil.
Son derece eski, tarihi binaların toplam yapı stokunun büyük bölümünü oluşturduğu, sıklıkla Ortaçağ mimarisini de yansıtan tarzıyla tarihi bir kent.
Tarihi dokusunun bozulmamış olması çok şaşırtıcı.
Ama bu dokunun tamamı yeni aslında.
Buram buram tarih kokan Varşova’da tarihi hiçbir şey yok.
Her şey yeni.
Ortaçağ’dan kalma zannettiğiniz binalar 1950’lerde yapılmış.
Varşova 2. Dünya Savaşı’nın en büyük yıkımı yaptığı kentlerden biri.
Savaş bitip Almanlar ülkeden çekildiğinde Varşova’nın yüzde 85 hatta yüzde 90’ı enkaz halinde.
Yerle bir.
Atom bombası yemiş Hiroşima’dan, Nagazaki’den farksız, belki beter.
Kentte kelimenin tam anlamıyla taş üstünde taş kalmamış.
Peki Polonyalılar ne yapıyor?
Bu güzel kenti, aslına uygun olarak birebir aynen ve yeniden inşa ediyorlar.
Tüm dokuyu, kentin mimari, sanatsal ve sosyal bütünlüğünü aynen koruyarak.
Kapı kollarına kadar.
Bunu Hatay’da, Gaziantep’in deprem vuran tarihi bölgelerinde yapmak zor değil.
Yeter ki, bir kez daha ihale çılgınlığına, müteahhit aşkına kapılmayalım.
Hızlı olalım ama acele etmeyelim.