Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Kızılay kansız kaldı.

        Göz göre göre, bile bile.

        Daha depremzedelere çadır satışı skandalı ortaya çıkmadan, daha başındaki adamın ne mal olduğu anlaşılmadan önce Murat Bardakçı “Ben bu Kızılay’a değil yardım etmek kan bile vermem” demişti televizyon ekranında.

        Üstelik de Bardakçı muhalif falan değil tam aksine Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu üyesi, Beştepe’ye ve Beştepe ahalisine yakın bir isim olarak söylemişti bunu.

        Öyle ki, o gün Kızılay’ı savunmak bana kalmış, “Yapma Murat, kan toplama organizasyonunu yapacak başka kurumumuz yok. Kızılay’a kan vermeye devam etmemiz lazım” demek zorunda kalmıştım.

        Çünkü o kanın, bir ihtiyaç sahibi için ne anlama geldiğini, ne kadar önemli olduğunu biliyordum.

        Ama bir çadır skandalı, Murat’ın sözlerinin üzerine tüy dikmiş olmalı ki, Kızılay bugün kansız.

        Önceki gün basına yansıyan ve yalanlanmayan haberlere göre iki günlük kanı kalmıştı Kızılay’ın.

        Haftaya o da kalmaz muhtemelen.

        Bu kansızlıkta, işin başındaki Kerem Kınık’a olan tepki kadar, Kınık yönetiminde aile çiftliğine çevrilen Kızılay’ın iş bilmezliği de etkin.

        Bakın aşağıdaki fotoğraf birkaç gün önce Kızılay’ın İstanbul Eminönü’ndeki kan toplama merkezinde çekildi.

        Merkez günlerce kapalı idi. Soranlara verilen yanıt ise “Stoklarımız dolu” idi.

        Bakın aslında mesele Kerem Kınık meselesi değil. Mesele toplumla inatlaşma, mesele bizden olsun isterse batırsın anlayışı.

        Türkiye’nin ecdat yadigarı, temelleri çok sevdikleri Abdülhamid Han tarafından atılmış kurumu Kızılay, başına getirilen liyakatsiz, toplum tarafından güvenilmez bulunmuş bir kişi tarafından batırılıyor.

        Kişiye güvensizlik, kuruma güvensizliğe dönüşmüş ve kurumu yok olmaya götürüyor.

        Ve o makama getirilen kişi o kadar felaket ki, bu duruma rağmen istifa etmeyi, yeni tabiriyle affını istemeyi aklının ucundan bile geçirmiyor.

        Ve en az bu kadar vahim olanı, kudretli ve kuvvetli iktidarımız da bu kişiyi görevden almayı, istifasını istemeyi aklına bile getirmiyor. “Birileri istedi diye kelle verilmez” anlayışı sürüyor, toplumsal tepki ile başarısız birini görevden almak bile zafiyet gösterisi olur diye kurumun batması göze alınıyor.

        İşte asıl vahamet budur

        Elbette, herkes yanılabilir. İnsanlar kavun olmadığı için koklayarak anlamak mümkün değil. Ama yanıldığını anladığın anda gereğini yaparsan ülke, devlet ayakta kalır.

        Yapmazsan çöker gider.

        Kızılay gözümüzün önünde çöküyor.

        Sırf bu nedenle başka nelerin çöktüğünü ise zamanla birlikte göreceğiz.

        Çok geç olduğunda.

        Tekstil umurunuzda mı!

        Tekstil umurunuzda mı!
        0:00 / 0:00

        Birkaç hafta önce Avrupa’nın en önemli tekstil fuarlarından Paris Premiere Vision’da Türk tekstilinin Avrupa dışına atıldığını, yıllardır fuarın Avrupalı üreticiler bölümünde yer alan Türk tekstil firmalarının bu kez Avrupa dışı firmalara ayrılan, tabiri caizse ikinci sınıf bir sergi salonuna tıkıştırıldığını yazmıştım.

        Yazının etkisi büyük oldu.

        Hiç kimse umursamadı.

        Ne Ticaret Bakanlığı ne Hazine ve Maliye Bakanlığı ne de Dışişleri Bakanlığı.

