Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bırakın siyaseti, savaş tamtamlarını, tatsız tuzsuz tüm konuları... Size biraz dünyanın en güzel şehirlerinden St. Petersburg’u ve bizim “Deli’’, Rusların ve tüm dünyanın “Büyük’’ dediği kurucusu Çar Petro’yu anlatayım. Çar Petro 1682 yılında tahta çıktığında 10 yaşındaymış. Bu nedenle olsa gerek fiili olarak ülkeyi yöneten ablasıymış.

        Ancak Petro 17 yaşına gelince bir saray darbesiyle ablasını ve ağabeyi İvan’ı devre dışı bırakarak tek ve gerçek Çar olarak Rus İmparatorluğu’nun başına geçmiş. Geçer geçmez de imparatorluğu büyütmenin, modernleştirmenin ve Avrupalılaştırmanın gerekliliğini, aksi takdirde Rus İmparatorluğu’nun tutucu yapısıyla çökmeye mahkûm olduğunu görmüş.

        Bunun için de kafasında iki yol varmış. Birincisi, kilisenin yani dinin devlet yönetimindeki etkisini azaltmak, diğeri ise denizlere hâkim olacak büyük bir donanmaya sahip olmak.

        Ancak bu donanmaya Karadeniz’de sahip olmanın bir anlamı olmadığını, Karadeniz’deki bir donanmanın Osmanlı hâkimiyetindeki Boğazlar’dan çıkamayacağını görmüş. Bu yüzden de yüzünü kuzeye, Baltık Denizi’ne çevirmiş. Ancak buralar İsveç Krallığı’nın hâkimiyetinde olduğu için İsveç’e savaş açmış. İsveç Kralı’nı bozguna uğratmış, kral Osmanlı’ya sığınmış ve bu savaş İsveç Krallığı için sonun başlangıcı olmuş. Rusya ve Petro için başlangıç.

        Petro, Baltık Denizi kıyısında büyük bir kent kurmaya ve donanmayı burada oluşturup konuşlandırmaya karar vermiş. Neva Nehri’nin Baltık’la buluştuğu noktayı yeni şehrin kurulacağı yer olarak seçmiş. Ancak bir sorun varmış. Bu arazi tamamen bataklıkmış. Sibirya dahil olmak üzere bütün ülkeye bir çağrı yapmış, “Herkes bir çuval toprak, taşıyabileceği kadar kaya alsın buraya gelsin’’ diye.

        Bataklık kurutulmuş. 42 ada oluşturulmuş; İtalya’dan, Fransa’danAvrupa’nın en iyi mimarları getirtilmiş veAvrupai bir kent kurulmuş. Tabii tüm bu çalışmalar sırasında 300 bin Rus, bataklıklarda can vermiş. Bir rivayete göre, bir papaz çocukluğunda Petro’ya geleceği anlatmış ve “Sen çok büyük bir Çar olacaksın. Kuzey ülkelerini fethedeceksin. Orada bir başkent kuracaksın ve o başkente azizlerden birinin adını vereceksin’’ demiş.

        Bunun etkisiyle olsa gerek Petro bu yeni kente Aziz Peter’den esinlenerek Saint Petersburg adını vermiş. Kent 16Mayıs 1703 günü “açılmış’’ ve başkentMoskova’dan buraya taşınmış. Bolşevik İhtilali’ne kadar da başkent olarak kalmış. Burada bir tersane kuran ve dev bir donanma oluşturan Petro, temelinde bilim ve kültürün olmadığı bir devletin yaşayamayacağını da biliyormuş. Her yere kütüphaneler, bilim merkezleri, bilimi halka anlatmak ve öğretmek için bilim müzeleri kurdurmuş. Tiyatrolar, konser salonları, opera binaları inşa ettirmiş.

        Rusya’yı tam anlamıyla modern birAvrupalı ülke haline getirmeye çalışmış. En büyük korkusu ise ölümünden sonra Rusların yeniden eski tutuculuğuna dönmesi, kilisenin yeniden ülke yönetiminde egemen hale gelmesiymiş. Hayli dindar olmasına rağmen, devlet ile kilisenin kesinlikle ayrı olması gerektiğine inanıyormuş. Ancak ilk eşi ve o eşinden olma tek oğlu, babanın aksine oldukça “sofu’’ ve kilisenin etkisinde kişiliklermiş. Çar Petro, ölümünden sonra tahta geçecek oğlunun modernleşme çabalarını sürdüremeyeceğini görünce hayatının en zor kararını almış. Oğlunu ve eşini önce tutuklatmış, sonra da öldürtmüş. “Rusya’nın büyük ve modern bir ülke olması için başka çarem yoktu’’ demiş.

        Büyük bir ihtimalle Petro sayesinde bugün Rus edebiyatı, Rus müziği, Rus balesi diye büyük bir dünya mirasına sahibiz. St. Petersburg’daki eski kışlık saray, bugün dünyanın en büyük sanat koleksiyonuna sahip ve en iyi müzesi olarak tanımlanıyor. St. Petersburg Puşkin’in, Anna Ahmatova’nın, Rimski Korsakov’un ve daha onlarca büyük sanatçının yaşadığı, eserlerini verdiği şehir...

        FEDERASYON, KULÜPLERİN RAKİBİ MİDİR?

        Futbol Federasyonu dediğin, futbol kulüplerinin bir araya gelerek kurduğu bir organizasyondur. Kulüpler için kulüpler tarafından kurulmuştur, kulüpler için vardır. Bizim Federasyon ise tam aksi bir halde kulüplerle rekabet için varmış gibi. Kulüplerin sırtından kazandığı parayla Türkiye’nin en başarılı kulübüyle rekabet ediyor. Galatasaray’ın hocasını elinden almaya çalışıyor. Kulüplerin oluşturduğu havuzdan gelen parayla Galatasaray’ın teknik direktörüne, Galatasaray’ın önerdiğinden daha büyük paralar vererek Galatasaray’ı teknik direktörsüz bırakmaya çalışıyor. Futbol Federasyonu’nu yöneten cühelanın bilmediği şey ise başarılı bir kulüp takımı olmadan başarılı bir Milli Takım olamayacağı. Türk Milli Takımı’nın en başarılı ve hatta tek başarılı olduğu dönem, Galatasaray’ın Türkiye ve Avrupa’yı kasıp kavurduğu dönemdir. Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş başarılı değilse Milli Takım hiç olamaz!

        NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

        Ahlaki değer olmayınca her şeyin değerini yitirdiğini anladığımız zaman.

        Diğer Yazılar