        Kimse.

        Türkiye’nin otomotivden sonra en fazla ihracat gerçekleştiren sektörü, en fazla istihdam yaratan sektörü Avrupa’dan dışlanıyor dedik, çok daha önemli işleri olan bakanlıklarımız umursamadı bile.

        Sonuç!

        Sonuç şu.

        Her yıl bu fuarda yüzlerce firma ile temsil edilen ve milyarlarca dolarlık iş bağlantısı yapan tekstil ihracatçılarımız, Premiere Vision organizatörleri ile anlaşamadı ve ikinci sınıf muameleyi de içlerine sindiremedikleri için fuara katılmama kararı aldılar.

        200’ü aşkın firma Premiere Vision’a fuardan çekildiklerini ve katılmayacaklarını bildirdiler.

        Burada Fransızların yaptığı elbette kabul edilemez.

        Ama Türkiye’yi yönetenlerin duyarsızlığı ve vurdumduymazlığı da kabul edilebilir gibi değil.

        Saat hesabı

        Saat hesabı
        0:00 / 0:00

        Daha doğrusu saat ekonomisinden.

        Dünyada lüks saat pazarının giderek büyüdüğünü, bu pazardaki bazı markaların özellikle de Rolex, Patek Philippe ve Audemars Piguet’nin ikinci elde yüzde 100, hatta yüzde 300, 400 primle satıldığını daha önce yazdık.

        Bunlar biliniyor.

        Bilinmeyen ise bu üreticilerin ürettikleri saat miktarı idi.

        Hepsi gerçek rakamları sır gibi saklar, yaklaşık sayılar verirlerdi.

        Ancak Morgan Stanley’in İsviçreli saat üreticileri ile ilgili raporu, her şeyi net biçimde ortaya çıkardı.

        Buna göre İsviçre’nin en büyük saat üreticisi Rolex 2022 yılında 9.3 milyar İsviçre Frangı ciro yapmış. (Yaklaşık 10.2 milyar dolar.)

        Onu takip eden Cartier’nin cirosu 2.750 milyar İsviçre Frangı.

        Omega’nın 2 milyar 470 milyar, Audemars Piguet’nin 2 milyar İsviçre Frangı geliri olmuş.

        Tartışmasız dünyanın en iyi saati olan Patek Philippe’in cirosu ise 1.8 milyar İsviçre Frangı olmuş.

        Onu 1.3 milyar ile yeni parlayan marka ve Acun Ilıcalı'nın saati olarak tanınan Richard Mille, 1.2 milyar ile Longines, 900 milyon civarı ile IWC, Breitling ve Vacheron Constantin izlemiş.

        Bu sonuçlara göre Rolex bir önceki yıla göre yüzde 15, Patek Philippe yüzde 20, Audemars Piguet ise yüzde 30 civarında büyümüş.

        Ve Morgan Stanley’in raporu kimin kaç saat ürettiğini de ortaya koyuyor.

        Buna göre Rolex geçen yıl 1 milyon 200 bin saat üretip satmış.

        Cartier 620 bin, Omega 560 bin, Audemars Piguet 50 bin, Patek Philippe 68 bin, Richard Mille ile 5 bin 300 saat satmış. En fazla satış yapan ise 1 milyon 1700 bin adetle Longines olmuş.

        İsviçre’nin en büyük 10 saat üreticisinin dünya saat pazarındaki payı ise yüzde 67.

        Bu saatlerin tamamına yakınının İsviçre dışında satıldığını yani ihraç edildiğini de herhalde tahmin ediyorsunuzdur.

        İlk 10 saat üreticisinin toplam ihracatı 23.4 milyar İsviçre Frangı ya da 25.5 milyar dolar ediyor.

        Bu da Türkiye’nin 2022 yılındaki otomobil ihracat rakamı olan 9 milyar doların 2.5 katından fazla, 4 milyar dolar olan Savunma Sanayi ihracatının ise yaklaşık 6.1 katı.

        NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

        NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
        0:00 / 0:00

        Siyasetçilerin gözünde ülke parti için değil, parti ülke için var olduğu zaman.

        Diğer Yazılar